Yeniden yeni CHP! Nereden nereye… (9)

Yeniden yeni CHP! Nereden nereye… (9)

“Ortanın solu” veya “merkezin solu”, CHP’ye umulan faydayı sağlamadığı gibi ağır bir seçim yenilgisine neden oldu. “Ortanın solu, Moskova’nın yolu!”dur. Çünkü muhalefetin ortanın solundan anladığı budur, seçmene de tamı tamına böyle anlatmıştır.

 

Robert Koleji’nden beri Anglo-Sakson terbiyesi alan Bülent Ecevit’i CHP’ye takdim edenlerin bir bildiği vardı! Ecevit’e buyur diyen İsmet Paşa’nın da elbet bir bildiği vardı. Siyasette şark kurnazlığından ve pragmatizmden başka bir ilkesi olmayan İnönü, yeni gelişmelere de aynı pragmatizmle yaklaştı.

 

CHP muhalefette ise, “inkılaplar”ın tehlikede olduğu, “irtica”nın ise ha geldi ha gelmekte olduğu çığlıklarıyla yeri göğü inlettiğine bakmayın. Durum CHP’nin politik tercihlerine gelince, her şey değişir, bütün inkılaplar gider, geriye sadece “inkılapçılık-devrimcilik” kalır! O da CHP’nin yaptıklarıdır!

 

Oysa, ortanın solu dünyanın her yerinde ve siyaset biliminde öncelikle Karl Marx’ın ve Friedrich Engels’in yoludur! Atatürk’ün yolu olduğu iddiasına ise asla! İsmet Paşa hiçbir uyarıya ve eleştiriye kulak vermez! En güçlü argümanı ise “Devletçiysek zaten ortanın solundayız!” der, yüreklere su serper!

 

Gelelim Ecevit’e istikamet verip onu CHP’ye takdim eden ve Genel Başkanlığa taşıyan güce:

Ecevit zaman zaman İngiltere ve ABD’ye gazetecilik, siyaset, sosyoloji, psikoloji ve Ortadoğu konulu seminerlere gider. Henry Kissinger’ın rektörü olduğu günlerde Harvard Üniversitesi’nde aldığı “komünizmle mücadele” seminerlerinden çok yararlanır! Ecevit’in unutamadığı ikinci olay ise Kissinger’den aldığı feyizdir ve ölünceye kadar da her hatırladığında “Değerli Hocam!” deyip hayırla anmayı ihmal etmez!

 

Rahmetli Ecevit, Rockefeller Foundation Fellowship bursuyla ABD’ye nasıl gittiğini, komünizmle mücadele seminerlerine katıldıktan sonra da Atatürk’ün partisine “ortanın solu”nu hangi vatanseverlik duygusu ile armağan ettiğini açıklamadan terk-i dünya eyledi! Rahmetli ortanın solunu CHP’ye nasıl yakıştırdığını açıklamadığı gibi, “sosyal demokrasi” veya “demokratik solu” da açıklamadı. Hele CHP’yi 1976’da Sosyalist Enternasyona üye yapışı yok mu, bu konuların hepsi yanıtsız kaldı! 

 

Hiç mi tartışılmadı, denecek olursa haksızlık olmasın; tabii ki tartışıldı! Atatürk inkılaplarının zamana göre yeniden yorumlanması gerekmiyor muydu?…

Çağdaşlaşmak amaç değil miydi?…

Devletçilik… Halkçılık… yok muydu?…

Bunların hiçbiri olmasa bile “inkılapçılık – devrimcilik” ilkesi bile, Türkiye’nin düzenini Marx’ın ve Engel’in istikametinde değiştirmek için yeterliydi!

Sosyalizme giden yolda kapıyı kırmaya gerek yoktu; aralamak yeterliydi!

O zaman sorun yoktu!

 

Yıl 2012.

Hala vatandaş sosyalist enternasyonalin ne olduğunu öğrenemedi.

1951 Temmuz’unda Frankfurt am Main‘da bir araya gelen Marx ve Engelsci sosyalist hareketler, “Sosyalist Enternasyonal”i kurarken tanımını da yapmışlardır: Kanlı devrimlerle kurulmaya çalışılan Marxçı ve Engelsci düzenler, bundan böyle demokrasi araç olarak kullanılarak kurulmaya çalışılacaktır.

Bu çerçevede Marx’ın yazdığı;

Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi,

Musevi Sorusu Üzerine,

Ekonomik ve Felsefi Metinler,

James Mill Üzerine,

Kutsal Aile,

Feuerbach Üzerine Tezler,

Alman İdeolojisi, Komünist Manifestosu,

Grundrisse,

Siyasal Ekonominin Eleştirisi,

Kapital,

-Marx’ın Mektupları ve Konuşmaları… Ecevit’li yıllarda CHP’nin sol ideolojisinin, “Bu Düzen Değişmeli”, “Ne Ezen Ne Ezilen, Hakça Bir Düzen”, “Toprak İşleyenin, Su Kullananın” gibi unutulmaz sloganların ilham kaynağı, feyz alınan kaynak kitaplar olmuştur. 1973 seçimlerinde %33, 1977 seçimlerinde ise %41 oranında oy almıştır.

 

12 Eylül 1980’de Türk Silahlı Kuvvetleri emir komuta zinciri içinde ihtilal yapan ve gerekçelerini kamuoyuna “İhtilal Konseyi” başkanı adına açıklayan Kenan Evren Paşa “Türkiye’nin Atatürkçülük çizgisinden saptığını ve binaenaleyh bir düzeltme yapmak gerektiğini Nitekim onu kararlılıkla yaptıklarını …” tok bir sesle anlattığında, CHP’ye gün boyu akıl veren kimi zevat, başlarda içlerinden, ortalık yatışınca da açıktan Paşa Hazretlerine “Sen Atatürkçü isen ben değilim!” deyiverdiler. (Devam edecek)

 

Bir cevap yazın