Siyasi İslam Mezheplerinin Doğuşu

Siyasi İslam Mezheplerinin Doğuşu

Hz. Muhammed’in son aylarında ortaya çıkan “Toplumu kim yönetsin?” sorusu, siyasi mezheplerin / partilerin / ekollerin doğuş nedenidir.

Hz. Muhammed son peygamber ve ondan sonra vahiy de gelmeyecek ise en iyi lider nasıl ve hangi yöntemlerle bulunacak?

İslam tarihinin ciltler dolusu ayrıntılı tartışmasının kökeni tek bir soruya dayanır: Kim yönetsin?

Bu soruya üç önemli yanıt verilmiştir:

1-Kim “seçiliyorsa” o yönetsin! Çünkü Kuran’ın ayetleri ve Hz. Muhammed’in Medine’de iki Müslüman, üç Yahudi, yedi de Müşrik Arap kabilesi tarafından kadın-erkeğin biatıyla seçilmesi buna kanıttır. Peygamberin başkan olma yöntemi “seçim” olduğundan bu yöntemi izleyenlere sonraları “Sünni” denmiştir. Peygamberin seçimle Medine’ye hakem başkan olduğu bilgisinde icma – konsensüs olduğundan bu görüş kendini Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat olarak takdim etmiştir.

2-Dünyada tarih boyunca “iktidar babadan oğula” devredildiğine göre Müslüman toplumu, oğlu olmadığından Hz. Muhammed’in damadı Hz.Ali ve soyu yönetmeli. Bu siyasi mezhebi savunanlara “Şia veya Alevî” dendi. Peygamber “seçimle hakem başkan” olsa da o seçkin ve faziletli soyu kim temsil edebiliyorsa “babadan oğula” onlar yönetmeli, denmiştir.

3-Bir kişi sevildiği için seçilmiş olabilir. Veya biri, atalarının faziletli olmasından dolayı kendisini başkan olmaya daha layık görebilir. Bunların hiçbiri “iç isyanı” veya “dış saldırıyı” ortadan kaldırmaya yetmez! Normal zamanda siyasetçiye ihtiyacı yoktur. Siyaseti asıl gerekli kılan iki önemli durum vardır:

-Birincisi iç isyan çıktığında can ve mal güvenliğini kim sağlayacak ve isyanı kim bastıracak?

-İkincisi ise ülkeye dışarıdan bir saldırı olduğunda düşmanı kim yenecek?

Bu iki olağanüstü durumda gücü kim oluşturmuş, iyi eğitmişse, gücü sevk ve idare edebilecekse toplumu o yönetmelidir! Bu görüşü savunan mezhebe de “mütegallibe” denmiştir. Daha açıkçası mütegallibe, düşmanı kim yenebiliyorsa o yönetsin görüşünü savunan mezheptir. Emeviler, Abbasiler, Gazneliler, Fatimiler, Selçuklular, Osmanlılar… gücün iktidar olduğu mütegallibe yönetimlerdir. 

İslam tarihi boyunca birçok mezhep çıkmıştır. Siyasi mezheplerin hiçbiri “ibadet konusundaki görüş ayrılığı”ndan çıkmamıştır. Namaz, oruç, hac, zekat… Sünni, şii-alevi, harici ve mütegallibe tarafından tartışmasız benimsenen konulardır. Birinin namazı savunup diğerinin de inkar ettiği bir siyasi mezhep yoktur.

Siyasi mezhepleri doğuran soru tektir: Toplumu kim yönetsin?

Zamanla her konu deforme olduğu gibi bu mezheplerin tanımı ve konusu da gerçek anlamından koparılarak tanımlanmıştır. Yanlış tanımlamaların pekişmesinde dönemin siyasal iktidarlarının da büyük etkisi olmuştur.

Örneğin; Şah İsmail’le savaştığı için Yavuz Sultan Selim, kendisini Sünni olarak takdim etmiştir.

Kendisini Şii – Alevî olarak takdim eden Şah İsmail de “Mütegallibe”ydi. Hz. Peygamberin soyundan gelmediği gibi “seçilmiş” de değildi. Yavuz da İsmail de saray içi darbeler ve siyasi cinayetlerle iktidara gelmişti! Yavuz babası II.Bayezit’e darbe yapmıştı, İsmail de işine karıştığı için annesini ve birçok yakınını öldürtmüştü.

Osmanlı Devleti medreselerinde okunan bütün kitaplara göre Yavuz da İsmail de “mütegallibe”ydi! Zorla iktidara gelmişlerdi!

Hz. Muhammed’den sonra dört halifenin kısmen seçimle iktidara geldiği söylenebilir. Hz. Ali ilk seçime, Peygamberin cenazesini definle meşgul olduğundan katılamadı. İkinci ve üçüncü halife seçimlerinde ise yeterli desteği bulamadığı için seçilemedi.

Hz. Ali, seçilemeyince “Peygamberin damadıyım; başkanlık benim hakkım!” demedi. Kaybetse de başkanın “seçimle” belirlenmesi yöntemine karşı çıkmadı.

Üçüncü halife Osman’ı “Hariciler” öldürdü. Medineliler tehdit altındaydı. Kimse başkan olmak istemiyordu. Hariciler Ali’yi tehdit ederek zorla başkan yaptılar, diğerlerinden de Ali’nin başkanlığını onaylamalarını istediler.

Sonraki yıllarda da Hz. Ali, Muaviye ile “hakeme gitme” konusunda anlaştığı için “Kâfir oldu!” denerek öldürüldü! Hz.Ali’yi başkan yapanlar da, öldürenler de Haricilerdir! 

Hz. Muhammed ve Ebubekir hastalık sonucu öldüler. Ömer, Osman ve Ali ise suikastle öldürüldüler.

Ömer ve Ali, mescitte namaz kıldırırken, Osman da evinde Kuran okurken öldürüldü.

Ömer’i, Müslüman olup Medine’de yaşayan Sasanili general Ferezdak öldürdü.

Osman ve Ali’yi ise çöl bedevilerinde oluşan Harici mezhebi yanlıları öldürdü.

Osman’ın son döneminde ortaya çıkan Hariciler, kendilerini siyasi cinayetler ve son derece rijit Kuran yorumlarıyla duyurdular. Ali cinayetiyle zirve yapan bu topluluk, yavaş yavaş gündemden düşerek unutuldu!

İslam dünyası Mustafa Kemal Atatürk’e kadar “Mütegallibe” liderler tarafından yönetildi. “Düşmanı ben yendim, yönetme hakkı da benim! İtirazı olan varsa beni yensin, toplumu o yönetsin!” denmiştir.    

Hz. Ali’den Atatürk’e kadar hiçbir İslam Devleti, “seçilmiş” bir lider tarafından yönetilmedi.

Yine Hz. Ali’den sonra Peygamberin herhangi bir torunu da “başkan” olamadı!

İslam tarihi boyunca Müslüman halklar Muaviye ve Yazid gibi siyasilerden nefret etti. Bununla beraber Müslümanların büyük çoğunluğu Sünni – Seçimci olmasına rağmen, hatta Sultanların da çoğu Sünni olduklarını söylemelerine rağmen toplumu Mütegallibe / Yenen / Galip gelenler yönetti.

Bu çok büyük bir paradokstu. Bunu Atatürk ortadan kaldırdı.

Atatürk’ün hemen her evde bulunan Nutuk kitabının Saltanat ve Hilafet makamlarının mülgası bölümlerinde mükemmelen anlatılan bu konuları, kimse anlamak istemiyor.

Atatürk 1922 ve 1924’te yaptığı iki devrimle Hz. Muhammed’den sonra kesintiye uğrayan Kuran’ın siyaset görüşünü tüm dünyaya haykırarak yeniden inşa etmiştir.

Atatürk’ün bu kararlılığı İslam siyasi tarihinin en büyük devrimidir. (Devamı olacak)

 

 

Bir cevap yazın