Büyük değişimin neresindeyiz?

Büyük değişimin neresindeyiz?

İnsanlık tarihi, bir anlamda Kuzey yarımkürenin Doğu – Batı ekseninde yaşandı. Dine, siyasete, ekonomiye, bilime, teknolojiye, sanata, edebiyata, felsefeye… yaratıcılığa ilişkin her ne var ise çoğu Kuzey yarımkürede doğdu ve gelişti.

İnsanın yeryüzünde varoluşu ve yayılışının, Orta Afrika merkezli olduğu düşünülüyor. Bu konunun gerçeği de açıklık kazandığında görülecektir ki, insanlık tek bir geniş ailede değil, çoğu Kuzey yarımkürede gelişme gösteren birçok geniş aile homo sapiens sapiens aşamasına gelerek oluşmuştur.

İnsanlık tarihi bir bakıma, neredeyse Doğu – Batı ekseninin orta kuşağında yaşayan insanların tarihi olarak da görülebilir.

Çağımıza kadar intikal eden insana ilişkin, olumlu veya olumsuz tüm sorunlar, insanlığın Kuzey yarımkürede sürdürdüğü yaşamla doğrudan ilişkilidir.

Tedavi edilemeyen sağlık sorunları ve psikolojik rahatsızlıklar da Kuzey yarımkürenin iklim ve bitki örtüsüyle sabitlenmiş yaşamıyla yakından ilişkilidir.

Büyük savaşlar, bir türlü sağlanamayan barışlar, imparatorluklar, büyük çöküşler, katliamlar, kitlesel ölümler, salgın hastalıklar, kıtlıklar, açlık korkuları, yağmalar… bunların ve daha nice temel sorunun nedeni, yaşamın Kuzey yarımkürenin Doğu – Batı eksenine mahkum olmasında aranabilir.

Kitabi dinlerin ve bilimin kaynaklarına ve sorunlara yanıt arayışına bakıldığında, sanki dünya kuzey yarımkürenin orta kuşağından ibaretmiş gibi…

Kuzey – Güney ekseninde, ekvatorun iki yakasını bir bütün gibi düşünen klasik bir düşünceye ve bilimsel görüşe rastlamak neredeyse imkansız.

Dünya yuvarlak mı değil mi, sorusu tarihte çok tartışıldı. Ama yuvarlak diyenlerin de, düz diyenlerin de Kuzey – Güney eksenindeki yaşama ilişkin dikkat çeken bir görüşüne rastlamak mümkün değil.

İnsani sorunlar, yenmek ve yenilmek üzerine temellendirmeye devam edildiği sürece dünyanın kaç bucak olduğu anlaşılmayacaktır.

Yok efendim;

Enerji savaşlarıymış!

Sağlık sorunlarıymış!

Organik / doğal yaşammış!

Ekonomik yaşammış!

Açlık ve yoksullukmuş!

Kaynakların çok kötü kullanımıymış!

Mutsuzluk!

Stres!

Kin ve nefretmiş!

İsyan ve ihtilallermiş! …

Ne kadar sorun varsa bunların tamamı, insanın bitki gibi doğduğu yerde ölmeye zorlanması, bunu başarmak için de ona uygun siyasal ve ekonomik rejimlerin inşa edilmesi sebebiyle ortaya çıkmıştır.

Gümrükler, pasaportlar, vizeler, kotalar, tel örgüler, mayın tarlaları… ne kadar prosedür varsa bunların tamamı insanın bitki gibi düşünülmesinden doğmuştur.

Kış mevsiminin kader olduğu doğru! Ama insanın, iklim müsaitken büyük zorluklarla elde ettiklerini kış sezonunda tüketmesi hangi dinsel ve bilimsel verilere dayanıyor?!

Kutsal Yüce dinlerin öğretileri bile günümüzde Kuzey yarımkürenin ot gibi coğrafyaya sabitlenmiş yaşamına ilişkin sığ düşünceler şeklinde öğretilmesi ve yaşanması ne yazık ki kimseyi rahatsız etmiyor!

Ey insanlık!

Yüz binlerce yıldan beridir az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik… Dönüp arkamıza baktığımızda ne gördük?

Sizce ne kadar yol gittik?!

Bir cevap yazın