Siyasetin dershanelerle imtihanı!

Siyasetin dershanelerle imtihanı!

Kural bir:

 

Devlet, zorunlu eğitim ve öğretimin alt sınırını belirleyebilir ama öğrencilerin daha fazla bilgilenmesine engel olamaz!”.

 

İkinci kural:

 

Para kazanmak zordur, harcamak ise daha da zordur. O nedenle devlet, vergisi ödenmiş kazançların vergi ödeyen kurumlarda nasıl harcanacağına karışmamalıdır”.  

 

Üçüncü kural:

 

Meslek sahibi olmak için bilgiye; yaşamdan zevk almak için de kültüre ihtiyaç vardır. Devlet yurttaşlarının yaşam boyu bilgi ve kültürünü artırıcı “altyapıyı” kurmakla yükümlüdür”.

 

Dördüncü kural:

 

Rekabete açık olmayan hiçbir etkinlik verimli, kaliteli ve ucuz olamaz. Buna eğitim, öğretim ve kültürel etkinlikler de dahildir.”

 

Beşinci kural:

 

“Tüm kamu hizmetleri rekabete açılmadığı sürece devlet-millet, kamu-özel sektör çatışması önlenemeyecektir. Gelişmeler devletin aleyhine, özel sektörün lehine olacaktır. Kamu hizmetleri rekabete kapalı ise bu durumda devlet yani vatandaş kaybedecek, şirketler kazanacaktır!”

 

Altıncı kural:

 

Başarılı yönetimler, yasaları rekabeti koruyacak şekilde çıkarır. Kamunun desteği veya müdahalesi, ancak sistemin statikleşmesini önlemek amacıyla yapılır”.  

 

Yedinci kural:

 

Demokratik rejimlerde yasama ve yürütme gücü, halkın oylarıyla kullanılır. Hükümetlerin icraatlarına destek ve muhalefet de ancak “oy kullanılarak” yapılır.”

 

***

 

Bir devlet “yetiştirdiği nesiller” ve yaptığı “imar” faaliyetleriyle övünebilir! Kültür ve medeniyete giden yol bu alandaki başarılardan geçer!

 

Devletin ve milletin geleceği yetişmekte olan nesillere bağlıdır. Doğurganlık ve yaş ortalaması, eğitim düzeyi, kültüre duyulan ilgi, iş bulma oranı ve verimlilik, suç işleme oranları, yaratıcı faaliyetler kapsamında patent başvuruları sayısı… gibi birçok faktör, Türkiye’nin nasıl bir geleceğe doğru gittiğini az-çok gösterir.

Türkiye’nin geleceğini gösteren projeksiyonların bir kısmı bu verilere dayanır.

 

Türkiye uzun yıllar kalite sorgulaması yapmadan geleceğimizle ilgili bütçeden ne kadar pay ayırdığımızla ilgilendik, bunu tartıştık. Harcadıkça rahatladık ve geleceğimiz konusunda da bir o kadar umutlandık.

 

Oysa işin gerçeği çok farklı!

 

Örneğin merkezi ve yerel yönetimler yıllarca kamu binası yaptı. Mimarisi ve mühendisliği kamuya ait yapılar, kamu şirketleri ya da ihale ile özel müteahhitlere yaptırıldı. Sonucu merak ediyorsanız söyleyeyim:

 

Binlerce kamu binası bu toprakların en zevksiz ve berbat yapıları olarak ortada duruyor. Depremde ilk yıkılan binalar da kamu binaları oldu!

 

Yüz binlerce derslik yapıldı. Çok sayıda da hastane ve hükümet binası…

Herkes belleğini bir yoklasın ve gözlerinin önüne devlet okullarından bir demet getirsin.

Bir de üç kıtada düvel-i muazzama ile savaştan savaşa koşan Osmanlı Devleti’nin son yıllarında yaptırdığı İstanbul’da veya Anadolu’nun ücra bir yerindeki kamu binalarını hatırlasın!

 

Allah aşkına, mimarlık ve mühendislik çağında devlet neden her yerde bu kadar zevksiz, çirkin, dayanıksız ve hiçbir şekilde çocukların kullanımına uygun olmayan berbat binaları yapmakta ısrar eder!

 

***

 

Okulların fiziki durumu bu kadar kötü iken çocuklara verilen bilgiler nasıl acaba?

 

Bu konudaki bulgularım sanılanın aksine oldukça iyi!

Burada şaşılacak bir durum var!

Çocuklar bu bilgileri ya okullarda ediniyor ya da bir yerlerde öğrenip okula geliyor!

 

Bugün yaşadığımız “dershane” tartışması bu noktada önem kazanıyor!

Ya okullar dershaneleri besliyor ya da dershaneler okulların eksiğini gideriyor.

 

Araştırıldığında görülen gerçek şu:

Bu kadar berbat fiziki yapılarda “bilgi” yönünden bu kadar başarılı öğrencilerin çıkması tesadüflerle açıklanamaz. Okullarla dershaneler arasında bir alış-verişin olduğu kesin! Bunu kimse göz ardı edemez.

 

Akla şu soru gelebilir:

Dershanelerdeki öğretmen de, okuldaki gardiyan mı?

Vereceğim yanıt birçok kişiyi üzebilir:

 

Rekabete kapalı, başarılı öğretmenle başarısız öğretmenin aynı maaşı aldığı, hatta daha az çalışanın daha çok dinlendiği devlet okullarının öğretmenleri ile özel okul ve dershanelerin öğretmenleri arasında dağlar kadar fark var!

 

Dershane öğretmenleri verimliliğinin en üst limitinde çalışamıyorsa bu sistemde yer bulmaz! Ya çok verimli çalışır ya da gider devlete öğretmen olur!

 

Ne yazık ki, devlet okullarında durum böyle değil! Çalışan vicdanıyla çalışır, çalışmayan da vicdanıyla dinlenir! 

 

***

 

Hayat okul başarısından ibaret değil, dostlar! Okul bilgisi insanı iyi bir iş sahibi yapabilir ama hayattan zevk almak için kültür gerek!

Kültürü olmayanın zevki de olmaz.

 

Bir işim olsun, bakın ben neler yapacağım diyenler, kazandıklarını çok berbat bir şekilde harcarlar… Harcadıkça da zevke duydukları açlık artar…

Hoş bir vakit geçiremezler!

Bir dost meclisinde ortamı soğutmadan, kimseye hakaret etmeden, küfürsüz iki cümle kuramazlar…

Kültür bu kadar önemlidir ama kimin umurunda!

 

Bugün okulların ve dershanelerin yetişmekte olan nesillere veremediği asıl değer “kültür”e ilişkin olanlardır. Çok az çocuk kültüre zaman ayırabiliyorsa, bu demektir ki, geleceğimiz kaba saba insanlara emanet!

 

Benden söylemesi!

 

Bir cevap yazın