Kılıçdaroğlu da Bahçeli de haklı!

Kılıçdaroğlu da Bahçeli de haklı!

Türkiye’nin 29 yıldan beri yoğun bir şekilde yaşadığı Kürt sorununun ne kadar ciddi olduğu konusunda o kadar çok şey söylendi ki sanki söylenmedik söz kalmadı gibi.

Acaba öyle mi?

Bütün sözler söylendi mi?

Bir bakalım…

Dünyanın birçok ülkesinde “ayrılıkçı – bölücü” olduğu iddia edilen çatışmalar incelenmiş ve şu sonuçlar elde edilmiştir:

a-Aralarında “evlilik” olmayan topluluklar kısa bir çatışmadan sonra bölünme noktasına gelmişlerdir.

b-Aralarında “ekonomik entegrasyon” olmayan topluluklar kısa bir süre çatıştıktan sonra ayrışabilmişlerdir.

c-Ortak tarihleri olmayan iki topluluk, bir kışkırtma ile geçmişte kötü günde bir ve beraber olmadıklarından kolayca ayrışabilirler.

d-Çatışan topluluklar arasında “din” birliği yoksa bu da kötü günde ayrışmayı kolaylaştırabilir.

e-Genel olarak “kültürel uyumsuzluk” dediğimiz birbirine misafir olamayan, yemeklerini yiyemeyen, müziklerini dinleyemeyen ve hikayelerini anlamayan iki topluluk arasındaki yabancılık bu kadar derin ise basit bir sebep bile ayrılığı gündeme getirebilir.

f-Bir devlet birçok etnik, dini veya mezhebi topluluktan oluşabilir. Bunların birlikte yaşaması topluluklar arasında uzun vadeli “çıkar paralelliği” ile mümkündür. Çıkarların çatıştığı durumda ilk akla gelen çözüm “ayrışma” olabilir.

g-Birden fazla etnik veya dini veya mezhebi topluluk bir devletin çatısı altında yaşarken içlerinden biri devleti başka devletlerle “savaş”ın eşiğine getiriyorsa bu durum kısa süre sonra ayrışmayı gündeme getirir. 

h-Farklı etnik veya dini veya mezhebi topluluk ülkenin her yerinde, aynı sokakta, apartmanda, kentte yaşayamıyorsa, aynı fabrikada, sanayi sitesinde birlikte çalışamıyorsa ve biri diğerinin patronu veya işçisi olamıyorsa bu devlet ciddi bir krizde parçalanabilir.

i-Kamu bankalarının vatandaşlarına dağıttığı krediler, bazı gruplara verilmiyorsa “ayrılık” gündeme gelebilir.

j-Bir etnik grup ülkenin her yerinde gayrimenkul alamıyorsa, bir kriz durumunda ayrışma gündeme gelebilir.

k-Bir ülkenin rejimi örneğin demokrasi ise ve o rejim yurttaşlarına ayrımsız “seçme ve seçilme hakkı tanımamışsa” o rejim yaşayamaz. Yaşamak için zor kullanırsa bu devletin bölünmesini de kimse engelleyemez.

l- Toplumun bazı kesimleri öğrenme ve öğretme haklarından mahrum bırakılmışsa bu yasak zamanla ayrışmaya neden olur.

m-Bir ülkede her türlü yabancı dili öğrenmek övünç kaynağı sayılırken bazı insanların ana dillerini kullanamaması, er veya geç sonunda ciddi bir siyasal krize neden olur ve “yasak” ayrılığa kadar varabilir. 

…..

Bu maddeleri artırmak mümkündür. İnsanlar birlikte yaşamak istiyorsa bunu birçok açıdan güçlendirmiş ve ona uygun bir gelecek tasarlamışlardır. Kenetlenme birçok noktada yapılmış ve birliktelik kalıcı hale getirilmiştir. Arada bir çıkan krizler de bu güçlü bağlarla kolayca aşılmıştır.

Ayrışmak istiyorlarsa da ona uygun adımlar şimdiye kadar çoktan atılmış olmalıdır:

Evlenmezler, almazlar-satmazlar, birlikte çalışmazlar, aynı sokakları ve kentleri paylaşmazlar, aynı dinden de olsalar o dini farklı yorumlarlar, aynı mabette cemaat oluşturmazlar, biri bir felakete uğrarsa diğerleri yardım etmez, umursamaz da…

Hal böyle iken;

Yaklaşık 30 yıldır yaşadığımız terörün bölünmeye dönüşeceğini haklı sebeplere bağlayanlar var!

Bunun ne kadar doğru olduğunu yukarıda 13 madde altında sıraladım. 12 maddede Kürtlerin Türkiye’ye entegre oldukları ve ayrılmaz bir parçası oldukları kanıtlanıyor.

Geriye bir madde kalıyor o da ne kadar güçlü olursa olsun kavgaya, çatışmaya neden olsa da ayrışmaya dönüşmez! Çünkü o sorun da büyük ölçüde çözüldü.

En az 12 maddede birbirine yapışık yaşayan iki topluluğun, ayrıldığına ilişkin dünyada bir tane örnek yoktur.

Evet, bir tane bile yok.

PKK terörünün 30 yıl sürmesine rağmen ayrılmanın olmaması ancak ve ancak “ayrılmama iradesi” ile açıklanabilir.

Çünkü PKK istiyor diye kimse evliliğini bozmadı, işini dağıtmadı, satın aldığı evi, işyerini bırakıp gitmedi, çalıştığı işten çıkmadı veya çıkarmadı, tarihsel gerçekleri değiştirmedi, mağdura yardımı esirgemedi, dinini, mezhebini değiştirmedi, kalabalıklara bombalı saldırılar yapılmasına rağmen insanlar birbirinden uzaklaşmadı…. Bununla beraber T.C. tarihi boyunca uygulanan yasakların hepsi de bir bir kalktı.

Bütün bunlara rağmen neden hala “Bölündük! Bölüneceğiz”  deniyor.

Yalancı çıkmamak için mi?

30 yıldır bölündük, dedik; yalancı çıkmamak için mi?

50 yıldır Kıbrıs elden gitti, dedik durduk, Kıbrıs olduğu yerde! 30 yıldır da bölündük diyoruz. Bu da olmazsa artık sokağa çıkacak yüzümüz kalmayacak” demeye getiriyorlar!

Gerçekten terörün bitirilmesi için başlatılan süreç hangi noktası skandal, ihanet, vahamet, insanlık dışı… bir noktaya geldi?

Bu süreçte halkın arzusu, anaların, babaların, oğulların, kızların… dileği neden yana?

Yukarıda bir kısmını maddeler halinde gündeme getirdiğim ayrılmaya neden olabilecek konulardan hangisi Kürtler ile diğer vatandaşlarımız arasında ciddi bir sorun olarak ortada apaçık duruyor? 

Bir saat erken kalkıp hergün 25 saat Türkiye bölünüyor, Kürtler devlet kuruyor, hükümet uyuyor demek, gerçekten vatana millete bir hizmet mi, yoksa yorgun, yılgın, bitap düşmüş PKK’ya moral takviyesi yapmak mıdır?

Bunu iyiden iyiye düşünmek gerekmez mi?

Özellikle Sayın Devlet Bahçeli, 15 yıldır MHP’yi tek sloganla idare ediyor:

Bölünüyoruz! 

Ne bir proje, ne bir çözüm!

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu da iki arada bir derede kalmış durumda. Ne süreci destekleyebiliyor ne de karşı çıkabiliyor.

Desteklemek istiyor; eski tüfek CHP’liler “Biz muhalefetiz, bir yolunu bulup hayır demeliyiz!”in baskısı altında.

Diğer yandan da vicdan sahibi, kim çözerse çözsünden yana!

Bu noktada okuyucuya çok şey düşüyor:

Birincisi, hakikaten Kürtlerin ayrılmak için çok güçlü gerekçeleri var mı?

İkincisi, Bahçeli sesinin son perdesinden bağırırken onun bilip de bizim bilmediğimiz ne var?

Üçüncüsü, 30 yıldır bu ölümleri kimler ve neden organize etti?

 

 

 

 

Bir cevap yazın