Cumhuriyet’in Kuruluş Felsefesi

Cumhuriyet’in Kuruluş Felsefesi

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi Şûrâ’ya yani Meclis’e dayanır. Meclis’te “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” sözünden önce, Şûrâ-38’inci ayet yazılıydı. “…şûrâ beynehüm fil emr…” “İşleri aralarında şûrâ(Meclis)da kararlaştırırlar…”

Bu nedenle Yasamaya, Hükümete, Denetime, bazı atamalara ve Milli Mücadeleye ilişkin bütün kararlar (Şûra-38 ve Âl-i İmran-159’a göre) Büyük Millet Meclisi’nde alınmıştır.

Şûrâ-38’deki hükümler “…Yürütme işlerini onlarla müşavere (onlarla konuş, tartış, eleştiriye açık ol) et…” Âl-i İmran-159 ile desteklenmiştir.

Kur’an’ın yönetim modeli, istişareyi yapan ve kararı alan başkana (Âl-i İmran-159) dayanır. Bu nedenle Birinci Meclis’in seçtiği başkan Kur’an’ın önerdiği yetkilerle donatıldığından tam olarak İslâmîdir diyebiliriz.

Birinci Meclis’in oluşumu, Meclis’in yasama, yürütme ve yargıya ilişkin yetkileri, uzlaşma ile hazırladığı 1921 Anayasası, insanlık tarihine özgün teorik ve pratik katkılar yapmıştır.

Açıkça belirtmek gerekirse Birinci Meclis’in kurduğu model, bütün zamanlara örnek olacak niteliktedir:

1-Meclis hükümeti,

2-Meclis’in seçtiği başkan,

3-Meclis’in seçtiği başkomutan,

4-Meclis’in seçtiği bakanlar,

5-Meclis’in hazırladığı anayasa… Doğu’da ve Batı’da örneği olmayan bir modeldir.

Bu model; hem İslâmî’dir hem de çağdaştır.

Yetkiyi Meclis’ten alan ve sadece Meclis’e hesap veren bir yasama, yürütme, yargı ve denetleme modelidir. 

***

Birinci Meclis’teki milletvekillerini kim seçti, konusuna gelince:

İlk kez 1877’de uygulanan “iki dereceli vekil seçme sistemi”, Birinci Meclis’in seçiminde de uygulandı.

1-25 yaşındaki erkek seçmen, önce yöresindeki milletvekillerini seçen “seçici kurul” üyelerini seçti.

2-15 gün içinde de “seçici kurul”, yörelerinin milletvekillerini seçtiler.

Birinci Meclis’in seçiminde parti olmadığı gibi Mustafa Kemal’in milletvekili adaylarını belirleme gibi bir yetkisi de yoktu.

***

Âl-i İmran-159 uncu ayet doğrudan başkana yapılan öğütle başlar:

Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile…” denildikten sonra da “… Devlet işlerinde onlarla görüş alış-verişinde bulun. Kararını verdiğinde de artık Allah´a güven. Çünkü Allah, kendisine güvenenleri sever.”

***

Çankaya Köşkü denen iki katlı bağ evinde bir akşam “Yeni bir devlet kuruyoruz, bunun rejimi ne olmalı” diye bir konu tartışılır.

Urfa Milletvekili Seyyid Bey gibi ünlü Usul-u Fıkıh alimlerinin de bulunduğu toplantı geç saatlere kadar sürer. Son sözü de Mustafa Kemal Paşa söyler:

Kur’an’ı Kerim’de Cenab-ı Allah’ın devlet rejimine ilişkin iki önemli ayeti var. Biri “…Devlet işlerini onlarla müşavere (konuş, tartış, eleştiriye açık ol) et…” Şûrâ-38, diğeri de Nisa-59’da geçen “… sizden olan idarecilere uyun…” ayetidir.

Meclis; üyelerinden birini başkan seçip ona itaat edersek ve başkan da devlet işlerini Meclis’te istişare edip karara bağlarsa kuracağımız devletin rejimi İslâmî olacaktır” demiştir.

Malumunuz Mustafa Kemal Paşa İslâmî ilimler cahiliydi; Hayrettin Karaman kadar ilmi yoktu! Elinden ancak bu kadarı geldi.

***

İnsanlar ne yazık ki, ellerindeki değerlerin farkında değiller. Türkiye, yedi düvele ve Âlem-i İslâm’a demokrasi ve anayasa dersi verebilecek teori ve uygulama birikimine sahip iken Birinci Meclis’in inşa ettiği modeli ve 1921 Anayasası’nı bir türlü gündemine almak istemiyor.

Sonra da yedi düvelle savaşa kalkışıyoruz…

Ya başkanlık sistemi ya da Sevr diyoruz!

***

Kur’an yukarıdaki öğütleri verdiği, tutanları cennetle müjdelediği gibi, ayrıca rasyonel gibi görülmeyen başka uyarılar da yapıyor:

-“Gerçek apaçık ortaya çıktıktan sonra…” (Enfal-6)

-“…Ayetlerimizi ancak zalimler inkâr eder”. (Ankebut-49)

-“Başınıza gelenler, sizin ellerinizle önceden yaptığınızın karşılığıdır. Yoksa Allah kullarına zulmedici değildir.” (Enfal-51)

***

Şunu belirtmek gerekir; her söz, inanç ve yasa ciddi insanlar arasında değerlidir. Allah’tan korkan ve milletine sığınanlar için korku da yoktur; üzülmek de.

Milletin katlandığına Allah’tan korkan her kul katlanır.

Allah’ın düzeninde çözümsüzlük diye bir şey yoktur.

İnsanları güçsüzleştirip kendini tartışmasız güce dönüştürenlerin karşısına, Allah’ın yaratırken her yere koyduğu yasaları vardır, sonunda gelir ona toslar.

Kimsenin güç yetiremediğine sünnetullahın yasaları güç yetirir.

Buna inanmak gerekir!

Bir cevap yazın