Olmazı ahlâk edinmek!

Olmazı ahlâk edinmek!

Herkesin gün içinde yaptığı hatayı, ben de yapıyorsam bunu kim umursar? Umursayan da en fazla, bu da bizden biri, der geçer gider! Ama gün gelir, geçmişte hoş görülen hatalarımı, ben unutmuş olsam da birilerinin bunu bir yere not ettiğini ve günü geldiğinde de afişe edebileceğini unutmamam gerekir.

Bunun afişe olması lanetlenmem için yeterlidir. Çünkü hayatımızı yalan üzerine inşa etmişiz. Uygulayamayacağımız bir ahlâkı idealize etmişiz ve yalanlarla, iki yüzlülüklerle ahlâklıymışız gibi davranıyoruz.

Uymadığımızı bilmemize rağmen uyuyormuşuz rol yapıyoruz. Kimi tehdit etmek, kime şantaj yapmak istiyorsak herkesin yaptığı hatayı sanki sadece o yapıyormuş gibi afişe ediyoruz. 

İdealize edilmiş ahlâk, asla uygulanamaz! Bu sadece bazı insanları değersizleştirmek için kullanılır. 

Bu tür suçlamalara maruz kalan biri;

Yapmayın, etmeyin!” dese de…

Bu hatayı herkes yapıyor, beni suçlayanlar bunun katmerlisini yapıyor!” dese de, sonucu değiştiremez! 

Herkes sürekli tekrarladığı hatalarının mahkûmu ise, her insan da cürümü kadar yer işgal ediyorsa üzgünüm, herkes her an lanetli ilan edilebilir!

Unutmayalım ki, kimse bu tür tehditler altında asla “kendisi” kalamaz! 

Bu durumda;

-Şantaja karşı koymanın bir yolu, “boyun eğip” sessiz kalmaktır! Sıkça yapılan budur!

-Bir yolu “Benden bu kadar!” deyip kenara çekilmektir.

-Üçüncü yol ise rejime göre belirlenir: Diktatörlükse “vuruşarak” çekilmektir. Demokrasi ise “erken seçime gidip güven tazelemektir.”

İlahiyat diplomamı ortaya koyarak diyorum ki, “hatasız ahlâk” anlayışından ve “idealize” edilmiş ahlâk ve ibadet, helal ve haram anlayışından kurtulmadıkça hiç birimiz güven içinde olamayız. Bir taraftan cehennem, diğer taraftan şantaj korkusu altında dürüst bir kişilik inşa edemeyiz.

Eğer “hatasız ve idealize edilmiş ahlâk”ta ısrar edersek, meydanı ahlâksızlara ve şantajcılara bırakmış oluruz. 

Yine insanının “değeri”ni, yaptığı hatalarla belirlersek “insanları hayvanlara” teslim etmemiz gerekir. İnsanları yaptıkları iyilikler ve kazandıkları başarılar ile tanımlarsak, artılarıyla neyi hak ettiğini, eksilerle de neyi kaybettiğini daha rahat görürüz.

Yok eğer hataları sıralamakta ısrar edersek, bu baskı altında kimse ödünsüz yaşayamaz! 

Örneğin,

Bir cumhurbaşkanı aranıyorsa, herkesin yaptığı hatayı yapan birinin başkan olması mümkün müdür?

Ya da kimsenin yapamadığı şu kadar işi yapmak, başkan olmaya engel midir? Bu sorular üzerinde düşünmek gerekir!

Kolay kolay hata yapmayanın siyasette bir yerlere geldiği görülmüş müdür? 

Şantaja boyun eğmeyecek birinin siyasette şansı var mıdır?  

Böyle bir ortamda boşalacak bir başkanlık koltuğuna kimlerin yaklaşabileceğini ve de kimlere “Zinhar!” yasak olduğunu öngörebilir miyiz?

Böyle bir dünyada hatasız insan olmayacağına göre sizce kimler başkan seçilebilir?

Adayları halk mı seçer yoksa şantaj mekanizmasına hükmedenler mi?

***

Bugünlerde Türkiye kamuoyu ikiye ayrılmış durumda:

Yarısı tek parça halinde cumhurbaşkanı seçilme olasılığı yüksek kişinin “başarıları”nı sahipleniyor!

Diğer yarısı birçok parçadan oluşsa da “Hayır, olamaz!” deyip “hataları”na vurgu yapıyor!

“Olası adayların doğru ve yanlışlarını birlikte değerlendirerek kimin cumhurbaşkanı olup kimlerin de olamayacağını tahmin edecek birini arıyoruz” denecek olursa “Beni geçin!” derim!

Hain olmak isteyen varsa hemen fikrini açıklasın! Henüz o cesareti kendimde bulamıyorum!

Sonunda bu ülke birini cumhurbaşkanı yapacak, bunda kuşku yok. Ama neden ilk hain ben olayım! 

Çünkü millet olarak dengeli düşünenleri sevmeyiz. Bir ona bir buna hak verir, bizi yolumuzdan saptırır! Bizim, böyle zamanlarda yanlış yolda da olsak doğru yoldaymışız gibi cesaretlendiren bilgelere ihtiyacımız var!

Sonunda gelişmeler dengeli düşüneni haklı çıkarsa da bu tipler hep haindir!  

***

Demokrasiyi en iyi rejim görmemizin nedeni, iyi işletilmesi halinde refahın ve yoksulluğun tüm yurttaşlara pay edilebileceğindendir. Yoksulluğu paylaşmak kolaydır, asıl önemli olan zenginliği paylaşabilmektir! Biz bu paylaşımın demokrasilerde daha kolay olacağına inananlardanız.

Batı demokrasilerinin en iyisinde bile herkes ancak “işçilikte” eşitlenebilmektedir! Ama bizde durum öyle mi? Herkes “müteşebbis” olmak istiyor! Oysa “düzen” az müteşebbise, çok işçiye göre dizayn edilmiş! Kimsenin yeni Koçlar, Sabancılar görmeye tahammülü olmaması bundan!

Birileri düzeni değiştirmek için fazla ısrar ediyor…

Yeni yeni, büyük mü büyük ihaleler yapıyor!

Bir de ne görelim, bir sürü yeni yetme müteşebbis!

Bu olacak bir iş değil! Kabulü ise asla!

***

Düzeni bozmak mı istiyorsun, al sana darbe!

Engelledin mi, işte sana ekonomik kriz!

Bunu da mı savdın, ayaklanma!

Bu da mı olmadı, o zaman BŞ48 ZW3G9XD!

Diyelim ki, bunu da atlattın… Yenilmek yok, vazgeçmek de!

Önce ricat, sonra yeni bir mevzi, toparlanma, tekrar saldırı… için geri çekiliyoruz!

Ama asla vazgeçmiyoruz!

 

Bir cevap yazın