İsyan günlerinde zekat!

İsyan günlerinde zekat!

Ö İnsanlık bir medeniyet krizinde, çıkış yolu arıyor. İlk göze çarpan enerji kaynaklarının azalması gibi! Ama öyle değil; asıl sorun, vadiler dolusu karşılıksız paradan nasıl kurtulacağımız konusudur.

Ya uzayda yeni bir gezegen bulup karşılıksız  parayı oraya taşıyacağız ya da bütün hesapların sıfırlandığı adam akıllı bir dünya savaşı çıkaracağız!  

Üçüncüsü de mümkün, hatta dördüncüsü ve beşincisi de. Ama bu konulara kafa yoracak Allah adamları olmadığına göre iş, paragözlere ve siyasilere kalıyor.

Bu da ya savaş ya da savaş demektir! Bu çözümden en büyük zararı da Alem-i İslâm görecek gibi.

Batılılar;

Öyle yağma yok!“, diyorlar!

II.Dünya Savaşı’nda 52 Milyon Hıristiyan ve Yahudi ölürken Alem-i İslâm’ın bu ölümleri uzaktan izlemesi bize bir şey kazandırmadı. Bizim ölmemiz Müslümanlara ders olmadığı gibi; Müslümanların savaş dışı kalması bize büyük zararlar verdi. Şimdi ölme sırası Müslümanlarda!” diyorlar!

Buna “Dur!” diyecek ne ulema var ne de bilim insanımız!

Olanlara bakıyorum da;

İnsanımız büyük fetihlere özendiriliyor!

Konuşmalar “savaş retoriği” ile bezeli!

Tansiyonu düşürücü üslûptan çok uzağız; öfke kusuyoruz!

Gün geçmiyor ki, yeni bir düşman edinmeyelim!

Eski dostluklardan, alış-verişlerden, heyecandan, umutlardan eser yok gibi!

***

Bir sorunun ilmi bir çözümü yoksa hiç kimse kötü gidişi önleyemez. Çözüme odaklanacak basit bir çoğunluktan bile mahrumuz.

İçinde rant, kâr, rüşvet, yolsuzluk, himmet, zekat, bağış, sadaka barındırmayan projelerin yüzüne bakma sabrı gösteren bir yetkili bulmak imkansız hale gelmişse, geriye ağız tadıyla bir güzel rezil olmak kalmaktadır ki, Allah korusun!

***

Batı’da düşünceler ile uygulamalar arasındaki uçurum kapanırken, bizde gittikçe büyüyor. Bunu her alanda görmek mümkün! Dinler, ırklar, siyasi ve ekonomik ittifaklar, bloklar, devletler ve topluluklar arasında yapılabilecek mukayeseler, bu yalın gerçeği açık bir şekilde gözler önüne sermektedir.

-Dinleri ve dünyayı kavramada en başarılı kişilerin Yahudi din adamlarının olduğunu söylemek abartı olmasa gerek. Durum bu! Gerçeği kabul edelim!

-Yahudi din adamlarıyla ilim ve irfanda ve dünyayı kavramada yarışabilecek kişiler varsa, onların da ancak Hıristiyan din adamları olduğunu itiraf etmek kimseyi rencide etmemelidir.

-Üçüncü sırada kimler var; Müslümanlar mı yoksa Budistler mi, bu konuda karar vermek zor. Bana göre, Müslüman alimler; Rabbilerin de, Papa, Patrik, Kardinal ve Metropolitlerin de çok gerisindeler!

Petrol geliri ve iktidar hırsı, Alem-i İslâm’ı sadece dejenere etti!

Bunu da kabul edelim!     

***

Bir kişinin dünyayı iyi bir şekilde algılaması, iyi bir matematik bilgisine ve Kutsal Metin yorumcusu olmasına bağlıdır. Buna ilaveten ekonomi, hukuk, sosyoloji, güzel sanatlar alanında da uzman olması gerekir.

Gün içinde beş vakit namaz kıldırıp 24 saat sıkıntıdan patlayan maaşlı en az 130 bin din personeli var! Buna öğretmen ve öğretim üyeliği kadrosu da eklendiğinde sayı 200 bini geçmektedir.

Ramazan ayındayız, ülkenin en önemli sorunu hala kamu ekonomisi! Yani işsizlik, yoksulluk, sosyal yardımlar, devlet yatırımlarının yetersizliği… olmasına rağmen hiçbir TV kanalında, TRT de dahil “Verginizi verin! Zekatın harcandığı eğitim, güvenlik, yoksullar, dul ve yetimler, yabancılar… her kim var ise bu konularda devletimiz gücünün üstünde yardımlar yapıyor. Devlet dururken sakın şahıslara, derneklere ve vakıflara zekat, sadaka diye bir ödeme yapmayın, önce verginizi ödeyin!” diyen bir Allah’ın kulu yok!  

Namaz kılmayanın hayvan olduğunu söyleyen var ama vatandaşları kamu bütçesine olan ödevlerini eksiksiz yapmaya çağıran bir kişi yok!

Namaz kılmayanın “hayvan” olduğunu iddia edecek kadar cahil de olsa cesur Allah adamları var ama devlete “zekat” vermeyenlerin “hain” olduğunu söyleyecek kimse yok!

Devlete vergisini-zekatını ödememenin “devlete savaş açmak” olduğunu ne yazık ki mırıldanan da yok!

Neden acaba?!

Yoksa Recep Tayyip ErdoğanEmîr el-Müminîn” olmaya layık mı değil?!

Herkesi dinleyen, gözetleyen, tutuklayan, cezalandıran devlet de, bu konuda sessiz!

Her konuya hutbe yetiştiren Diyanet neden sus pus! İlimleri mi yetersiz yoksa devlet hala kâfir mi?!

Şunu itiraf etmeliyiz ki;

Türk Müslümanlığı devletten vergi kaçırmayı günah saymaz! Ama efendi hazretlerine zekat, sadaka, bağış… vermemeyi maazallah cehennemlik görür!

Devleti idare edenler dindarlığı ile yeri göğü inletirken Müslüman kamuoyu devlete vergi verme konusunda yetersiz ve çok sessiz?!

Neden acaba?!

Yoksa;

Recep Tayyip Erdoğan‘ın Cumhurbaşkanı, Binalı Yıldırım‘ın Başbakan, falanlar bakan ve milletvekili, şu kadar ilahiyatçı kurumlarda müdür, belediye başkanlarının ve meclis üyelerinin eski tabirle İslâmcı olması yeterli değil mi?!

Yoksa devlet hala kâfir de vergi – zekat verilmeye layık değil mi?!

Bu memlekette; Cuma namazı kılınmaz mı?!

Vergi verilmez mi?!

Askere gidilmez mi?!

Rüşvet ve yolsuzluk yapmakta beis yok mudur?!

Hakikaten hala bu düşüncede miyiz?!

 

Şunu kim ve ne zaman söyleyecek, sabırla bekliyorum:

Zekatı-vergiyi devlete vermeyip de kamu görevini kötüye kullanıp rüşvete, yolsuzluğa, kişisel çıkarlara alet etmek… ne anlama geliyor?

Bilen var mı?!

Yoksa; “emaneti” size tevdi eden abdestli, namazlı, ağzı Kur’an’lı Cumhurbaşkanını tanımıyor musunuz?

Ona ihanet mi ediyorsunuz?

Ona isyanda mısınız?

Yoksa daha da ileri giderek onun iktidarına savaş mı açtınız, Allah korusun!…

Ne cesur adamlarmışsınız, arkadaş!

Ne kuldan korkarsınız ne de Allah’tan!

 

Bir cevap yazın