Çingenelerin Ataları

Çingenelerin Ataları

Eski çağlardan beri Çin ve Hint, dünyanın en kalabalık bölgeleriydi. Çin; denebilir ki her sorunu kendi coğrafyasında kalarak çözdü.

Benzer süreçler Hint halkları için söylenemez. Tarihte Hint’ten batıya doğru farklı nedenlerle birçok büyük göç dalgası yaşanmıştır. Bununla beraber siyasal işgaller de göçlere ve sürgünlere neden olmuştur. 

***

Hint’ten Arap Yarımadası’na ve Kadim Mısır’a yapılan göçlerin bir kısmı karadan bir kısmı da denizden yapılmıştır. Denizden yapılan göçlerin kayıtları hiyeroglif yazıtlarda yer almıştır.

Hint Yarımadası’nda meydana gelen kuraklık, depremler sonucu büyük nehirlerin yatak değiştirmesi ve işgalci güçlerin zorunlu tehcirleri Hint halklarını dünya geneline yaymıştır.

Yoğun Hint göçleri tarihte bir kaç kez tekrarlandığı için sonraki büyük göç dalgaları, öncekinin kolay görülür izlerini silmiştir.

Demografik yapıları araştıran birçok çalışma grubu, Çingenelerin izlerini Hint’ten Karadeniz’in kuzeyine ve Avrupa’ya, bir başka güzergahın İran, Anadolu üzerinden Balkanlar ve yine Avrupa’ya çıktığı belirlemiştir. Arabistan, Ortadoğu, Kuzey Afrika üzerinden Avrupa’ya geçenler de olmuştur.

Hint dinlerinde görülen reenkarnasyonun Çingeneler arasında görülmemesi, onların İbrahimî geleneğe bağlı kaldıklarını gösterebilecek önemli bir kanıttır.  

***

Çingeneler, dünyanın her yerinde “klan gelenekleri”ni korurken yerel kültür ve siyasal yapılarla çatışmamışlar. Siyasal bir talepleri de olmamıştır.

Fatih’in Kırklareli’nde kurduğu Çingene Sancağı, Çingenelerin talebi üzerine kurulmamıştır. Başka bir örneği de yoktur.  

Avrupa tarihinde “Osmanlı’nın ajanları” olmakla suçlanan Çingeneler, Paris’te, Berlin’de, Londra’da… meydanlarda idam edilmişlerdir.

Ayrımcılıktan dolayı eziyet gören dezavantajlı toplulukların başında hâlâ Çingeneler var. Sarkozy’nin “Çingeneleri AB’de kovalım” sözleri unutulmamalı.

İnsan hakları çağında asalet düşkünü doğu ve batı halkları, Çingeneleri “kimliksiz ve köksüz” olmakla suçluyor.  

Buna son verilmesinin en etkin yollarından biri, kitaplı dinlerle Çingenelerin bağının kurulması olacaktır. Bu konuda bir zorlamaya gerek duyulmadan tarihsel gerçeklerin açıklanması yeterlidir.

Hz. İbrahim; ilk eşi Sara’yı hicret ettiği doğu ülkesinden getirtmesi nedense göz ardı ediliyor. İkinci eşi Hacer ve İsmail’i Mekke’ye bırakırken orada Hintli halkların yaşadığı da unutuluyor. Üçüncü eşi Ketura’dan olan altı oğlunu doğu ülkelerine gönderirken, oğullarına doğulu halkların dillerini öğretmişti. Kültürler ne kadar değişse de bir insanın ömrüne sığan bir sürede dillerin temelden bir değişime uğramayacağı bilinir.

Hacer, İsmail ve altı oğlu, göçtükleri yerlerin yerel halkları ile aralarındaki dil ve kültür bağları güçlü olmasaydı, o beldelerde saygı görmeleri, güçlü mesajlar vermeleri mümkün olmazdı.

***

İkiyüzlülüğün ileri boyutlara vardığı çağımızda bilgi arttıkça, gerçekler daha kolay gizleniyor. Bunun acısı da masum insanlara yaşatılıyor.

Kimse Çingenelerle ortak bir kimliği paylaştığını kabule yanaşmıyor. Artık yalanlar bitmeli, çağımızın olanakları bütün insanlara eşitçe kullandırılmalıdır.

***

Çingenelerin Hint Yarımadası dışında klan tarzı kapalı bir iç düzen içinde yaşamaları, biraz da “açılırsak Çingene kimliği yok olur” endişesinden kaynaklanıyor.  

En zor durumlarda bile gevşek yapılı klan sistemini sürdürmeleri, onları göç yollarında yüzyıllar boyu güven içinde yaşamalarını sağlamıştır.

***

Dünya tarihi, İshak ve İsmail oğullarının tarihi şeklinde düşünülmesi her yönüyle yanlıştır.  

Tevrat’a ve İbrahim’e iman eden Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar; İbrahim’in Katura’dan doğan altı oğlu ve onların Doğu ve insanlık tarihine yaptıkları olumlu etkileri açıklamak zorundalar.  

Aksi bir durumda bilgileri gizleyip ayrımcılık yapmakla suçlanacaklardır.

Bir cevap yazın