Suyumu Bulandırma!

Suyumu Bulandırma!

Belediyelerin yardım ve bağış toplaması ve halka dağıtması asli görevi iken, merkezi idare tarafından devlet içinde devlet kurma ve paralel bir yapı oluşturma ile suçlanması vakitsiz bir tartışmayı da başlatmış oldu.

Doğrusunu söylemek gerekirse gelişmiş birçok devlet, yetkilerinin önemli kısmını mahalli idarelere devretmişken bizim geri adım atarak basit bir konuyu büyük bir mesele haline getirmemiz, Türkiye’ye özgü bir durum olmalı.

***

Hukukumuzda uluslararası antlaşmaların iç hukuku düzenleyen anayasa ve kanunlardan daha üstün olduğu bir gerçektir. Bu koşullarda bir sorun tartışılıyorsa ve bu konuda imzalanmış uluslararası bir antlaşma da varsa önce ona bakılır. Bu yönteme başvurmadan doğabilecek ihtilaflar çözülemez.  

Türkiye’nin, bazı maddelere ait çekinceleri olduğunu belirttikten sonra 01.04.1993’de yürürlüğe koyduğu Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı (AYOŞ)’na bakmakta yarar var. Çünkü AYOŞ, uluslararası bir antlaşmadır ve iç hukuk metinlerinin üstündedir. Bu antlaşmada mahalli idarelerin yetki ve sorumlulukları açık bir şekilde tanımlamıştır. 

AYOŞ hükümleri dikkate alınarak 03.07.2005’de kabul edilen 5393 sayılı Belediyeler Kanunun 3. Maddesine bakıldığında,

Belediye “Belde sakinlerinin mahalli müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idari ve mali özerliğe sahip kamu tüzel kişi” şeklinde tanımlanmıştır.

Türkiye, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı (AYOŞ)’nı yıllarca tartıştıktan sonra birçok çekince koyduktan sonra imzalayabilmiştir. AB’ye tam üye olma sürecinde belli koşullar oluştuğunda AYOŞ’un tamamını uygulayacağı sözü de verilmiştir.  

AYOŞ’a bakıldığında belediyeler;

  1. a) Merkezi idarenin onayı olmadan dış borç alamaz,
  2. b) Uluslararası siyasi belgelere imza atamaz,
  3. c) Askeri ittifaklara katılamaz ve
  4. d) Ayrı bir devlete dönüşemez.

 

Bununla beraber AYOŞ’a göre belediyeler;

  1. a) Para gibi işlem gören kıymetli evrak ve dijital kart çıkarabilir,
  2. b) Seçilmişlerden oluşan yerel meclisler; merkezi anayasa ve yasalara ters düşmeyen ve merkezi idarenin yetki verdiği konularda yerel yasalar çıkarabilir, vergiler koyabilir,
  3. c) İç güvenlik teşkilatı kurabilir,
  4. d) (Şu an tartışma konusu olan) Ayni ve nakdi yardım ve bağışları kabul edebilir. Yardım ve bağışlar, yabancı bir ülkeden geliyorsa merkezi idareden izin almak zorundadır.

 

Diğer konulara girmeden şunu belirtmekte yarar var:

Mahalli idarelerin amacı; halkın medeni ihtiyaçlarını en kısa zamanda, yerinde ve en etkin bir şekilde yerine getirmektir. Her devletin idari yapısında mahalli idarelerin yer almasının nedeni budur. Rusya bu konuyu bayağı ciddiye almış olmalı ki anayasasında belediyelerin dışında ayrıca 85 özerk yönetime yer vermiştir.  

Mahalli idarelerin, merkezi idarenin işleyişini kolaylaştırdığı da bir gerçektir. Uluslararası ilişkilerin yoğunlaştığı çağımızda devletler, dış politikalarını etkinleştirmek için yetkilerinin önemli kısmını mahalli idarelere devretmektedirler.

Şu da göz ardı edilmemelidir: Mahalli idarelerin bütün tasarrufları idari ve yargı denetimine tabidir. Bu nedenle “Eyvah!” denecek bir durum yoktur.

Anayasa’da ve yasalarda “mahalli idareler” terimi yer almışsa ve mahalli idareler de belediyeler, özel idareler, köy ve mahalle muhtarlıkları şeklinde sınıflandırılmışsa böyle bir anayasal düzende “iki başlı” yönetim tanımını yapmak çok zordur.

Hiçbir tanıma göre mahalli idareler, “merkezi idareyi” yok sayamaz, onun yetkilerini kullanamaz. Bu kesindir. Tartışması da yapılamaz. Çünkü anayasal ve yasal düzen yürürlükte olduğu sürece, bütün kurumlar ancak merkezi idareye göre varlığını sürdürebilir.

Durum böyle olduğuna göre merkezi idare, mahalli idarelere, kurdun kuzuya dediği gibi “Suyumu bulandırma!” gibi yetkilerimi gasp etme anlamına gelebilecek bir ifade ile mahalli idarelerin yetkilerini yok sayamaz. Belediyeleri “devlet içinde paralel yapı” gibi garip ve anlaşılmaz bir gerekçe ile de suçlayamaz.

Söz konusu, halkın acil ihtiyaçlarının giderilmesi ise ve bunu da bağış kabul ederek veya öz kaynaklarını kullanarak yapıyorsa, bu hizmet belediyelerin olmazsa olmaz görevidir. Buna, devlet içinde devlet gerekçesi ile müdahale, belediyelerin uluslararası antlaşmalarla da belirlenmiş “varlık sebebine” müdahaledir. Birileri buna benzer müdahaleleri aklından geçirebilirse de anayasal kurumlar işlevlerini sürdürebildiği sürece bunun hayata geçirilmesi mümkün olmaz.

Eğer anayasal kurumlar işlevsizleştirilmişse bir gün uyandığımızda halkın oyuyla göreve gelen bütün belediyelerin bir kararname ile kayyumlara devredildiğini de görebiliriz. Yardım toplayamazsın, dendikten sonra öz kaynaklarını da kullanamazsın denmiş, arkasından ise son nokta hiçbir yardım yapamazsın ile koyulmuştur.

Son tartışmayla Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı yok sayıldığı gibi anayasal ve yasal düzen de askıya alınmış gibidir.    

Adli ve kolluk teşkilatı olmayan belediyelerin merkezi idarenin yetkilerini kullandığını iddia etmek, koyunun kurdun suyunu bulandırması benzetmesi kadar gerçek dışıdır. Bilakis durum, merkezi idarenin mahalli idarelerin görev yapmasını engellemesi ve yetkilerine el koyması şeklinde tezahür etmiştir.

Bir cevap yazın