İçeriğe geç

Atatürk, İnönü ve Menderes’in Kıbrıs politikası

İngiltere, 1915’teki “Kıbrıs’ı Yunanistan’a verme sözü“nü yerine getirmez. Bunun üzerine 1929’da Rum işçi sendikalarının başlattığı gösteriler giderek yaygınlaşır. Adayı Yunanistan’a bağlamak amacıyla başlatılan bu olaylar, 1931’de doruk noktasına ulaşır. İngiliz yönetimi ayaklanmayı sert önlemlerle bastırır. İngiltere adadaki tüm siyasi faaliyetleri yasaklar. Olaylara hiçbir şekilde katılmayan Türkler de, Rumlara uygulanan yasaklardan etkilenir.

İngiltere, Türkiye’ye soydaşları adına olaya müdahil olmasını,  Kıbrıs’ın statüsü değişecekse Türkiye’nin de söz sahibi olmasını ister. Ama Atatürk, Lozan’da (20. md) belirlenen “…Kıbrıs’ta yaşamak istemeyen Türklerin Türkiye’ye yerleşme…” hakkını hatırlatarak “Türkiye’nin Kıbrıs diye bir sorunu yok!” der.

Atatürk, Lozan’da belirlenen statünün korunmasından yanadır. İngiltere de, Türkiye ile Yunanistan’ı çatıştırarak aradan sıyrılmaya çalışır. Atatürk gelişmelerin nereye varacağının farkındadır ve İngiltere’ye fırsat tanımaz.

II. Dünya Savaşı başlayınca İngiltere, Kıbrıs’a özerklik vaadinde bulunur. ENOSİS’te kararlı olan Rumlar, İngiltere’ye güvenmezler. Böylece 1945 sonrasına kadar İngiltere adada Rumların açık hedefi olur.

Dr. Fazıl Küçük’ün 1937’de başlayan siyasi mücadelesi, basın hayatı adada Türklerin haklarını koruma amaçlıdır. Gazeteler çıkarır, partiler kurar. Türkiye’nin dikkatini çekmek ister, destek bekler. Fakat Türkiye’nin ada politikası değişmez.

Atatürk döneminde Kıbrıs’taki olaylarda taraf olmayan Türkiye, İnönü döneminde de bu tutumunu sürdürmeye devam eder.

Yunan ve Kıbrıs kiliselerinin desteklediği EOKA örgütü, İngilizlere yönelik eylemlerine Türkleri de dahil eder.

Neden Türkleri de terörlerine hedef yaparlar, hangi stratejik amaçlar güdülür, bu kimin çıkarınadır?

Gerçekten EOKA Rumların mı çıkarına hizmet etmiştir yoksa İngiltere’nin mi?

Türk liderler “Türkiye’nin Kıbrıs diye bir sorunu yoktur” demesine rağmen, Rumlara ait olduğu iddia edilen illegal EOKA örgütü, neden Türkleri öldürmek ister?

Bunlar da analiz edilmez.

Türklerin öldürülme haberleri kışkırtıcı bir dille yeni çıkmakta olan Hürriyet Gazetesi aracılığıyla Türkiye’ye aktarılır, haberi okuyan halk ve üniversite gençliği galeyana gelir.

Söz Hürriyet Gazetesi’nden açılmışken şunu söylemek gerekir:

1947’ye kadar başarısız birçok mizah ve magazin dergisi çıkarıp batırmış Simavi Ailesi, EOKA’nın Türklere dönük eylemlerine denk gelen günlerde, Hürriyet Gazetesi’ni çıkarmaya başlar.

Hürriyet, o günlerde öyle yayınlar yapar ki, önü arkası kesilmez mitingler ve yürüyüşlerin ilham kaynağı olur… Gazetenin yayınları, İngiltere’nin beklediği fırsata zemin hazırlar, Türkiye direnmeye devam eder, fakat Hürriyet’in kışkırttığı olaylar İngiltere’yi umutlandırır.

Başpiskopos Makarios’un, 15 Ocak 1950’ta Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı ile ilgili Kiliselerde papazların gözetiminde referandum yaptırdığı günlerde, Kıbrıs sorunu TBMM’nin gündemine gelir. Dönemin CHP’li Dışişleri Bakanı Necmeddin S. Sadak eski politikayı özetleyen “Türkiye’nin Kıbrıs diye bir sorunu yoktur!” ifadesini kürsüde bir kez daha tekrar eder.

Çok geçmez dört ay sonra Demokrat Parti iktidar olur. Bu kez Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü‘dür. Dr.Fazıl Küçük, Ankara’ya gelir. Amacı Türkiye’yi soruna sahip çıkmaya ikna etmektir. Fuat Köprülü, Fazıl Küçük’e 15 gün boyunca randevu vermez. Sonunda görüşür. Onun da sözü “Türkiye’nin Kıbrıs diye bir sorunu yoktur!” şeklindedir.

II. Dünya Savaşı sonrası yeni dönemde, İngiltere dünyanın birçok yerinde savaş sonrası sorunlarla uğraşırken bir de Kıbrıs’la uğraşmak zorunda kalır.

Dikkat çekici bir diğer nokta da şudur:

İngiltere, birçok sömürgesini bağımsızlaştırırken aynı politikayı Kıbrıs’ta uygulamaz. İngiltere’nin Kıbrıs’taki kazancının ne olduğuna anlam veremeyen Rumlar, Kıbrıs’ı zorla da olsa elde edeceklerini düşünürler. Fakat bir türlü İngiltere’yi ikna edemezler. İngiltere de Kıbrıs’ı kimler için elde tuttuğunu bir türlü açıklamaz.

Haritaya bakan da bir şey anlamaz. Çünkü gözler Kıbrıs’tan başka bir şey görmez; Kıbrıs’ın çevresine bakan da olmaz.

Gün gelecek, Türkler de Rumlar da Anglosaksonların kuracağı İsrail Devlet’inin Kıbrıs adası hakkındaki düşüncesini geç de olsa öğrenecektir.

Özellikle İstanbul’da başlayan Kıbrıs gösterileri, İngiliz basını tarafından abartılı bir şekilde Adaya ve Yunanistan’a taşınır. Rumlar gösterilerinde protesto ettikleri İngiltere ve ABD’ye Türkiye’yi de eklerler. Hürriyet Gazetesi Türkiye’yi iktidar ve muhalefetiyle Kıbrıs konusuna angaje eder.

İngiltere artık mutlu sona yaklaşmak üzeredir. Sonunda Kıbrıs, Türkiye’nin de sorunu haline gelir.

İngiltere’nin yıllardır beklediği an, sonunda gelir. Bu tarihten sonra, İngiltere’nin Rumlara söylemesi gereken “Hayır!”ları,  artık Türkiye söyleyecektir. Fakat Demokrat Parti yönetimi bir süre buna direnmeye güç yetirir.

1954’te ekonomide sorunlar ortaya çıkar ve kriz kapıya dayanır.

DP iktidarı sonunda ikna olur.

———————————

Kategori:2012

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir