Gıda güvenliği mümkün mü?

Gıda güvenliği mümkün mü?

Farkındaysanız bu aralar güvenli gıda ve türevleri üzerine yazıyorum. Yazacak konu bulamadığımdan değil; güven duyabildiğim ürünlerle bir sofra kuramadığımdan ben de yazarak dertleşiyorum.

Güvenli gıda konusu öyle bir noktaya geldi ki, geri dönüşü sanki mümkün olmayacakmış gibi.

Yaşadıklarımız şaka gibi!

Ne şaşıran var, ne de gülen!

Ne demek arkadaş, 2006’dan beri yerli tohumu almak ve satmak suç!  

Bir tepki varsa o da solculardan! Türk milliyetçileri ve İslamcılar derin uykuda! Bazıları da daha büyük sorunlar yanında bu devede kulak diyor!

Bizler düvel-i muazzama ile uğraşırken sen dikkatlerimizi dağıtmaya çalışıyorsun ki, bu da hoş olmuyor, diyorlar!

Tarımsal ürün desteği sadece yurt dışından ithal edilen tohumlara veriliyor. Tam da düvel-i muazzama ile savaşa destek verelim derken 2018’de bu karar alınıyor!

Bu da yetmiyor; ABD’den ithal edilen tarım ürünlerinde gümrük vergisi sıfır oluyor!

Hani düvel-i muazzama ile savaşın eşiğine gelmiştik?!

ABD, düvel-i muazzama listesinden ne zaman çıkarıldı da bizim haberimiz olmadı?!  

Bugün artık Türkiye’de ekilen ve pazara sürülen ne kadar sebze ve meyve varsa bunların ya tohumu ya ilacı ya da gübresi Dolar ve Euro ödenerek alınabiliyor.

Döviz yoksa bu da yok!

Anlayacağınız bir dolar uğruna, Batı başkentlerinde attığımız taklaların onur kırıcı bir tarafı yokmuş gibi, her şeyi dışa bağımlı hale getirdik.

Ne ağlayan var, ne de gülen!

Ne şaşıran var, ne de çözüm arayan!

Demem o ki, necip Türk milleti nelere duçar olmuş da farkında değil!

Kahvaltı sofraları işgal altında!

İş o noktaya vardı ki, gün boyu tükettiğimiz ekmek hakikaten zehir saçıyor. Bu milletin olmazsa olmazı olan ekmek bu durumda.

Osmanlı’dan beri ürün veren asırlık zeytin ağaçları ne kadar katledilebilirse katledilsin hala bütün doğallığı ile ürün vermeye devam ediyor.

Ne yazık ki, zeytinin bir an önce olgunlaşması için paslı teneke değil; daha kötüsü kimyasallarla hızla olgunlaştırılan zeytinler hızla satışa sunuluyor. Biz de kimyasallarla olgunlaştırılan zeytinleri bi güzel glutenli ekmekle tüketiyoruz.

Yarasın!

Öğlende ne yersek yiyelim, ister etli ister etli sebzeli, isterseniz bakliyatlı… Bu ürünlerin tohumlarının tamamı GDO’lu yani genetiği değiştirilmiş…

Etler ise tam bir facia!

Yemeğin yapımında kullanılan yağ ve salçanın genetiği değiştirilmiş ürünlerden yapıldığını bilelim!

Kendi çiftliğinizde yemek için ürettiğiniz tereyağı varsa ona eyvallah!

Ama marketten aldığınız tereyağını kullanıyorsanız bilin ki yağın yapıldığı süt, antibiyotik, hormonal ilaçlar ve GDO’lu yemlerle şişmanlatılmış hayvanların sütü. Bu nedenle aynı tehlike süt ve süt ürünü tereyağı, yoğurt, peynir, ayranda da var.

Öğün aralarında ne yerseniz yiyin, ne içerseniz için bir tane güvenli gıda bulamazsınız!

Sakın doğal su konusuna girmeyin!

Piyasada satılan ambalajlı suyun %88’i arıtılmış artezyen sularından oluşuyor. Çoğumuzun içtiği “kaynak sular” bunlar!

Gün içinde bu şekilde beslenen vatan evladı, benzer tarım ürünleri ile akşam da yedikten… bir iki avuç Çin çekirdeği çıtlattıktan sonra yorgun bir şekilde bir sonraki güne uyanmak için uykuya dalıyor.   

Sormak lazım:

Bilim bu kadar mı gelişti ki; bir gram süt kullanılmadan su ve kimyasallar desteği ile yoğurt, peynir, tereyağı, ayran üretilebiliyor!

Hani cehalet öldürür; bilim yaşatırdı?!

Bu sloganı ters mi çevirmemiz gerekiyor:

Bilim öldürür; cehalet yaşatır, diye!

İş öyle bir noktaya vardı ki, eksek de diksek de şimdilerde yaptığımız gibi ithal de etsek zarardayız,… ziyandayız… sonumuz vahim!  

Hem maddi hem de sağlık olarak büyük tehlike altındayız.

Bilelim ki artık “biyolojik savaşın” çaresiz hedef kitlesiyiz!

Bir cevap yazın