Türkiye Neden Demokratikleşemez?!

Türkiye Neden Demokratikleşemez?!

Osmanlı’da demokrasi tartışmasını başlatan Masonlardı. Bunu İslâmî literatürün desteği ile halka duyuranlar da İslâmcılardı.

Lozan sürecine ayak uyduramayan İslâmcıları sistemin dışında tutanlar, İslâmcı birikimin çağdaş kavramlara getirdiği yorumları da göz ardı ederek Namık Kemal’i “Vatan Şairi”, diğerlerini de maceracı, romantik hergele, çağdışı, tutucu, anlayış yoksunu… olarak tanımladılar.

Birileri” İslâm’a ve İslâmcılara olumlu bir yakıştırmayı uygun görmüyordu. Cahil Müslümanlar da, tam da “birileri”nin dediği gibi yaptı; “demokrasi” gibi çağdaş ne kadar olumlu kavram varsa bunların hepsini kâfirlik saydı!

***

1865’lere dönersek…

İlk İslâmcıların demokrasi mücadelesinin temelinde “Padişah’ın yetkilerinin sınırlandırılması” vardı.

O günlerde İslâmcıların savunduğu demokrasi; parlamenter sistem, anayasal düzen, hukukun üstünlüğü, laiklik, serbest teşebbüs(liberalizm), düşünce, inanç ve basın- yayın özgürlüğü, kadın hakları, emeğin değeri… gibi konularla donatılmıştı.

İlk İslâmcı muhalefetin hedefinde Padişah Abdülaziz vardı. Padişah’ın yetkilerinin sınırlandırılmasını istiyorlardı; Abdülaziz de kabul etmiyordu. Sonunda Masonlar hanedanın içinden veliaht V. Murat’la da anlaşarak Abdülaziz’i önce darbeyle azlettiler, sonra da katlettiler.

Mason dediğime bakmayın; hepsi abdestli, namazlı kişilerdi! Bir tek dünyaya bakışları farklıydı; hepsi bu kadar!

  1. Murat verdiği sözleri yerine getirebilecek kararlılığı gösteremeyince Masonlar Veliaht II. Abdülhamit’e başvurdular. Meşruti-demokratik yönetim sözünü aldılar. Üç kez tekrarlanan toplantılarda şahitler huzurunda Abdülhamit de padişahın yetkilerinin sınırlandırılması, meşruti rejim, yeni anayasa, üst bürokrasiye kimlerin atanacağı… sözlerini tartışmadan verdi.

Akabinde de V. Murat “deli raporu” ile padişahlıktan azledildi, yerine Abdülhamit tahta oturtuldu. 

***

Abdülhamit, Masonlarla anlaşarak kardeşinin padişahlıktan azledilmesine destek verdi. Abdülhamit’in izlediği yol ve yöntem Osmanlı sistemine göre meşru değildi! Hatta en ağır suçtu! Cezası da ölümdü!

Buna rağmen Abdülhamit o günlerde Masonlarla işbirliği yaparken muhtemelen şöyle düşündü:

Padişahlık biraderim Murat’ın yapabileceği bir iş değil! Bu benim hakkım; çünkü ben daha kabiliyetliyim! Ama normal şartlarda benim padişah olmam çok zor! Padişah olmam ancak Şeytanla iş birliğine bağlı! Osmanlı mülkünün bana ihtiyacı var. Başlangıçta Şeytanla iş birliği yapmam gerekiyor, bir süre sonra ona da haddi bildiririm!…” diye düşündü!

Şeytanla iş birliği yapıp Padişah olan Abdülhamit, ihaneti ve kurnazlığı sizce kime yaptı?!

Masonlara mı yoksa kardeşine mi?

***

Abdülhamit; 2 yıl hariç, 31 yıl boyunca Hükümeti kuklalarıyla idare etti. Ne rüşvet ve yolsuzlukları önleyebildi ne de bireysel hakları ve özgürlükleri artırabildi. Muhalefet arttıkça Abdülhamit rejimi de sertleşti.

Çözümü Batı modelinde binlerce ilk, orta ve lise okulu açmakta buldu. Yeterli olmayınca binlerce yabancı okulun açılmasına da izin verdi.

Ekonomi Duyun-u Umumiye heyetinin elindeydi. Yatırımlar ise yabancılara verilen imtiyazlarla yapılabiliyordu.

Yabancıları ve Gayrimüslimleri Batılı devletler kollayıp gözetiyordu. Müslümanların tek hamisi vardı, o da Padişahtı.

Padişah Müslümanları ne kadar korudu ve kolladı, onu dönemin İslamcılarına sormak lazım:

İslâmcılar “Her şey çok kötüydü!” diyorlar. Herkesin ihtiyacı “para pul etmeyen ama altından daha kıymetli olan özgürlüklerdi” o da yok denecek kadar azdı!

Padişah hazretlerini destekleyen -saraydan beslenen bir-iki tarikat hariç- kimse yoktu! 

Padişah; devlet, millet, dış güçler, İngiliz oyunu… diyordu ama bir Müslümanı ikna edemiyordu.

Abdülhamit; özgürlükleri artırma yerine şark kurnazlığı yaparak “İngilizlerden yardım alırlarsa daha tehlikeli olurlar!” mazeretine sığınıp, bütün muhaliflerine elçileri aracılığı ile düzenli para yardımı yaptı.

Dediğim gibi kurnazlık bizim genlerimizde var! İşi makam, mevki, tayin, terfi, kredi, ulufe, ihale, teşvik, kayırma ile halledeceğimizi düşünürüz!

Masonlar gecikmeli de olsa 1908 ve 1909’da hem Abdülhamit’ten hem de Osmanlı’dan intikamlarını aldılar!

***

Abdülhamit goygoycuları yine çok aktifler. Bunu; toplumda tarih bilincinin yükselmesine yoranlar da var! Ben ise yine her zamanki karamsarlığımla fırtına öncesi belirtiler olarak görüyorum.

Bundan da çok eminim: Abdülhamit hanedana ihanet etmiş olsa da “vatan haini” değildi. İktidar olmayı çok seviyordu; sonunda oldu da!

Bununla beraber “Abdülhamit gerçeği”ni anlamayanların devlete ve millete verebilecekleri bir şeylerinin olamayacağını da biliyorum!

Bireysel hakların yokluğu ne kurnazlık ne de komplo ile doldurulabilir.

Bunu bilmek lazım!

Bir cevap yazın