İçeriğe geç

Kalıcı çözüme ne kadar yakınız

Sosyolojik aşamaları geçemeyen toplulukların, ileri gidenlerle yaşadığı uyumsuzluk, tarihin her döneminde sorun yaratmıştır. Sorunun kökeninde yeni duruma ayak uyduramamak olsa da dillendirilmesi farklı yapılmıştır. Örneğin, ağır vergilerden ve kötü idareden şikâyet edilmiş veya inanç veya etnik sebepler ileri sürülmüş olabilir. İlk bakışta bunlar sorunun nedeni gibi görülse de işin özüne inildiğinde “yeni gelişmelere” ayak uyduramamak vardır.

Bir devlet dış düşmanlarla birden fazla cephede savaşırken aynı günlerde iç isyanlarla da uğraşması, gerekçesi ne olursa olsun iç isyanları haklı kılmaz. Aksine bu duruma düşen bir devlet, isyanları bastırmak için önlemleri iyice sertleştirir ve halkı istemeden de olsa daha çok mağdur eder.

Benzer durumlar Osmanlı Devleti ve Cumhuriyet tarihi boyunca de yaşanmıştır. Osmanlı döneminde üç yüz yıla yakın süren Türkmen kökenli Celali ve Efe isyanları buna örnek gösterilebilir.

Mondros Mütarekesi’nden sonra ülkeyi işgal eden yabancı askerler dururken, Anadolu’nun birçok yerinde Kuvay-ı Milliye’ye karşı yapılan isyanları veya karşı çıkışları veya asayişsizlikleri da anmak gerekir:

1. Ali Batı Olayı (11 Mayıs 1919 – 18 Ağustos 1919)
2. Ali Galip Olayı (20 Ağustos 1919 – 15 Eylül 1919)
3. Birinci Bozkır Ayaklanması (29 Eylül 1919 – 4 Ekim 1919)
4. İkinci Bozkır Ayaklanması (20 Ekim 1919 – 4 Kasım 1919)
5. Birinci Ahmet Anzavur Ayaklanması (25 Ekim 1919 – 30 Kasım 1919)
6. Birinci Düzce Ayaklanması (13 Nisan 1920 – 31 Mayıs 1920)
7. İkinci Düzce Ayaklanması (19 Temmuz 1920 – 23 Eylül 1920)
8. Şeyh Eşref Ayaklanması (Hart Olayı) (26 Ekim 1919 – 24 Aralık 1919)
9. Kızılkuyu Olayı (28 Ekim 1919 – 29 Ekim 1919)
10. Apa Çarpışması (28 Ekim 1919)
11. Dinek Çarpışması (1 Kasım 1919)
12. Demirkapı Çarpışması (15 Kasım 1919)
13. İkinci Ahmet Anzavur Ayaklanması (16 Şubat 1920 – 19 Nisan 1920)
14. Kuva-i İnzibatiye (18 Nisan 1920 – 25 Haziran 1920)
15. Üçüncü Ahmet Anzavur Ayaklanması (10 Mayıs 1920 – 22 Mayıs 1920)
16. Birinci Yozgat Ayaklanması/Birinci Çapanoğlu Ayaklanması (15 Mayıs 1920 – 27 Ağustos 1920)
17. İkinci Yozgat Ayaklanması/İkinci Çapanoğlu Ayaklanması (5 Eylül 1920 – 30 Aralık 1920)
18. Zile Ayaklanması (25 Mayıs 1920 – 21 Haziran 1920)
19. Aynacıoğulları Ayaklanması (1918 – 21 Kasım 1923)
20. Milli Aşiret Olayı (1 Haziran 1920 – 8 Eylül 1920)
21. Cemil Çeto Olayı (20 Mayıs 1920 – 7 Haziran 1920)
22. İnegöl Olayı (20 Temmuz 1920 – 20 Ağustos 1920)
23. Çopur Musa Ayaklanması (Afyon‘da) (21 Haziran 1920)
24. Kula Olayı (27 Haziran 1920 – 28 Haziran 1920)
25. Konya Ayaklanması (2 Ekim 1920 – 22 Kasım 1920)
26. Demirci Mehmet Efe Ayaklanması (1 Aralık 1920 – 30 Aralık 1920)
27. Çerkez Ethem Ayaklanması (27 Aralık 1920 – 23 Ocak 1921)
28. Koçgiri/Koçkiri İsyanı (6 Mart 1921 – 17 Haziran 1921)
29. İntikam Alayı Ayaklanması (Temmuz 1920)
30. Pontus Ayaklanması (Aralık 1920 – 6 Şubat 1923 olayları meydana gelmiştir.

Bunlar içerisinde sadece Milli Aşireti ayaklanması Kürt-Arap isyanıdır, denebilir.

Lozan Antlaşması’ndan sonra meydana gelen asayişsizlikler de eklendiğinde sayı otuzun çok üstüne çıkmaktadır. Aslında bu olaylara isyandan çok, çatışma veya asayişsizlik demek daha doğru olacaktır. Gerçekte isyan olduğu tartışmalı iki olay vardır:

Biri Şeyh Said, diğeri de Ağrı Dağı İsyanı’dır. Bu iki olayı bile isyan olarak tanımlamak tartışmalıdır.  Çünkü olayların asayişsizlik yarattığından kuşku yoktur ama siyasi talepler açısından bakıldığında ise isyan değildir, denebilir.

Bir olayın çapının büyük olması ve merkezi yönetimi acze düşürmesi, onun siyasî bir isyan olduğunu göstermez. Çünkü isyan siyasî bir kavramdır ve bir olayın isyan olabilmesi için ya yönetimi ele geçirme ya da ayrı bir devlet kurmak için gerekli asgari siyasî taleplerde bulunulması gerekir. Bu açıdan bakıldığında Şeyh Said ve Ağrı Dağı İsyanı’nda bu talepler açıkça gündeme gelmemiştir. O nedenle Şeyh Said ve Ağrı Dağı İsyanı’nın Milli Mücadele günlerinde Aydın’ın Koçarlı kazasında kurulan hükümet kadar bile siyasi değeri yoktur. Çünkü Koçarlı’da yöre halkının serbest iradeleriyle itaat ettiği bağımsız bir yönetim kurulmuştur. Bu yönetim posta pulu dahi basmıştır. 

Bu açıklamalardan sonra Dersim Olayı’nın da bir asayiş sorunu olduğunu söylemek yerinde bir açıklama olacaktır.

Hal böyle iken bazı araştırmacıların Cumhuriyet tarihi boyunca 17 veya 19 veya 27 veya 29 Kürt (daha fazla olduğunu iddia edenler de var) isyanının çıktığına ilişkin görüşler ileri sürmeleri, açık söylemek gerekirse cehalettir!

Oysa gerçek İdris-i Bitlisi’nin 1516’da Yavuz Sultan Selim’e yazdığı “arîza”da belirttiği gibidir:

“Kürtler, ayrı ayrı aşiretler halinde yaşamaktalar. Sadece Allah’ı bir bilip Muhammed ümmeti olduğumuzda ittifak halindeyiz. Diğer hususlarda birbirimize uymamız mümkün değildir. Sünnetullah bizde böyle cârî olmuştur” der.

Birbirleriyle çatışma, Ekrad – Kürt aşiretleri arasında sünnetullah – sosyolojik bir yasadır ve bir aşiret kent yaşamına entegre olmadığı sürece de devam etmiştir. O nedenle tarih boyunca Ekrad aşiretleri sürekli birbirleriyle çatışmışlardır. Olaylar yatıştırılamaz boyuta ulaşınca da merkezi veya bölgesel yönetimler olaylara müdahale etmek zorunda kalmıştır. Bu tür olayların siyasi talep içeren isyan olduğu şeklinde tanımlanması, siyaset biliminden nasiplenmemekten kaynaklanmaktadır.

1950’de başlayan kentleşme, binlerce yıllık Anadolu tarihinin en büyük devrimlerinden biridir. Osmanlı’nın başaramadığı kentleşmeyi, T.C. döneminde Demokrat Parti başarmıştır. Kısa sürede kentleşme sayesinde Anadolu’ya hakim olan binlerce yıllık sosyal yapı, temelinden sarsılmıştır. 

Osmanlı Devleti’ni yaklaşık üç yüzyıl uğraştıran dağlı Celali ve Efe isyanlarının son kalıntıları, Cumhuriyetle tasfiye olurken, Türkmen isyanları sorunu da, 1950’den sonra sosyolojik olarak kentleşme ile kalıcı çözüme varmıştır.

Yeni medeniyete geç de olsa katılan Kürt aşiretlerinin “asla bir araya gelemeyiz” inadı da ancak kentleşme ile kırılabilmiştir….

Benim sosyolojik analizim budur.

Kalıcı ve katma değer üretici çözümün de kentleşmeyle mümkün olabileceğini savunmaktayım.

Kitaplarımda özellikle “Yeni Kentleşme” ve “Güvenlik Mühendisliği” kavramlarına bu nedenle vurgular yapmaktayım!

Ne yazık ki, henüz derdimi anlatacak bir yetkili bulamadım!

Umarım bir gün bir yetkili çıkar “Yeni Kentleşmeden kastın nedir?” diye bir sual ederse, ben de bu konuda acizane fikirlerimi söyleme fırsatını bulmuş olurum!

Bilmem  anlatabiliyor muyum?!

————————————————-

Kategori:2013

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir