Yeni Anayasanın kapsamı ve öngörüsü

Yeni Anayasanın kapsamı ve öngörüsü

Türkiye’nin gündemi hep yoğundur ve başını kaşıyacak zamanı hiç yoktur. Rivayet odur ki, Türkiye’nin rahat bırakılmaması üzerinde dünyanın ittifakı vardır.

Olsun, biz bu Türkiye’yi seviyoruz, şikayetçi de değiliz. Lafımız olduğunda da sözümüzü bir şekilde söyleriz. Herkesin bu yoğun gündem içinde işini gücünü bırakıp bize kulak vermesine de gerek yok, her hâlükârda bize yetecek bir çevre buluruz.

Türkiye dünya nüfusunun %1’ini oluşturuyor. Bu ülkede başarılı olan her uygulama, tüm dünyaya örnek olabilecek bir şansa sahiptir. Bu bir hamaset değildir. Matematiksel bir gerçektir. O nedenle Türkiye’de konuşan ve yazan her birey, dünyaya konuştuğunun ve yazdığının farkında olmalı.

O nedenle Türkiye adına konuşanlar büyük düşünüp büyük konuşmak zorundadır. Uzun bir süre gündemde yer alacağa benzeyen “Yeni Anayasa” konusunda da fikir serdedenler büyük düşünmek zorundadır.

Yeni anayasanın gündemde oluşunun, elzem bazı ihtiyaçlardan kaynaklandığında kuşku yok. Ama ihtiyaçların ne olduğu konusunda rivayetler muhtelif.

Bir araştırma yapılsa, ki yapılıyor, öncelikli konu olarak PKK terörünün yarattığı ve gündeme taşıdığı bazı sorunları çözmek için yeni bir anayasaya gerek olduğu görüşü öne çıkıyor.

Eskilerde İslamcıların buna benzer anayasal şikayetleri var gibiydi; şimdilerde ise yok diyebiliriz! Onun dışında çok önemli denebilecek bir konu da yok! İslamcılar sütre gerisinden, rejimden duydukları bazı rahatsızlıkları da “Kürt Sorun”u kapsamında çözmek istiyorlar!

Eğer Türk milleti “Yeni Anayasa”yı kendi mefküresi ile hazırlamaya kafa yormuş olsaydı gündem çok daha farklı olurdu:

-Arap Baharının estiği Müslüman devletlerde değişimin ilk maddesi, siyasal rejimdir. Yeni rejim de ancak yeni bir anayasa ile mümkündür. Evleviyetle yeni bir anayasa kaçınılmazdır.

 -İsyanlara meydan vermeden sorunlarını daha medeni yöntemlerle çözmeyi düşünen devletlerin de ilk elden yapmaya çalıştıkları yeni bir anayasa hazırlamaktır.

-İslam ülkelerinin her birinin iç dinamikleri, öncelikleri, nüfus, din, mezhep ve etnik yapıları çok parçalıdır. İslam tarihi boyunca var olan farklılıklar, son yüz yıl içinde ortadan kaldırılmaya çalışılmış olsa da hiçbirinde durum değişmemiştir. Aksine baskı altına alınmış kimlikler, özgürlükler arttıkça içinde ciddi aşırılıklar barındıran zarar verici taleplere dönüşmüştür. 

-Dünya küresel ölçekte ekonomik bir kriz yaşamaktadır. Bu ölçekte bir kriz ancak yeni bir ekonomik sistemle aşılabilir. Bunu servet transferine dönüştürmeye çalışanlar olabilir ama sorun derinlerdedir ve transfer edilen servetler, eski düzenin çöküşünü daha da hızlandıracaktır.

-Batıda dizayn edilmiş modern bir kimlikle ulusal sınırlar içinde yeni bir kimlik yaratmaya çalışanların geçen yüzyılda verdikleri en büyük rahatsızlık, kültürel hakları gözardı etmekti. Bu sorun modernleştirilen tüm toplumlarda yaşandı. Bu aralar çok popüler olan “kültürel haklar” temelli anayasa tartışmalarının geçici bir durum olduğunu öngörebiliriz. Resmi dilleri abartanlar da, buna tepki gösterenler de İngilizce bilmeyi akıllılık sayıyorlarsa, kültürel hak taleplerinin ne kadar ciddi olduğunu görebiliriz. Bu tür taleplerin uzun ömürlü olamayacağı kanısındayız. Kimliklerin baskı altında tutulmasının yarattığı tepkiyi önemsemek ve kültürel hakları anayasaların güvencesine almak gerekir. Bununla beraber bu hakların yaygın anlamda kullanılacağı kanısı, öngörülerimiz içinde yer almamaktadır. 

Buna benzer başka tespitler de yapılabilir…

Dünyanın üçte ikisinin yeni bir anayasa arayışı içinde olduğunu düşünürsek yapmaya çalıştığımız anayasanın “örnek olma” misyonunu gözardı edemeyiz. Yeni anayasa, öncelikle Türkiye’nin anayasal sorunlarına ve geleceğine ışık tutacaktır. Bununla beraber millet olarak tarih ve coğrafyamızdan kaynaklanan sorumluluklarımız gereği de yeni anayasamız tüm Batı dışı toplumlarca önemseneceğinin farkında olmalıyız. “Büyük düşünmek zorundayız”dan kastımız, yeni anayasayı bu bakış açısıyla tartışmaya açmaktır.

Bundan dolayı Türkiye; özelde İslam ülkelerine ve genelde de tüm devletlere “örnek” olabilecek bir anayasayı hazırlamak zorunda olduğu bir dönemden geçmektedir. Bu ülkede ancak büyük düşünenler çözüm üretebilir. Aksi halde yalnızca Kürt sorununu çözmek için yeni bir anayasa tartışması başlatmak bu kadar abartılacak bir konu olmasa gerek.

Türkiye öyle bir anayasa hazırlamalıdır ki, içerik olmasa da model olarak Kuzey Afrika, Ortadoğu, Balkanlar, Orta Asya, Afrika ve Güney Asya ülkelerine örnek olabilmelidir.

Bu ülkenin alimleri; geleceğin Türkiye’sini inşa edecek bir anayasa hazırlarken, aslında geleceğin dünyasının örnek ülkesini inşa edeceklerdir.

Bizlerin beklentisi bu yöndedir.

Küçük düşünemiyoruz, elde değil!

Bir cevap yazın