Yunanistan TL’ye geçebilir mi? (II)

Yunanistan TL’ye geçebilir mi? (II)

2007-2009’da TV’lerde Yunanistan’ı konuşurken 10,5 milyon nüfusu ve üretimiyle ve askeri harcamalarıyla çoktan iflas ettiğini ama buna rağmen hala borç bulmasının bir tek nedeni olabileceğini, onun da, Yunanistan’da düzenin değişeceğini, krizin boyutu ölçüsünde de herkesin bu değişime rıza göstereceğini… söylemiştim.

 

Kıt iktisat bilgimle, 2006 rakamlarıyla Yunanistan’ın 10,5 milyon tembelleştirilmiş nüfusu ile 310 milyar dolara ulaşan dış borcu ödeyemeyeceğini görebiliyordum. Bundan dolayı da kamuoyuna Yunanistan konusundaki görüşlerini gözden geçirmelerini öğütlüyordum. 

 

Krizin öncesini ve sonrasını da şuna bağlıyordum:

 

Dünya savaşları öncesinde ve savaş sırasında batılı bankerler hangi ülkelerin savaşmasını ve savaş sonrası yeni düzene katmak istiyorlarsa önce ödeyemeyecekleri miktarda borçlandırıyor, sonra da istedikleri gibi yönlendiriyorlardı. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarıında, savaşan taraflara mali desteği İngiliz ve Fransız bankerler vermişti, sonradan buna ABD’li bankerler katılmıştı.

 

Şimdilerde büyük olasılıkla Üçüncü Dünya Savaşı yerine, savaşsız yeni bir dünya düzeni kuruluyor. Borçlu ülkelerin yeni düzeni benimsemeleri gerekiyor, o nedenle krizin boyutu ve çapı geniş olmalı ki, elitler de halk da buna kolay ikna olabilmeli. 

 

Son dönemde gittikçe küreselleşen ve derinleşen krizi bu bakış açısıyla izlemekte yarar var.

 

Gelelim bize, güzelim Türkiye’mize…

Dünyada bütün ülkelerin borçları artarken borcu azalan yani borçlarının gayri safi yurt içi milli hasıla oranı bayağı düşen (%40’ın altına) ender ülke Türkiye ise… Evet, bu ülke Türkiye ise oturup adam akıllık düşünmek gerekiyor.

 

Kriz çığırtkanlığı yapanların seslerinin ne kadar gür çıktığını biliyorsunuz.

Bu gürültülerin hiçbirini şimdiye kadar önemsemedim, siz de önemsemeyin!

Özellikle çok bilenlere daha fazla dikkat edin!

 

2002’den beri Türkiye’de yaşananlar, bir Türkün anlayabileceğinden daha önemli. Aradan 10 yıl geçti, Türkiye’yi doğru dürüst analiz eden çıkmadı.

 

Türkiye, 2008 ABD krizinden ve 2010-2011’den beri devam eden AB krizinden çok özel politikalarla korundu. Bu korumanın önemli bir kısmı da dışarıdan yapıldı! Örneğin ABD’de Vadeli İşlemler Borsasında pazarlanan kağıtların Türkiye’de satışının garanti kapsamı dışında tutulması gibi. Bu yasağı bir tek içimizdeki çok uyanık küçük bir azınlık deldi, Türkiye’den çok dışarıya güvendi, çok geçmedi 35 milyar dolar kaybetti. O konuya şimdilik girmeyelim.

 

Bugünlerde Yunanistan bir çıkış yolu arıyor. Görüldüğü kadarıyla Yunanistan’da yakın gelecekte ülkeyi selamete çıkaracak yol haritasını okuyabilecek bir lider yok!

Tabela okumayı bile beceremiyorlar!

Yunanlı liderler yol haritasına bakarken bile haritada yazılanı değil de, akıllarındakini okuyorlar. Fazla önyargılılar!

 

Ama yakındır, iki seçim sonrasında Yunanistan’da bir lider çıkar ve selamete giden yol haritasındaki işaretlerin AB’yi ve ABD’yi göstermediğini söyler… Ortalık önce böyle karışır…

 

Sonra da cesaretini toplayıp “Bana müsaade, ben yol haritasının gösterdiği İstanbul’a gidiyorum!” deyip asıl büyük heyecanı böyle başlatır!

 

TL pazarı genişleyecek güçte.

350 yıl tek ekonomik ve siyasi pazarda birlikte yaşamış iki ülke halklarının, yapay gerekçelerle birbirlerinden uzaklaştırdığını bilenler az değil. Her şeye rağmen, kolayca birlikte olabilecek iki topluma ait birçok ortak değer ve tarihsel başarı da var. O nedenle, iki devlete yeni dünya düzeninin sunduğu fırsatlar değerlendirilebilirse yeni ve büyük bir pazarın kurulması mümkündür. Bu pazarın 10 yılda hızla büyüyüp, 2023 yılına gelindiğinde diğer Balkan devletlerini içine alması mümkündür.  

 

Asıl şaşkınlık, bu projeksiyonu şaşkınlıkla karşılamak olmalıdır.

Dünyada ekonomik ve siyasi sınırların giderek minimize olduğu bir çağdayız ve ne hikmetse Yunanistan hala bizim en büyük düşmanımız!

 

Gülecek yaşta değiliz, lütfen biraz ciddi olalım!

 

Türkiye ve Yunanistan birbirinin düşmanı olmak yerine, gelecek 10 yılda yapacakları askeri harcamaları ekonomik ortaklığa tahsis edebilirlerse, 2023’de Avrupa’nın en büyük ekonomik ortaklığının temelini 2013’de atmış olurlar! 

 

Bu tür ortaklıklarda tarafların birbirine olan güvenleri yanında, Türkiye’ye duyulacak güven daha da önemlidir. Özellikle ekonomisine duyulan güven…

 

Geçen gün Sayın Başbakanın Türkiye’nin 2013 baharında IMF’ye olan borcunu bitireceğine ilişkin demeci, borç batağında kıvranan devletlere yeteri kadar mesaj vermiştir, sanıyorum.

(TL pazarı önerisi devamı yazıda) 

 

 

Bir cevap yazın