Akla davet

Aklından başka sermayesi olmayan insanı akla davet etmek, haddi aşıp sınırları zorlamaktır. İzninizle bugün sınırları zorlamak istiyorum:

-Aklı olmayanın dini yoktur!

-Allah’tan ancak bilginler korkar!

-İslam ve iman, ancak onu anlayabilecek akıl ve beden olgunluğuna ulaşmış kişilere gerekir.

-“Genel” olarak akıllı olan kişinin, dinin her bir konusunu da anlayacak aklı olmalı ki her bir konudan da sorumlu olabilsin.

-Sorumluluk, onu yerine getirebilecek akıl, sağlık ve maddi imkânlar ile sınırlıdır.

-Akılcı olmak, bir konuda önermeler serisi yaratabilip çelişkiye düşmeden konuyu hüküm cümlesi ile sonuçlandırabilmektir. 

-Akılcı olmak, akla gelen bir kelime üzerinde uzun süre düşünüp, gözlemlerde ve deneyimlerde bulunarak o kelimeyi bir önermeye, önermeyi bir paragrafa, paragrafı makaleye, makaleyi kitaba dönüştürebilmektir.

-Akıl sahibi olmak demek, velisi veya kurul raporunun beyanı ile akıllı olmak anlamına gelmez. Her insanın sorumluluk üstlendiği konuda da ayrıca aklının yeterli olup olmadığının test edilmesi gerekir ki, ehliyet ve liyakat sorgulaması bununla yapılabilir.

 

Aklı iptal eden hastalıklar

Aklında sorun olan her kişi gözetim altına alınamaz. Ama arıza görülenlere toplumsal sorumluluk verilmez.

-Her konuyu şiir, müzik, resim, karikatür, sinema… ile açıklamaya çalışmak akla arız olan bir kusurdur. Çünkü şiir, resim, karikatür, sinema gibi sanatların konusu net olsa da “yüklemi belirsiz”dir.

-Her insanı akılla ele geçirmek çok zordur. Ama duygularına seslenerek onu ele geçirmek ve ifsat etmek kolaydır. Bu nedenle şiir, müzik, resim, karikatür, sinema… duygulara seslenen en etkin araçlardan olduğundan Müslüman yöntem bilimciler (usulcüler), insanları bu kişilere karşı uyarmışlardır.

-Sürekli şiire ve şaire başvurup ondan alıntılar yapmak toplulukta kısa bir süreliğine duygu anaforu yaratabilir. Bilinmelidir ki bu duygusallıktan elde edilebilecek sonuçlar tek kelimeyle fiyasko olacaktır.

-Sürekli şiire ve şaire atıflar yapanlar nedense konusu ve yüklemi belli olan “analitik önermeler”den uzak dururlar. Oysa insanlığa asıl yol gösterecek olan da analitik düşünce ve önermelerdir.

-İslami ilimlerde dilden sonra aranan ikinci ilim “mantık”tır. Mantık da “kurallı düşünme ilmi”dir. Ne yazık ki, mantık da ilgi görmeyen ve değer verilmeyen bir ilimdir.

-Mantık ilmi ile başlayan kurallı önermeler serisi yaratarak düşünme çabası, Batı’nın akılcılığı ile yüksek matematik, fizik ve kimya…ya kadar varmışsa, bu ilimlerin İslam nazarındaki değerleri azalmamış; aksine yüceler katına yükselmiştir.

-Akılla yaratılan düşüncelerin, başkalarının aklı ile ve deneyle denetlenmesi zorunludur.

-Bazen akıl beş duyuyu, bazen de beş duyu aklı yanlış yönlendirebilir. Bu nedenle akıl ve deney birbirini sürekli denetleyen iki araç olmak zorundadır.

-Kişide olgunlaşan bir düşünce, dışa açılmalı ve başkalarıyla yürütülecek müzakere ve tartışmalarla olgunlaşabilmelidir.

-Bir şiiri ezberleyip duygulu bir ses tonuyla okumak, akılcılık açısından ne kadar yanlış ise analitik bir metni ezberleyip kitlelere ezberden okumak da o kadar yanlıştır.

-Kendini hakikat karşısında sorumlu bilen kişinin topluluğu avlama gibi bir kaygısı ve hastalığı olamaz.

Vesselam…

 

Bir cevap yazın