Laiklik mi demokrasi mi?!

Laiklik mi demokrasi mi?!

Avrupalılar Hıristiyan olduktan sonra “insan” olabildiler. Roma tarihi boyunca “Barbarlar!” denen kabileleri, “bir lokma ve bir hırka” ile yaşayan rahipler Hıristiyan yapabildi. Tarihin en büyük eğitim ve ikna etkinliklerinden biri olarak da görebileceğimiz Avrupa’nın Hıristiyanlaşması, Vatikan’ın hanesine yazılabilecek başarılardan biridir.

Kullanılan yöntem; basit ahlâk öğretileri ve rahiplerin mütevazı ve sabırlı çalışmalarıydı.

İslâm’ın 1400 yıllık tarihinde buna benzer bir örnek yoktur. Bir bakıma gerek de kalmamıştır! Çünkü dünyanın her yerine yayılan Yahudiler ve Hıristiyanlar, insanlığı “İslâm Dini”ni kolay anlamaya hazırlamışlardı.

Hıristiyanlığın tarihi de başarılarla doludur. İlk Hıristiyanlar yaklaşık 250 yıl dayanılması zor zulümler yaşadılar. Bu baskılara ve zulümlere sabırla katlandılar. Ancak, sonunda üç kıtaya yayılan Roma İmparatorluğunu Hıristiyanlığa ikna edebildiler.

Müslümanlara karşı yürütülen baskı, boykot ve bazı kişilere uygulanan işkenceler 15 yıl kadar sürebilmiştir. Bunu abartarak ve köpürterek bir tarih yaratmaya çalışmak, ancak İslâm’ın nasıl bir din olduğunu bilmemekle açıklanabilir!  

Tüccar aklının yerine dayak, işkence, boykot, ölüm, savaş üstüne savaş… bazılarına İslâm’ın önemini daha iyi anlatıyor olabilir! 

Ama bana uymaz!

Oysa İslâm’ın yayılışında göz ardı edilen iki temel olgu var:

Birincisi İslâm Dini’nin yayılmasına Yahudilerin ve Hıristiyanların yaptıkları dolaylı katkıların “neler olabileceğini” fark edememek.

İkincisi de özellikle Mekke ve Medineli tüccarların rasyonel bakışının ne anlama geldiğini anlayamamak.

Bu iki faktör anlaşılamadığı sürece “tarihsel İslâm” ile “günümüzdeki İslâm” arasındaki fark görülemeyecektir. 

***

Roma İmparatorluğunun Hıristiyan olması ile Papalık, kısa sürede dini bir bürokrasiye dönüştü. İstanbul’daki Doğu Roma da benzer bir bürokrasi oluşturdu. Siyasetin denetimini kabul edemeyen küçük, büyük birçok Hıristiyan cemaat, kendi kiliselerini oluşturarak resmi dinin dışında kaldı. Bu cemaatlere uygulanan baskı, Müslüman fetihlere kadar devam etti.

Bilinmelidir ki, Hıristiyan cemaatler din özgürlüğünün ne olduğunu Müslümanlar sayesinde yaşayabildiler. Çünkü Müslümanlar Ortaçağda dinlere görülmemiş özgürlükler tanıdı:

-Fethedilen yerlerdeki “bazı kiliselerde” günün belli saatlerinde Müslümanlar, kalanında da Hıristiyanlar namaz kıldı. Bu durum Haçlı Savaşlarına kadar devam etti.

-Müslümanlar, Kur’an ayetlerini ve Hz.Muhammed’in uygulamalarını gözardı ederek Gayrimüslimleri askere almadılar. Oysa Hz.Muhammed Müşrikleri İslâm ordusuna almış, ganimetten paylarına düşeni fazlası ile vermişti!

-Askere alınmayan Gayrimüslimler, cizye vergisi ödeyerek bor para kazanabilecekleri her türlü mesleği yapabildiler.

-Yahudi ve Hıristiyanlar inançlarının gereğini baskı görmeden yaşayabildiler. Her türlü kitabı yazabildiler ve okuyabildiler. Saraylarda tercüman, doktor, ilmi vs görevler alabildiler. 

-Tarihte Müslümanlar arasında birçok anlaşmazlık, çatışma, sürgün ve savaş yaşanmıştır. Fakat Yahudiler ve Hıristiyanlar bu olaylardan etkilenmeden yaşamlarını sürdürdüler…

***

Katolik Kilisesi, Hıristiyan mezhep ve tarikatlarını, Yahudiliği ve İslâm’ı kâfir ve sapık ilan etmişti. Yahudi ve Hıristiyan grupların Kilise’yi şaşırtma şansı yoktu. Çünkü eskiden beri süregelen ne ise yenilik yapmadan onu sürdürmeye devam ediyorlardı.

İspanya’da kurulan Emevî hanedanlığı zaman içinde el değiştirse de medenileşme hız kesmeden devam ediyordu. Ayrıca Sicilya üzerinden yanı başlarına kadar gelen Müslüman Araplar, yeni fikirler ve kitapları ile Batı’yı etkileyebiliyorlardı.

Kilise başlangıçta yabancı fikirleri ve kitapları sansürleyerek tehlikeyi önleyebileceğini düşündü.

Endülüs üzerinden ticaretle tanışan ve yeni örgütlenmeye başlayan burjuva sınıfı ve onların yönlendirdiği “özel kuvvetler”, Doğu’nun zenginliklerine ulaşmak için kutsal olduğu iddia edilen Haçlı Savaşlarını başlattılar. “Sevgi dini”  olduğu için savaş fetvası vermek istemeyen Papa’yı da bir şekilde ikna ettiler…

Hıristiyan savaşçılar arasında yer alan bazı tüccar ve ganimetçiler, servet avcılığı yaparken bir yandan da kitap ve yenilik biriktirdiler.

Seferlerde çok sayıda asker öldü. Fakat seferler, özel kuvvetler için memnuniyet vericiydi. Zira, İstanbul’un yağmalanması sonucunda elde edilen servetlere, yol boyu yenileri de eklendi.

Haçlı Seferlerinin sayısı arttıkça ortaya çok ilginç bir tablo çıktı:

Başta Papalık ve Avrupa ekonomisi, adeta iflas etmiş, özel kuvvetler ise anormal derecede zenginleşmişti. Savaşlarda özel kuvvetlerden ölenlerin sayısı da oldukça azdı!

Papalık nasıl bir oyuna düştüğünü geç de olsa anlamıştı. Fransa kralı ile anlaşarak bütün Avrupa’da özel kuvvetlere karşı öldürücü ve servetlerine el koyucu bir operasyon başlattı. Bunun sayesinde Papalık ve Krallar bir süreliğine rahatlar gibi oldular.

Çok geçmeden toparlanan burjuvazi, Papalığın otoritesini zayıflatıcı her düşünceyi ve eylemi destekledi.

Önlerindeki en ikna edici kanıt da Müslümanların farklı dinlere tanıdığı özgürlüklerdi.

Bu da, ilim ve din dili Latince olan Avrupa’da “laiklik” ile ifade edilebildi.

Eğer Ortaçağda İslam devletleri “demokrasi” ile idare edilmiş olsaydı Avrupa’da modernleşme “demokrasi” ile başlayacaktı.

Maalesef yönetim açısından Ortaçağda Doğu ile Batı arasında fark yoktu, her ikisi de hanedanlarla idare ediliyordu!… 

 

***

 

Bir cevap yazın