Yakın tehlike

Devletlerin olmazsa olmaz görevi dış politikadır. Türkiye’nin iki yüze yaklaşan büyükelçiliklerinden ve konsolosluklarından… Yurt dışında faaliyet gösteren şirketlerden… Temsilciliklerden gelen bilgi akışını toparlamak, analiz etmek ve ona uygun adımlar atmak kolay olmasa gerek.

Dış politikada yapılabilecek küçük bir ihmal bile, ülkeyi büyük faturalar ödemek zorunda bırakabilir.

Tarih boyunca dış politikanın en etkin aracı askeri güç oldu.

Binlerce yıllık tarihin son iki-üç yüz yılından beri, vergi gelirleri devlet yönetiminin israf ve yolsuzluklarını finanse edemediği için ordular zayıf düştü.

Bu nedenle uzun sürebilecek bir savaşta orduyu finanse edebilecek bir ekonomiye sahip olmak her hükümetin öncelikli görevi oldu.

1850’lerden beri Osmanlı ve (1923-1945 arası hariç) Türkiye Cumhuriyeti, ekonomisini ve ordusunu dış borçla finanse etti.

Daha ilginç olanı ise Birinci Dünya Savaşına, Fransız ve İngiliz bankerlerden aldığımız borçlarla girmemiz ve savaşı da İngiltere ve Fransa’ya karşı yapmamızdır!

Bu nasıl bir tarih şuurudur, beka anlayışıdır, analiz kabiliyetidir, dost ve düşman seçimimizdir… bunu akledebilecek biricik bir beyin dahi yetiştiremedik.

Sanıyorum İttihatçıların neden kahraman, Atatürk’ün de neden vatan haini olduğunu anlamışsınızdır!

***

Gelelim şu an Türkiye’nin dış politika hamlelerine..

Beka davamız” dedik, Kuzey Irak’ta Barzani’yi bertaraf ettik.

Etmesine ettik de, Basra ve Bağdat bölgelerini elinde tutan İran, Barzani’nin boşalttığı Kuzey Irak’ı da sayemizde ele geçirdi. Şu an Irak’ın üç bölgesini de İran kontrol ediyor. ABD, İsrail, İngiltere, AB, Rusya ve Türkiye’nin gözleri önünde!

Çıt çıkmıyor!  

Suriye’de İranlı milislerle Türkiye destekli milisler 6 yıldan beri savaşıyor. Neyin karşılığında?

Hani ABD, İngiltere, İsrail, AB, Âlem-i İslam İran’a karşıydı! Bu nasıl karşı olma halidir?!

Anlayan var mı?!

***

Kuzey Suriye’de ABD destekli 30.000 kişilik bir ordu kuruluyor. Bir çatışma çıkması durumunda bunun 100.000 olma ihtimali çok yüksek.

Bakalım Kuzey Irak’ta bağdaş kuran İran’ın Suriye’deki tavrı ne olacak?

İran’ın Türkiye’nin yanında olacağını bilen varsa hiç beklemeden konuşsun, yazsın!

Ama sanmıyorum!

Peki, Rusya ne yapacak?

Toprağında yeni bir devlet kurulan Suriye kimin yanında yer alacak?

Türkiye esip gürleyerek PYD’nin Akdeniz’e uzanan bir hat oluşturmasını nasıl engelleyecek?

Tek başına mı?

O zaman geriye ne kalıyor?  

Geriye kalan Humeyni’nin Saddam Hüseyin’le anlaşırken içtiği bir kâse zehir!

Türkiye; bütün iddialarından vazgeçmek noktasına geldi.

Türkiye’nin yeni hedefi Suriye ile ilişkilerini 2012 düzeyine çekmeye çalışmak olacak.

ABD’yi neden ve nasıl bu noktaya getirdik, günü geldiğinde yetkililer tarihe not düşecekler.

Rusya ve İran, Suriye’de hala etkin birer güç ise bu devletlerle anlaşarak Suriye’nin toprak bütünlüğü için çaba göstermek en makul yol görünüyor.

Bu durumda da küçük bir sorun var, onu aşmak gerekecek:

Son aşamada ABD’ye karşı kim silah kullanacak?

İran mı? Unutalım bunu, İran bu işe girmez!

Rusya mı? O da ABD ile silahlı çatışmaya girmez!

Geriye Suriye kalıyor!

Suriye’nin de ABD destekli PYD/PKK’ya askeri müdahale yapma gücü yok. Müdahale ederse PYD’nin toprak kazanma olasılığı daha yüksek!

Suriye merkezi yönetimi Türkiye’den askeri müdahale yardımı istemediği sürece Türkiye çatışmaya, uzun sürebilecek olası savaşa girmemeli; girerse yanlış olur!

Suriye yönetimi, Türkiye’nin döktüğü soğuk terleri silmek ister ama basit bir talep karşılığında:

Yakılıp yıkılan şehirlerin yeniden inşasında Türk müteahhitlerin katkılarının ne olabileceğini Rusya ve İran’ın şahitliğinde bilmek ister.

Bu zehir çok acıtsa da daha büyük kayıplar vermekten iyidir.

Bir cevap yazın