Sosyolojik olarak Çingeneler

Sosyolojik olarak Çingeneler

Kökenlerini araştırırken Çingenelerin İbrahimî geleneğe yakınlıklarına değinmiştik. Arap Yarımadası’nın Hint’ten göç aldığına, Sara’nın Hint’ten gelin geldiğine, Hacer’in Mısır’a Hint’ten getirilen bir cariye olduğuna… da vurgu yapmıştık.

Bu yakınlıktan emin olmak için “acaba sosyolojik bir kategori olarak da yakınlık mümkün müdür” sorusunu sormak gerekir.

Uzun yıllar konargöçer yaşayan İbraniler hayvancılıkla geçindiler. Yerleşik yaşama geçişleri uzun denemelerden sonra oldu. İsmailîlerin Arap Yarımadası’nda, İsrailoğulları’nın ise Mısır’da yerleşik yaşama geçtikleri bilinmektedir.

Acaba İbrahim’ın üçüncü karısı Katura’nın altı oğlu Uzakdoğu’da nasıl yaşadılar, ne zaman yerleşik yaşama geçtiler, yerli halklarla hangi süreçlerde kaynaştılar… Bunun bilgisi açık değildir.

Tevrat’ın verdiği bilgiye göre İbrahim’ın, Katura ile evlendiği ve altı oğlunu büyütüp Doğu ülkesine gönderdiği yıllar, Kenan’a yerleştiği hayatının son dönemine rastlar. O nedenle altı oğlu gittikleri doğu ülkesinde büyük olasılıkla yerleşik bir düzen kurdular ve misyonlarını yerleşik yaşayanlar arasında gerçekleştirmeye çalıştılar.

Çingenelerin tarihte ilk rastlanılan dönemden beri konargöçer halde çobanlık, bir dönemden sonra sele, sepet, hasır işlemeciliği, hayvan terbiyeciliği, daha sonraları demircilik, bakırcılık ve kalaycılık, en son olarak da bohçacılık denen gezgin ticaretle uğraştıkları bilinmektedir.

Hem konargöçerlik hem de çobanlık dışında bir meslek sahibi olmak, kolay değildi. Sürdürülebilirlikleri ise o çağların koşullarında mümkün görülmemektedir.

Koloni halinde yaşayan ve karşılaştıkları zorlukları konargöçer yöntemlerle cıva gibi sıyrılarak aşan Çingenelere yöneltilen “Kimdir” sorusu, bütün ayrıntılarıyla yanıtlanmayı beklemektedir.

İsmaililerin ve İsrailoğullarının insanlık tarihinde yaptıkları etkiler yanında Katura’nın oğullarının etkileri de ele alınmalı ve ortaya çıkan yeni sentezlerde Çingenelerin durumu açıklık kazanmalıdır.

İbranilerle Çingeneler arasında etnik bir bağ var mıdır?

Biyolojik bir yasa olan hücrelerin büyüyüp bölünüp çoğalma süreçleri, insan toplulukları arasında da sosyolojik olarak yaşanmakta mıdır?

Bu doğal yasa, eski çağlardan beri Çingeneler arasında da işlemiş midir?

Bu ve benzeri sorular yanıtlanmalı ve yüreklerdeki ayrımcılığın sızısı bir şekilde giderilmelidir.

Çingenelerin tarih sahnesinde görüldüklerinden beri çobanlık, sele, sepet, hasır işlemeciliği, hayvan terbiyeciliği, demircilik, bakırcılık, kalaycılık, akrobatlık ve bohçacılık gibi meslekleri öğrenmeleri ve icra etmeleri en az on bin yılla açıklanabilir. Eski çağların koşulları dikkate alındığında bu mesleklerin öğrenilmesi ve icrası kolay açıklanabilir bir durum değildir.

Çingenelerin özellikle demircilik, bakırcılık ve kalaycılık gibi son derece stratejik meslekleri klan halinde icra etmeleri ancak ciddi bir yerleşik yaşamla ve köklü bir uygarlıkla açıklanabilir. Çingenelerin ataları, madenlerin işlenmeye başladığı mezolitik çağda metalleri işlemiş olmaları, o çağlarda yerleşik yaşamı özümsediklerini gösterir.

Eski çağlarda ortaya çıkan metal işçiliği gibi stratejik meslekler, ancak bir kast sistemi içinde icra edilebilirdi. Çünkü bin yıllar boyu yabancıların aralarına karışmasına veya birinin kasttan dışarı çıkmasına izin verilmezdi. Buyrukları çiğneyenler ise ölümle cezalandırılırdı. Bu koşullarda Hint’te icra edilen stratejik meslekler ancak kast sistemi içinde kalabilirdi. Dönemlerin özelliğine veya kast sisteminin gevşek veya sert yapısına göre de Çingenelerin toplumsal hiyerarşi içinde bir statüsü vardı. 

Çingeneler, eski çağlarda Hint kast sistemi için öğrendikleri, özellikle metal işçiliği babadan oğula intikal eden bir uğraş olduğundan, bu meslekler klanın tüm üyeleri tarafından bilinirdi. Zamanla koşullar değişse de göç yollarında ve konargöçer dönemde bile kolaylıkla icra edilebildi.

Bir cevap yazın