Ak Parti İslamcı mı?

Ak Parti İslamcı mı?

Ak Parti’yi kuranların büyük çoğunluğu, Refah Partisi ve Fazilet Partisi deneyimini yaşamış kişilerdi. Eski hataları tekrarlamadan yeni bir yol belirlemek istiyorlardı.

En yaygın sorun çağdaş kavramlar ve Atatürk’e saygıydı.

Ailede, okulda, askerde tokatla eğitilen bir milletin çağdaş kavramlar konusunda da cennetten çıktığına inanılan dayaktan birkaç tane yemesinde ne sakınca olabilirdi?! Bunda da bir hayır olduğu söylenebilirdi! Sonunda o dayak da yendi! Bir de ne görelim, sanki fikirler bir merkezden servis ediliyormuş gibi sabah uyandığında Müslümanlar demokrat ve laik olmuşlardı! Bu ülkede tokadın akıldan daha işlevsel olduğu bir kez daha görülmüştü!

Ortam çok müsaitti, DSP-ANAP-MHP koalisyonu yerlerde sürünüyordu. Ak Parti’yi kurmak için bir şeyler yapmaya gerek yoktu:

“Bizi Hoca kandırdı, biz hem laikiz hem de ilerisinde demokrat!” diyerek yeni bir yola girildi. Rahmetli Hoca da işi mugalataya vurarak gömlek giydi, çıkardı mevzusuna indirgeyerek talebeleri üzerindeki kara bulutları dağıtmaya çalıştı!

Ak Parti kurucularının en büyük korkusu şuydu: Ya Hoca bir gün sinirlenir de “Ne değişmesi! Hadi oradan! Ben bunlara 30 yıl Kur’an dersi verdim, bunlar ne derse desinler, Kur’an’a hizmetten başka bir şey düşünmezler!” derse, halimiz nice olur?! Kurucular zor günler geçirdi ama Hoca’nın bir yanlışı olmadı. Talebelerini sonuna kadar korudu!

***

Ak Parti kurulmak üzereydi. Bazı illerde saat, bazılarında ise burun farkıyla… Ne kadar radikal, Hizbullah, anti-laik ve anti-demokrat varsa hepsi, sanki bir yerlerden emir almış gibi parti il, ilçe binalarında sandalye kapma yarışına girdi!

Bunca yıl agresif, muhalif, çağdışı kavramlarla fikretmiş insanlar ne yapacaktı ki, demokratik rejime dini ve imanı nasıl elverecekti ki onlarda da uyum sağlayabilsindi! O günler hakikaten ilginç ve eğlenceliydi!

Agresif ve çağdışı İslâm’ı kimler hormonlamış idiyse, Ak Parti’ye üşüşme emri de o odaktan gelmişti. Bunun başka bir açıklaması olamazdı!

Bu tespiti; demokratik ve laik İslâm’ı bilimsel olarak savunmuş… Siyasetin ancak ve ancak Anayasal kavramlar ve kurucu başkan Mustafa Kemal Paşa’ya saygı gösterilerek yapılacağını 3 yıl MGV İzmir İl Başkanlığında, 7 yıl da RP il bşk. danışmanlığında kanıtlamış… Çağdaş kavramları İzmir genelinde Başak FM ve Medya FM gibi iki radyoda üç yıl anlatmış… Yörünge Dergisi’ndeki seri yazılarıyla Türkiye’ye seslenmiş… Bunları yaptığı için de her türlü itiş kakışın hedefi olmuş biri olarak söylüyorum:

Ak Parti kurucuları arasında yer alamadığımız gibi İzmir’de de hiçbir dönemde kabul görmedik!

***

Ak Parti, daha önce kurulmuş ve halk tarafından tasfiye edilmiş partilerden biri gibi kuruldu. Kurucuların iddiası da bu yöndeydi. Ayrıca geçmişten de ders almak istiyorlardı. 28 Şubat’ın etkisiyle sonunda anlaşılmıştı ki;

-Çağdaş kavramlara muhalefet etmek yanlış!

-Atatürk’ü sevmiyorsan en azından sessiz kal!

-Roteryenlerin, Lioneslerin ve Masonların mübarek olduklarında kuşku yok!

-İsrail ve Yahudi düşmanlığı çok yanlış!

-AB’ye tam üyelik hedefini sahiplenmeden bir şey yapamayız!

-Allah’ın yardımı olmalı ama ABD’nin desteğine de ihtiyaç var!

-Yeni siyaseti, Müslümanı küstürmeden yapmak lazım! 

-Parti listelerine biraz ANAP’lı, DYP’li ve MHP’li, bir iki tane de solcu katılarak müesses nizama güven verilebilir!

-RP ve FP’de oltayla seçmen kazanmaya çalışanlar, Ak Parti’yi kurunca parti binaları balık sürülerinin istilasına uğradı. Zafer sarhoşluğundan olmalı, Gayrimüslimler, Aleviler ve Romanlar gözden kaçtı.

-2001’e kadar Millî Görüşe asla prim vermeyen Gülen Cemaati, Ak Partili oldu. Gülen’in tek endişesi vardı, o da Paşalardan birinin bir çılgınlık yapma ihtimaliydi! O nedenle ilk zamanlar fazla ortada gözükmek istemediler!

-Tabloda bazı eksikler vardı: Ali Bulaç, İsmet Özel, Hayrettin Karaman… gibi. Eski yoldaşlar yeni partiye davet edilmediler. Yeni partinin ideologu ve şeyhülislâmı olmak isteyenleri ne arayan ne de soran vardı. Bir süre somurttular. Umudu kesenler, sesli sessiz konuşmaya başladılar…

İ. Özel ve A. Bulaç’ın, “çağdaş kavramlar”a ilişkin yazdıkları olumsuz yazıları unutmak istemeyenler mi vardı yoksa tövbekar olduklarına ilişkin inandırıcı bir cümle mi kuramıyorlardı, o pek anlaşılmadı. Bu iki ihtimal de doğru değilse geriye üçüncü ihtimal kalıyordu:

Kurucu babaların ellerinde kabarık bir liste vardı. Listede yer alan zevatın Ak Parti’de yer almamaları konusunda ittifak etmişlerdi. Söz konusu liste kimin eseriydi, tarih bir gün onu da yazacaktır. Özel ve Bulaç da söz konusu listede yer almış olabilirlerdi. Sorun buradan kaynaklanmış olabilirdi. Birazına vakıf olduğum için söylüyorum. Listeye alınmayanların hepsi birbirinden babaydı!

Üstat Hayrettin Karaman’a gelince, her konuya fetva veren bir ilmi derinliği vardı. Her cümleye onlarca dipnot yazabiliyordu. En büyük zevki ise ilmi mevzuları ölülerle istişare etmekti! Bir başka özelliği daha vardı, özel görüşmelerinde bir şeye haram veya olmaz dediği görülmemişti.

Ak Parti’nin arayıp da bulamayacağı müftü, uzun bir süre kenarda tutuldu. Gün geldi -siyasette bu günler sıklıkla da gelir- Gülen Cemaati ile Parti’nin arası açıldı. Üstada başvuruldu, Karaman da Parti’nin sorularını zorlanmadan yanıtladı! Böylece kriz kontrol altına alınmış ve sorunlar suhuletle çözülmüş oldu.

-Ak Parti her açılımı yapılabilirdi ama en yakında da olsa Akevler açılımını yapamazdı. Akevler her dönemde yaratıcı görüşleri ve teorileriyle gündem oluşturabiliyordu. Teori üretimi hız kesmeden devam ediyordu! Daha da önemlisi, “çağdaş kavramlar” ve “Atatürk” konusunda hiçbir defosu yoktu!

Bir eksiği vardı Akevlerin, hem de gözden kaçmayan büyük bir eksiği!

Her işte Allah’ın iznine inanıyordu ama ABD’nin desteğine gerek yoktu!

Bu yanlış da az bi yanlış sayılmazdı!

 

Bir cevap yazın