Atatürk’ün Suriye ile imtihanı

Atatürk’ün Suriye ile imtihanı

Atatürk “Yurtta sulh cihanda sulh” derken, 1934’te ülke içinde “çatışmadan uzak, istikrardan yana” bir iç politika; yakın ve uzak komşularla da “barışçıl” bir dış politika izlemekte olduğunu veciz bir şekilde açıklamıştır.

 

Atatürk “Yurtta sulh” derken, “demokrasi ancak ülke içinde sınıf, ideoloji, etnik ya da dini görüş ayrılıkları, bunlar da halk arasında taban bulamıyorsa parti farkı yaratılarak düşük yoğunluklu çatışmalarla sürdürülebilir” tezini benimsemediğini söylemiştir. 

 

Demokrasi, Eski Yunan sitelerinden beri sınıf çatışmalarına dayanarak yaşayabilen bir rejimdir. Batının, Yunan Demokrasi ve Roma Cumhuriyet deneyimlerinden elde ettiği sonuç, demokrasinin ve cumhuriyetin ancak “çatışma” ile yaşatılabileceğidir.

 

Günümüzde tüm dünyaya ihraç edilen Batılı demokrasi modelleri de çatışmacıdır ve burjuva niteliklidir. Geniş halk kitlelerine “işçi olmayı ve işçi kalmayı” benimseten süper ultra ideolojileriyle ülke içinde sükûneti sağlayan Batılılar, çatışmayı “öteki” ülkelere taşıyarak dünyaya nizamat vermeye çalışmaktalar.

 

Atatürk’ün demokrasiye geçmeye cesaret edememesinin nedeni de, olması gereken çatışmanın kontrolden çıkma olasılığıydı. Atatürk ülke içinde düşük yoğunluklu da olsa, önlemleri ne kadar iyi alınmış da olsa demokrasiye geçmeyi istemedi.

 

Atatürk “Cihanda sulh” derken, şartlar Türkiye açısında çok daha elverişliydi. Büyük bir savaş yaşanmış, Osmanlı Devleti de adam akıllı bir güzel yenilmişti. Lozan Antlaşmasında Batılıların isteyip de alamadığı bir şey kalmamıştı Türkiye’den. Batı I.Dünya Savaşı’nda Osmanlı sorununu çözmüştü ama geride, savaşan diğer devletler arasında sonuçlandırılamamış bir yığın sorun vardı.

 

O nedenle Batılı bankerler, savaş sonrası antlaşmalarda bir tek Osmanlı-Türkiye alacaklarını

sonuçlandırdılar, diğer devletlerle olan borç-alacak hesaplarını ise açık bıraktılar. Yeni bir savaş için ne kadar finans gerekiyorsa o miktarda da borç vermeye devam ettiler.

 

Atatürk’ün “cihanda sulh” politikası gereği yakın ve uzak komşularıyla yaptığı bir dizi antlaşma, Batılıları rahatsız etmemiştir. Batılılar hazırlandıkları yeni savaşta Türkiye’yi dışarda tutmakta kararlıydılar. Çünkü yeni bir dünya savaşında Türkiye’den alacakları veya verecekleri bir hesap yoktu. O zaman Türkiye uluslararası çatışmaların dışında kalmalıydı.

 

Tekrar “Yurtta sulh, cihanda sulh” prensibine dönersek şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, yurtta sulh bizim görüşümüzdü, cihanda sulh da Batılıların dayatmasıydı. Daha açıkçası, özellikle Fransız bankerler 1928’e gelindiğinde ülke içinde kontrollü çatışmaya dayanan bir demokrasi; dışarıda da barıştan yana bir politika izlemesini istiyorlardı.

 

Atatürk, Fransız bankerlerin ısrarlarına dayanamadı, Paris büyükelçisi Fethi Bey’e Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kurdurdu. Çok geçmeden dünyayı kasıp kavuran ekonomik kriz Fransız Frank’ını pula dönüştürünce demokrasiye gerek kalmadı ve SCF’yi kapattırdı.

 

Dünya ekonomik krizini ve dünyanın Avrupa merkezli yeni bir savaşa hazırlandığını gören Atatürk, en yakın arkadaşlarıyla anlaşmazlığa düşerek, hatta İnönü’den de kurtularak Suriye toprağı gibi görünen ihtilaflı Hatay’ı, Fransa ile savaşmayı göze alarak Türkiye topraklarına kattı.

 

Hatay’ın Türkiye topraklarına katılması, Atatürk’ün “cihanda sulh” prensibinin yine kendisi tarafından çiğnenmesinden başka bir şey değildir.

 

Atatürk Hatay’da ısrar ederken, yakın çalışma arkadaşlarının hepsi, bu politikanın Türkiye-Fransa arasında bir savaş sebebi olacağını ve Türkiye’nin bu savaşı ekonomik, teknolojik ve askeri açıdan kaybedeceğini söylemişlerdir.

 

Atatürk ise, “Dünya öyle bir noktaya gidiyor ki, Fransa Hatay’dan dolayı bizimle savaşmayı göze alamaz… Bu fırsatı değerlendirelim” demiştir. Ve gerçekten de Fransa Türkiye ile Hatay yüzünden savaşmayı göze alamamış ve Hatay Türkiye’ye katılmıştır.

 

Türkiye Temmuz 1939’da “Hatay’ın İlhakı”ında çiğnediği “cihanda sulh” politikasını, Temmuz 1974’te “Kıbrıs Barış Harekatı”nda ikinci kez çiğnedi. 

 

Suriye konusu gündemin ilk sıralarındaki yerini koruyor.

Konuşması ve yazması gereken kim varsa Suriye konusundaki görüşlerini kamuoyuna açıkladı. İki yılı aşkın bir süreden beri Arap Baharı hakkında açıklanan görüşleri de göz önünde bulundurarak Suriye sorununu birkaç soru etrafında özetleyebiliriz: 

 

            -Arap ülkelerindeki anti-demokratik rejimlerin bir bir yıkıldığı bir dönemde, Esad rejimi ayakta kalabilir mi?

-Esad rejimini Türkiye de desteklemiş olsa yaşama şansı var mı?

            -Suriye’de ortaya çıkan ayaklanmadan yararlanmak isteyen devletlerin ve örgütlerin Türkiye’ye verebileceği zararları Esad rejimi engelleyebilir mi?

            -Türkiye, hiç yoktan Suriye’de ayaklanma çıkaran bir devlet midir yoksa yakın zamanda istesek de istemesek de yıkılacak rejimin neden olabileceği zararlardan kendini korumaya çalışan bir devlet mi?

            -ABD Suriye’de rejimi yıkmak istiyor diye Türkiye, susup kenarda durup olanları izlemeli mi yoksa Esad rejimini ayakta tutmaya mı çalışmalı? Ya da zaten rejim yıkılıyor o halde Türkiye, ABD’den de hızlı davranıp inisiyatifi ele mi almalı?

            -Türkiye, Atatürk gibi Suriye’den toprak mı almalı yoksa kurulacak yeni rejimden görebileceği zararları mı önlemeye çalışmalı?

            -Suriye konusunda görüş açıklayanlar veya tavır alanlar; Hatay’ın ilhakını, Kıbrıs Barış Harekatını, ABD’nin Irak ve Afganistan işgallerini, Tunus, Mısır, Libya, Yemen’deki Arap Baharının sonuçlarını ve bu rüzgarın daha ne kadar eseceğini dikkate aldılar mı?

            -Yakın geçmişte “demokrasi tehlikede” diye TSK’yı darbeye çağıranlar, bugünlerde anti-demokratik Esad rejimi için ortalığı neden tozuttuklarını hiç düşündüler mi?

            -Hangi Allah’ın kulu Esad rejiminin yaşayacağına inanıyor?

            -Türkiye’nin içinde istikrarsızlık çıkaranlar, Türkiye’nin çıkarlarına mı hizmet ediyorlar yoksa ABD ve İsrail’in mi?

-Rusya veya Çin veya İran emperyalizmine hizmet etmek, Türkiye’ye hizmet etmekten çok mu daha şerefli?

            -Sahi, Esad rejiminin yaşayacağına kimse inanmıyorsa bu muhalefet, hangi ülkenin çıkarları için kaç çuval dolara yapılıyor?

 

 

 

 

Bir cevap yazın