Araplar ve Türkler

Araplar ve Türkler

Batılılar yüzyıllarca “İslam” diye bir dini tanımak istemediler. Rab İsa’nın ve Hıristiyanlığın yüceliği yanında bir yalancının din diye savunduğu görüşleri ciddiye almadılar. Bu nedenle Batılılar, Müslüman Türkler tarih sahnesine çıkıp Avrupa sınırlarını zorlayıncaya kadar Müslümanların başarısını “Arapalar”ın başarısı şeklinde takdim ettiler. Orta Çağ boyunca Batılı kaynaklarda Arap dendiğinde Müslüman anlaşıldı.

 

Kilise, Müslümanların başarısını uzun süre ciddiye almadı. Kuran’ı 13.yüzyılın sonunda Latinceye çevirtmesi bunun en önemli kanıtıdır. Kilise Müslümanları ciddiye almamakla olumlu bir sonuç elde edemedi. Bu sürede Hıristiyan orduları sürekli Müslümanlar karşısında geriledi.

 

Bu arada İslam dünyasını ve Müslümanların neler düşündüğünü ve neler yaptıklarını öğrenmek için çok sayıda Batılı, İslam dünyasını gezdi ve aradaki farkın nedenlerini inceledi ve anlamaya çalıştı.

 

Kilisenin İslam kaynaklarına olan sansürü ise kesintisiz devam etti.

 

Meraklı Batılı araştırmacılar çoğunlukla Endülüs aracılığıyla Arapça öğrendi ve çok sayıda kitaba ulaştı. Bu kaynaklardan yararlananlar sonunda Rönesans ve Reformu başlattılar.

 

Müslümanların başarısını ne kadar görmemezlikten gelseler de, zaman zaman değinmek zorunda kaldıklarında da konuyu “Araplar” üzerinden gündeme getirdiler.

 

  1. yüzyılda Batılı bilim tarihçilerinin yaptığı birçok araştırmalarda görüldü ki, 17 ve 18. yüzyılda buluş yaptığını iddia eden birçok bilim adamı, aslında Arapça kitaplardan yetersiz Arapçalarıyla yaptıkları çevirileri, sanki kendi buluşlarıymış gibi takdim etmişler. Bazı bilimsel buluşların yanlış olduğu ve sonraki bir bilim adamı tarafından düzeltildiği görüşleri de temelsiz çıktı. Çünkü ilk buluşu yaptığını iddia eden bilim adamı, aslında Arapçası iyi olmadığı için yanlış çeviri yaptığı ve sonra “Düzelttim!” diyen kişinin ise bir şeyi düzeltmediği ve zaten başından beri doğru olarak kitaplarda yer aldığını tespit ettiler.

 

Bütün bu başarılar Batı’da “Arapların başarısı!” gibi takdim edildi.

 

Osmanlılar Batı’da genişlemeye başlayınca da “Türk” kavramı Batı kamu oyundaki yerini aldı. Batılıların Müslüman yerine Arap, sonra da Müslüman yerine Türk diye bir kavram geliştirmesi, Müslümanların pek de dikkatini çekmedi; çekse bile önemsenmedi.

 

Batı kamuoyu hala Müslüman kavramını, nötr bir kavram olarak bile benimsemekten yana değil. Çok özel insanların nötr yaklaştığı İslam ve Müslüman kavramı, başından beri yalancı peygamberin dini ve müntesipleri şeklinde anlaşıldı.

 

Lozan Antlaşması’nda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunu onaylayan devletler, asli unsuru kendi anladıkları şekliyle Türk, azınlığı da Gayrimüslim diye tanımladılar. Azınlıkları yani Gayrimüslimleri Türk saymadılar. Oysa Lozan müzakerelerinin yapıldığı günlerde Milli Mücadeleyi destekleyen yaklaşık 200-250 bin Hıristiyan – Rum Peçenek Türkü vardı. Bu insanlar Türkçe konuşuyordu ve Anadolu’ya Müslüman Türklerden çok daha önceleri gelmiş ve bu toprakları vatan edinmişti. 

 

Bunlar ne tez unutuldu!

 

Bu ülke süper bir güç olur mu, derlerse el-Cevap olur derim. Ama bu ülke adam olur mu, derlerse çok zor, derim. Çünkü bu ülkede insanlar hangi değerler için öldüklerini hala bilmiyorlar!

 

Bu kadar vahim cehalet olur mu?

 

Birinci Dünya Savaşı’nın egemen güçleri savaşın kesin galibi olarak Lozan’da masaya oturduklarında bizler tarihimizin en ağır yenilgisinden çıkmıştık. Abartmasız İslam-Türk tarihinin en ağır yenilgisinden çıkmıştık. Hiçbir mazereti olmayan, adam akıllı, tadını çıkara çıkara yenilmiştik!

 

Hala Yunanlıları yenerek İngilizleri, Fransızları, İtalyanları… da yendiğimizi sanıyoruz. Bunu böyle sanıyoruz da Kuvayı Milliyenin taciz ettiği bir tane İngiliz veya Fransız veya İtalyan askeri var mı yok mu bunu merak etmiyoruz! 

 

Bu zavallı tarih bilgimizle de kalkıp Dünya Savaşını, cepheleri, T.C. kuruluşunu, masada hangi devletlerin neden bulunduğunu, asli unsuru, azınlıkları, terk ettiğimiz 11 milyon km toprakta hangi haklarımızın kaldığını… anlamaya çalışıyoruz.

 

Sahi biz neden Lozan Antlaşmasının yayımlanmış tam metnini okumuyoruz. Bir sürü kıytırıktan derslerle ve müfredatlarla gençlerin kafasını ütülüyoruz da neden Lozan Antlaşması’nın tam metnini orijinaliyle birlikte bir dersin konusu yapmıyoruz.

 

Neden???

 

Neden okutmuyoruz?

 

Utanılacak ne var?

 

Yoksa sahipleneceğimiz ve bizden gizlenen önemli haklarımız mı var?!

 

Türk, Müslüman demektir diyorum!

 

Hücûm! Nasıl böyle bir şey söylersin!

 

Laik bir ülkede asli unsura sen nasıl Müslüman dersin!

 

Hukukla antropolojiyi ayırt edemeyen zavallı Müslüman! 

 

Hukukla sosyolojiyi karıştıran zavallı Türk!

 

Hukukla siyaseti ayırt edemeyen cahil!

 

Gerçek senin neyine!

 

Senin yerin ölüm tarlası!

 

Türk Müslümansa, Kürdün Müslümanla ne derdi olabilir?

 

Neden Türkmen – Kürt çatışması değil de ısrarla Türk – Kürt!

 

Etnik çatışma ise Türkmen – Kürd!

 

Devlet kurmaksa Türk-Kürd!

 

PKK’nın Türk-Kürd demesini anlıyorum da vatanı kurtarmaya çalışanın Türk-Kürd demesini bir türlü anlayamıyorum!

 

Ne diyeceğimi şaşırmış durumdayım!

 

Bi dakka;

 

Yoksa Türk ile Türkmen aynı şey de ben mi cahil kaldım ey dünya!

 

 

Bir cevap yazın