Kürtlerin dini

Kürtlerin dini

Kürtlerin (Ekradın) etnik köken ve yurtları konusundaki tartışmaların bir benzeri de dini inanışları konusunda yapılmaktadır. Oryantalistler Kürtlerin asıl dininin Zerdüştlük olduğu yönünde ısrarlılar. Kürtlerin İslam Dini ile bağlarını koparmak için sürekli İslamiyet öncesi kaynaklara başvurmaktalar.

 

Oryantalistlerin çabalarını haklı çıkaracak hiç mi kanıt yok denecek olursa, insaflı olmakta yarar var. Tabii ki, var ama Batılıların abarttığı kadar değil. Çünkü Ekrad aşiretlerinin yaşadığı coğrafyada tarihin bir döneminde din mi, mezhep mi yoksa tarikat mı olduğu tam olarak bilinemeyen Zerdüştlük diye bir dini akım doğmuş ve bölge aşiretlerinden bazılarını etkilemiştir.

 

Ekrad aşiretleri arasında Zerdüşlüğün kutsal kitabı Avesta, Kuran kadar yaygın anlamda benimsenmiş olsaydı, okuma-yazma ve kütüphane geleneği çok önceleri oluşur ve bugüne kadar da çok sayıda kitap kalırdı. Oysa durum tam tersinedir; ortada ne kitap, ne de kütüphane vardır!

 

Eğer birkaç aşirette Zerdüşlüğe ait kanıtlar bulunmuşsa, bunu abartarak “Bütün Ekrad Zerdüştü!” demek yanlış olsa gerek. Çünkü Ekrad aşiretlerinin küçük bir kısmı Zerdüşt idiyse, geri kalanı Ermeni, Süryani, Gürcü Hıristiyan, Yahudi ve muhtelif Pagan dinindendi.

 

 

İslamiyet ve Kürtler

 

İslam Dini’nin kısa sürede Önasyada hızla yayılması, Ekrad aşiretlerinin hayatında büyük değişiklikler yapmıştır. Çünkü İslam, kısa sürede büyük çoğunluğun anlaşabildiği tek ortak kimlik olmuştur. Zamanla aralarında mezhep ve tarikat farklılıkları olmuşsa da, bu ortak kimliğe zarar vermemiş; aksine, ortak kimliği pekiştirmiştir. Çoğunluğun Şafii mezhebini seçmesinin, Ekradın İslam dairesinde kalmasında büyük etkisi olmuştur.

 

Belirttiğim gibi Ekrad arasında asıl devrim, Müslüman olduktan sonra “kitap, okuma ve yazma” alanında oldu. Çok sayıda Ekrad, İslam Dini’ni iyi öğrenmesi için çocuğunu medreselere gönderdi. Gidenlerin çok azı geri döndü ama Müslüman olduktan sonra gün geçtikçe Ekrad arasındaki okur yazar sayısı arttı. İslam Dini’ni öğrenme isteği o kadar fazlaydı ki, kısa süre sonra dağ yerleşimlerinde Ekrad medreseleri kurulmaya ve yayılmaya başladı.

 

Ekradı bir uygarlığa dayandırmak veya kimlik arayanlar da çok iyi bilmekteler ki, insanlık tarihinde birçok olumlu gelişmenin başlangıcı ve devam ettiricisi, okuma-yazmanın bir geleneğe dönüşmesiyle mümkün olabilmiştir. Tüm Ekrad aşiretleri arasında okuma-yazma, Müslüman olmakla mümkün olabilmiştir.

 

Ekrad ahvalini dert edinen Batılı antropologlar, sosyologlar ve genelde de tarihçiler, tıpkı Türklüğe yaptıkları gibi, İslamlığı “kimliği bozan ve dejenere eden bir faktör” olarak gördüler ve sürekli İslam öncesine uysa da uymasa da vurgu yaptılar. Bu uğraş bugün de devam ediyor.

 

Bu o kadar fütursuzca yapılıyor ki, Ekrad medreselerinde bin iki yüz yıldan beri Arap alfabesiyle okuyup yazan, çok önemli eserler veren literatür birikimini yok sayarak, “Kürtler Latin alfabesi kullanmalı” demekteler. Oysa İran, Irak ve Suriye Kürtleri Arap alfabesi kullanmaktalar. Türkiye’de yaşayanların temel eğitim kurumları olan medreselerin de alfabesi Arap alfabesidir.

 

Batılı Oryantalistlerin şu ısrarı hız kesmeden devam etmektedir:

Kürt olacaksanız bu da ancak İslam’ı unutmakla ve biz Latin hurufatıyla mümkün olacaktır. Bunun dışında İslamiyet, Arap alfabesi falan Batısız öğretileri asla kabul etmiyoruz. Eğer eski gelenekleri sürdürecekseniz, bu yola bizsiz devam edin, adeta, ne haliniz varsa bizsiz görün, demekteler.

 

Oysa Önasyada tarihin en büyük devrimini Müslümanlar yaptı. Çok kısa sürede önce Araplar yazı, kitap, kütüphane ve uygarlıkla tanıştılar, çok geçmeden de öğrendiklerini Önasyanın tamamında kentli, Bedevi veya Ekrad ayrımı yapmaksızın her topluluğa aktardılar.

 

Özellikle Uygarlıklar Tarihi araştırmacılarının bildiği bir başka husus daha var ki, bu katı yapıyı İslamlık yıkmış ve bütün halkları uygarlıklarla Müslümanlar tanıştırmıştır:

 

Peygamberlerin Kutsal Kitaplarla kurduğu yeni hayat ve ona ilişkin bilgiler, kısa süre sonra dini bürokrasinin tekeline girmiş, siyaset ve halka basit bilgiler, yüce bir gerçek gibi sunulmuştur. Kralların bile kıramadığı bu kast sistemi, İslamiyet sayesinde ortadan kaldırılabilmiştir.

 

İslam’ın

-“İlim tahsil etmek kadın-erkek, zengin-yoksul, kral-dilenci ayrımı yapmaksızın herkese farzdır” ve

-“Bir Müminin en büyük ödevi, İslam Dini’ni tebliğ etmektir” prensibi, İslam Dini’nin ulaştığı tüm halkları aydınlattığı gibi Ekrad aşiretlerini de ihtiyaçlarının çok üstünde aydınlatmıştır. Sır gibi saklanan bilgiler ifşa edilmiş ve isteyen herkes ulaşabilir hale gelmiştir. Bu, yeni bir durumdur ve geride kalmış tüm halkları kısa sürede bilgiye ulaşma konusunda eşitlemiştir. Bundan da en çok Ekrad aşiretleri yararlanmıştır. Günümüzde bile Türkiye’nin yurt içi ve dışı dini temsilciliklerinde, İlahiyat ve Diyanet camiasında Ekrad kökenli din görevlileri oldukça fazladır ve saygı da görmektedirler.

 

Türkiye’de yasal olmayan ama sivil toplum oluşumu gibi muamele gören tarikatların şeyhlerinin büyük çoğunluğu Ekrad kökenlidir. Bir araştırma yapıldığında görülecektir ki, Türkiye’de Ekrad tarikatlarının ve şeyhlerinin bağlılarının çoğu da Türk dediğimiz insanlardır.

 

Belirttiğimiz gibi eğer Ekrad tarihinde bir gelişme, bir devrim veya kimlik tanımlaması yapılacaksa bu ancak Müslümanlık üzerinden yapılabilir.

 

Müslüman olduktan kısa bir süre sonra Ekrad aşiretleri üzerinde mollalar ve şeyhler söz sahibi oldular ve beyler ve ağaların etkisini bir ölçüde kırdılar. Ekrad arasında din duygusu o kadar gelişti ki, beyler ve ağalar, İslam Dini’ne tavır alarak varlıklarını sürdüremez hale geldiler. Bu asla gözardı edilemez bir durumdur.

 

İslamiyet, Ekrad aşiretlerine medeni olma fırsatını onların dağlarına taşıdı. Çok iyi tahsil ettikleri İslami ilimler, medeniyete ilişkin problemlere vakıf olmalarını sağladı. Öyle ki, İslamiyet sayesinde Ekrad, mefküresindeki on bin yıllık teorik ve pratik boşluk önemli ölçüde giderildi.  

 

Ekrad aşiretleri, İslami ilimler ve yönetimlerle tanıştıktan sonra aralarındaki sorunları İslam hukuku ile çözmeye başladılar. Bu etki medeniyet dışı yani kent dışı toplumlarda benzeri olmayan bir devrimdir.

 

İslam Dini’nin ilk yüzyılında oluşan Müslümanlık bilgisi, Ekradın binlerce yıldan beri dağlada sürdürdüğü yaşam tarzını zorlamadığı gibi onlara üç kıtada, uşsuz bucaksız İslam coğrafyasında çok önemli özgürlükler sağlamıştır.

 

Bu konuya ilişkin vereceğimiz örnekler aynı zamanda merak konusu olan “Ekrad aşiretleri nasıl Müslüman oldu ve İslam Dini’ni neden bu kadar ciddiye aldılar” sorusuna da cevap olacaktır:

 

-İslamlığa göre askerlik gönüllüydü, katılan ganimet alır, katılmayan köyünde kalırdı.

-Kimsenin örf, adet, gelenek, kültür, dil ve dinine karışılmıyordu. İsteyen istediği dine, mezhebe veya tarikata katılabiliyordu. Kim ne isterse onu savunabiliyor, onu öğrenip öğretebiliyordu.

-Merkezin dayattığı bir hukuk yoktu. Akit serbestliği vardı. İsteyen istediği hukuk mezhebine göre yaşayabiliyordu. Akitlerini de buna göre yapabiliyordu.

-İslami yönetimler, hiçbir topluluğun iç işlerine karışmıyordu. Kendi aralarında seçimle veya babadan oğula başkanını belirleyebiliyordu, iç işlerinde tam bir serbestlik vardı.

-Aşiretlerin kendi hukukçuları vardı. Kısmen fıkıh kısmen de örfle hükümler veriliyordu, infazlar yapılıyordu. Merkezi otorite buna müdahale etmiyordu.

-Aşiretler arasında çatışma derinleşmedikçe ve aşiretler merkeze başvurmadıkça müdahale yapılmıyordu.

-Ekrad dediğimiz dağlı aşiretlerin ekonomileri zayıf olduğundan, merkezi otoriteye vergi ödemiyorlardı. Yerel otoritelerin daha açıkçası Ekrad Beylerinin, bazen ölçüsüzce tahsil etmeye çalıştıkları vergiler ise sürekli sorun oluyordu…

 

İnanç, ahlak ve ibadet konularına değinmeden, sözünü ettiğimiz siyasal kimliği oluşturan konularda İslamiyetin koyduğu prensipler, Ekrad aşiretlerinin kabile olmadan da hayatlarına önemli yenilikler kattı.  

 

Bu arada şu hatırlatmayı da yapmamız gerekir:

Tarihin her döneminde ve her toplulukta rastlanan bazı durumlara Ekrad arasında da rastlanmıştır. Bazen aşiret bazen aile bazen de bireysel olarak farklı nedenlerle yerleşiklerin arasına katılanlar, zamanla asimile olmuşlardır. Asimilasyon da zaman aldığından kimi tarihsel şahsiyetlerin aslında Sırp veya Türk veya Kürt veya şu bu … olması, etnik bir kimliğin oluşmasına katkı yapmaz; aksine nasıl yok olduğunu gösterir.

 

Son zamanlarda olmadık efsanelere ve mitolojilere başvurularak, fonetik marifetler yardımıyla Adem’in Kürt olduğundan tutun da dünyada ne kadar uygarlık kurulmuşsa, hatta Hint-Avrupa kökenli olduklarından yola çıkılarak, bugünkü uygarlığın da atalarının Kürtler olduğuna kadar bütün yeniliklerin ve buluşların Kürtlere ait olduğunu… Hatta ciddi ciddi Cinlerden, bir başka rivayete göre de Cin değil; Çin’den geldiklerine kadar bol miktarda iddia ileri sürülmektedir.  

 

Batılı dostlarımız, her geçen gün artarak devam eden evliliklerle daha çok kaynaşan paydaşlarımız hakkında, akla zarar görüşlerle önce Kürt sorunu yaratıp, sonra da kendi çıkarları doğrultusunda çözmeye çalışmalarında haklı olabilirler.

 

Batılı dostlarımız bununla da yetinmeyip başlattıkları çalışmalarda Ekrad içinde Kürt yetiştirdikleri gibi, hatırı sayılır miktarda Türk de yetiştirdiler.

 

Bizler gibi insanlığın durumuna tanıklık edenler ise yaş ile kuruyu ayırmak için “Beyaz Türk ile Beyaz Kürt” tanımı yaparak, kendimizi adaletsiz düşünmekten ve davranmaktan uzak tutmaya çalıştık.  

 

Meramımızı ifade edebildik mi?

 

Karar okuyucunun…

                                                                                            

Bir cevap yazın