Kayıp yıllar

Ülke gündemi neleri tartışıyor, ben ise neler yazıyorum. Böyle köşe yazarlığı mı olur, demeyin!

Olur!

Hem de çok iyi olur.

Sel gidip kum kaldığında son haftalarda yazdıklarımın önemi çok daha iyi anlaşılacak. O gün geldiğinde, iş işten geçtikten, ömürler tükenip kaynaklar israf edildikten sonra yine ben haklı olacağım!

Bundan eminim!

Açıkçası bugün işe yaramadığım gibi inanın, o gün de işe yaramayacağım.

Tek tesellim “Ben demiştim!” diyenlerden olacağım.

 

***

 

Vesayete son!” deniyor!

Herkesin şikayetçi olduğu vesayet kendisine!

Vesayet nereden doğar, bilen var mı? Yönetilenlerin %25’inden fazlası ya açık ya da gizli işsiz ise vesayetçiler için ortam hazır demektir. %10’un altına düşmeyen gün boyu işsizler, kazanmadan tüketiyorlarsa, bu destek çalışanların kazancından alınıyor.

Bunun yarattığı sorun ise çalışanların “düşük ücret” almak zorunda kalmalarıdır.

Çalışabileceklerin önemli kısmı işsiz ve ruh sağlığı bozuk ise… Buna bir de çalışıp da düşük ücret alanları ve geçim sıkıntısı psikozundakiler eklendiğinde… diğer hiçbir soruna gerek kalmadan ortam bir şekilde vesayetçilere hazır hale geliyor.

Ekranlarda “demokratik haklarını kullananlar” diye takdim edilen kalabalıkları en çok istismar edenler de her zaman vesayetçilerdir. Vesayetçilerin tedavüle soktukları kalabalıklara ekran arkasında “serseriler” demeleri sonucu değiştirmiyor.

 

***

 

Firavunların on yıllar süren Ehram, Hıristiyanların Katedral, Müslümanların Cami inşaatları… katma değer üreten iktisadi harcamalar değildi. Bire bir her yurttaşı iktisadi faaliyetlere katan en başarılı rejimler, kıt bilgilerime dayanarak söylüyorum, eski dönemlerde köleci rejimler, modern zamanlarda da sanayi toplumları oldu. Her zenginliğin kaynağında emek sömürüsü olsa da nasıl oluyorsa artık, emeği en iyi değerlendirenler de sömürgeciler, zalimler, hak yiyenler oluyor.

Her insanın katma değer üreten bir kişi olması için köle veya işçi olması mı gerekiyor!

Sadaka, sadaka deyip toplumda bir dilenci sınıfı yaratmak üzülerek yazıyorum, Müslüman ülkelere özgü bir iktisadi görüş olmalı!

 

***

 

Ülkenin her metrekaresinde “yeşil” kavgası veriliyor!

Oysa Türkiye’nin uçsuz bucaksız toprakları bom boş ve kup kuru! Bir Allah’ın çıkıp bu yıl şu şu dağları ağaçlandıracağız, gelecek 10 yılda Türkiye’nin bütün dağlarını ağaçlandırıp havasını, suyunu, iklimini değiştireceğiz… Bütçeden şu kadar pay ayırdık, demiyor.

Demiyor da ne oluyor?!

İşsiz gençler her türlü provokasyona hazır tetikte bekler gibi bekliyor! Bu arada da sık sık Güvenlik Kurulları toplanıyor!

İstatistikler, ihbarlar, deliller, örgütlenmeler… tetikte bekleyen işsiz veya düşük gelirlilerin olası eylemleri… tartışılıyor, önlemler alınmaya çalışılıyor.

 

***

Anlaşılan o ki, bu toplantılar önceden olduğu gibi bundan sonra da yapılacak. İşsizlik en büyük sorun ve tehdit olduğu biline biline kamu gücü ve bütçe kaynakları, devlet ile milleti her geçen gün biraz daha ayrıştıracak!

 

Bir cevap yazın