İçeriğe geç

Başbakanın ABD gezisi

Dün bir diplomatla öğlen yemeğinde son gelişmeleri konuştuk.

Söyledikleri özetle şu:

“Ordadoğu ve AB ülkeleri gezisinden geliyorum. Biz diplomatlar ülkemizde ve dünyada olup bitenler konusunda sürekli bilgilendiriliriz. Bunun yanında işini iyi yapmaya çalışan bir diplomat, bununla da yetinmez mesai bittikten sonra, dünyayı hergün en az üç saat ve üç dilde izler. Yoksa hazırladığı raporları amirlerine okutamaz!

Son dönemde yaşadıklarımdan sonra artık kimseye güvenim kalmadı. Meslekten de soğudum. Burnumuzun dibindeki Güney Rum Kesiminin iflası, bende bardağı taşıran son damla oldu! Bizler neden bu kadar realite dışı konularla ömrümüzü tüketiyoruz. Meğer Güney Rum Kesimi, Yunanistan’dan en az 5 yıl önce iflas etmiş! Senin 2006 yılında İzmir’de eski adıyla Biz TV, yeni adıyla Kanal 35’de Yunanistan ve Güney Rum Kesimi hakkında 6 ay boyunca her Pazar yaptığın yayınların bir kısmını izledim; niye yalan söyleyeyim, izliyordum ve yorumlarınıza da bıyık altından gülüyordum. 2006’da Yunanistan’ın batmış olması gerektiğini, Güney Rumların ise sanal, açıklaması olmayan bir zenginlik yaşadıklarını söylüyordunuz. En çok da, Güney Rumları Anamur Kaymakamına havale ediyordunuz ya, gerçekten keyifli konuşmalardı. Keyifliydi çünkü komşularımızın iflas ettiklerine ilişkin elimde hiçbir veri yoktu. Biz diplomatlar sürekli ciddi devlet kaynaklarından ve bilim insanlarından bilgiler alırız. Bunlar arasında üstad diplomatlar, önemli iktisatçılar, tarihçiler, sosyologlar, tabii ki, askerler her zaman vardır. Kitaplar okur ve ciddi gazeteleri de düzenli izleriz… Fakat geldiğim nokta çok vahim:

Bu bilgilerin hiçbiri doğru çıkmadı.

Ne kadar ilginç değil mi? 

Düşünebiliyor musunuz, bir diplomat meslek hayatına SSCB-ABD yalanlarını ciddiye alarak başlamış, arkasından AB modeline hayran bırakılmış, Ortadoğu ve İslam ülkelerinin zavallılığına ve uzak durulması gerek devletler olduklarına ikna edilmiş, en büyük düşmanımızın Yunanistan, Güney Rum, Ermenistan, Suriye, İrtica, Kürtler… olduğuna “el-Hak!” iman etmiş bir neslin, parlak bir diplomatı olarak bana şimdilerde şunu soruyorlar;

-“Başbakan ABD’de neyin pazarlığını yaptı?” veya 

-“Hangi emirleri aldı?” diye…

Sayın diplomat,

“İnanabiliyor musunuz, bu soruyu hayatı boyunca yanılmış bir diplomata soruyorlar…” türünden ciddi bir özeleştiri yaptı, yemek boyunca…

Yemekten midir yoksa sayın diplomatın alçak gönüllüğünden mi, bilemiyorum, dün öğlen yemeğinden çok keyif aldım!

-Nasıl olur, sizin dışınızda herkes Başbakan’ın ABD’de neleri konuştuğunu, hangi kararların altına imza attığını, muhalefete inanacak olursak, Türkiye’yi nasıl sattığını biliyor! Bir siz, hem de deneyimli bir diplomat olarak bilmiyorum, diyorsunuz!

Buna kim inanır?

Bilgileriniz devlet sırrı değilse susmanız doğru mu, demeye kalmadan;

“Ben emekliliğini doldurmadan meslekten istifa etmeyi ciddi ciddi düşünen üst üste bozgunlar yaşamış bir diplomatım! Ne yazık ki, derdimi kimseye anlatamıyorum. Bari siz anlayın beni!” dese de yakalamışım bir diplomatı, ayağının tozuyla dünyanın üçtebirini gezmiş, kolay kolay bırakır mıyım!

Ben zorladıkça sonuç değişmiyor.

“Bilgi istiyorsunuz, bilmiyorum diyorum! Bunda şaşılacak ne var” deyip durdu.

Bu kez, her çıkmaza giren müzakerede olduğu gibi konuya başka bir açıdan yaklaşmayı denedim, sonunda “bilgi”den vazgeçtik “yorum”da anlaştık!

Yorumunuz ne, başbakan ABD’de nelerin pazarlığını yaptı, en azından bu kadar yılın veya kandırılmışlığın birikimiyle sizce bu gezinin anafikri nedir, dedim:

Deneyimli diplomatın yanıtı çok net oldu:

“Yapılan açıklamaları alt düzey yetkilililerin görüşme konuları olarak görürsek, kısmen yanılmayız. Ama başkan ve başbakan arasındaki görüşme konuları olarak yorumlarsak yanılırız.”

-Bu kadar mı?

“Şimdilik bu kadar!

Eğer doğrusunu öğrenmek istiyorsanız, küçük küçük bilgi parçacıkları zamanla ortaya çıkar. Bunları toparlayan olursa aylar sonra doğru bilgilerin çok azına ulaşabilir. Ama o zaman da kimse ilgilenmez. Yunanistan’ın ve Güney Rum Kesiminin iflasını iş işten geçtikten sonra öğrenmek gibi olur!

Dünyayı kim yönetiyor diye soruyorlar bize!

Bu soru üzerinde öğrenciliğimden beri düşünürüm. Geç de olsa cevabın küçük bir parçasını öğrendim:

Dünyayı kim yönetiyor biliyor musunuz YALAN!

Evet dünyayı “yalan” yönetiyor!

Kimse çıkıp “Özür dilerim, sizi hep yanıltıyorum!” deme nezaketini gösteremiyor diye, sakın yanlış anlamayın! Eğer birşeyin doğrusunu siz, çok özel yöntemler uygulayarak araştırmıyorsanız, yalanlardan birini gerçek diye kabul eder, yolunuzu bu yalanla aydınlatmış olursunuz!

Ben bu oyunlarda aldatılmışlıktan, yalandan, kanmalardan… bıktım ve vicdanen de rahatsızım. Bir çıkış yolu, bir arınma yöntemi arıyorum. Ama nafile… 

Daha kötüsü ne biliyor musun, dostlarım benim hala doğruyu bildiğimi düşünüyor!

Ne acı şey, değil mi!” 

—————————————-

Tarih:2013

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir