Ak Partilileri sandıktan ne soğuttu

Ak Partilileri sandıktan ne soğuttu

Seçime katlım tahminlerden düşük oldu. Bunun bir anlamı olmalı.

En açık anlamı, partilerin halkı sandığa gelmeye iknada etmekte başarısız olduklarıdır.

Türkiye’de bir değil, birkaç “ilk”in yaşandığı 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimine halk neden yeterli ilgiyi göstermedi?

30 Mart 2014’ten 10 Ağustos 2014’e ne değişti? 

Halk ve parti örgütleri, cumhurbaşkanlık seçiminin belediye ve milletvekili seçimleri kadar önemli olmadığını düşünmüş olabilir mi? Doğru ise bu yaygın kanı nasıl oluştu ki, üç partiyi etkiledi?

Yoksa örgütler ve bir kısım seçmen siyaset yorgunu mu?

Belki de parti örgütleri gösterilen adaylara ısınamadı!

***

Sondan başlarsak;

Ak Partili seçmenin Erdoğan’dan bıktığını düşünemiyorum.

Ama daha önce Ak Parti’ye oy veren 2,5 milyon seçmenin neden sandığa gitmediğine şaşırmadım dersem bu da yalan olur! Çünkü şaşırdım! 2,5 milyon Ak Partili neden Erdoğan’a karşı son görevlerini yapmaktan imtina ettiler?

10 Ağustos’ta tatil beldelerinde otellerin dolu olduğunu öğrendiğimde CHP ve MHP’li seçmenin sandıktan uzak durabileceğini düşünüyordum.

Madem plajları CHP ve MHP’liler doldurmuştu, neden 2,5 milyon Ak Partili gün boyu evinde oturup da sandığa gitmedi?!!! 

İzmir örneğinden yola çıkarak görünen ilk belirtiyi açıklamak gerekirse;

Bir ilin seçim sonuçlarından il başkanı mı sorumludur?

Yoksa il ve ilçe yönetimlerinde görev alan teşkilat üyelerimi mi?

Yoksa asıl sorumlular tembel, cahil, parti disiplini ve görev bilinci taşımayan kişileri Ak Parti teşkilatlarına ısrarla yazdıranlar mı?  

Şimdiye kadar doğru – yanlış demeden teşkilatlardaki başarısızlıklardan birçok kişi sorumlu tutuldu ve cezalandırıldı. Ama bu isimleri teşkilat listelerine ısrarla yazdıranlar hiç sorgulanmadı!

Bu demektir ki, bundan sonra da sorgulanmayacaktır!

İkinci zaaf ve facia noktası ise şudur:

2002 seçimlerinde çok mu çok çalışan Ak Parti İzmir örgütü, seçimlerden 3. Parti olarak çıkmıştı. Sonuçları değerlendiren akil adamlar İzmir’de şu sonuca vardılar. Erdoğan’ın hiçbir çabası bu yargıyı değiştirmedi:

“Biz çalışsak da çalışmasak da, sandığa gitsek de gitmesek de Erdoğan kazanıyor! Hatta biz çalıştığımızda tepki gördüğümüzden zararlı bile oluyoruz. Erdoğan her gün tv ekranlarında yeterli açıklamayı yapıyor…”

Şunu da asla göz ardı edemeyiz: Belediye başkanı ve meclis üyesi seçilmek için çaba gösterenler, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aynı performansı göstermedi. 30 ilçeden Kiraz ve Kemalpaşa’yı bir kenara bırakırsak performans çok kötü!

Ak Parti’de ciddiyetsizlik her kademede görülüyor.

Milletvekilleri TBMM’deki yoğun yasama görevi nedeniyle kampanyaya gereği kadar zaman ayıramadıkları için onlara tatmin edici bir eleştiri yapamayacağımı belirtmek isterim. Tam saha press yapmış olsalardı bir şeyler değişir miydi, elimde somut veri olmadığına göre eleştirim de olmayacak.

***

Parti teşkilatları ehliyetsiz, fikirsiz, parti misyonuna inanmayan ama çıkarlarını şahince kollayan nüfuz tacirleriyle doldurulmuşsa suç kimde?

Bende!

Bunları yazdığım için bende!

Erdoğan’ın işi ciddiye alışı %100 ve oyu %70 iken, bu oran birkaç il hariç teşkilatların kötü performansı nedeniyle %50’nin altında kaldı!

Hakikaten Ak Parti’de ciddi bir “yorgunluk” ve “umursamazlık” var. Başarı “bir-iki, bazı teşkilatlarda üç” kişinin üzerine yıkılmış, diğerleri işin iktidar partisini yönetenlerdenim havasında.

Bir başka önemli sorun da şu:

Örneğin il yönetiminde görev alanların çoğu, Ak Parti’de hiçbir kademede veya herhangi bir partide siyaset yapmamış; siyasete doğrudan Ak Parti il yönetiminde başlayan kişilerden oluşuyor.

Bu nasıl iştir, anlaşılır gibi değil!

Sandık temsilcisi, mahalle ve ilçe yönetimi gibi kademelerden geçmeden ve daha önce hiçbir siyasi partide görev yapmayan kişiler, doğrudan Ak Parti’de il yöneticisi oluyorsa, İzmir’de fahiş hatalar yapılmaya devam ediliyor, demektir. 

50 asil 50 de yedek, disiplin ve hakem kurulu asil ve yedekleriyle beraber sayı oldukça fazla. Bu sayının büyük çoğunluğu dolgu malzemesi gibi görülüyorsa ya tüzükte bir değişiklik yapılmalı sayı azaltılmalı ya da teşkilatlara bir ciddiyet getirilmeli.

Sandığa sahip çıkanlar, mahalle ve ilçe yönetimlerinde terleyenler dururken, birileri siyasete il yönetim kurulu üyeliğiyle başlıyorsa buna dikkat etmek gerekir.

Üzüm üzüme baka baka kararır.” Öyle diyorlar. 

Bağda böyle bir yasa olabilir ama siyasette birbirine bakanlar her zaman pozitif sonuç vermiyor. Çünkü bazen insan insana baka baka çürüyor da! 

Ekip; eski yeni karışımından oluşuyorsa ve eski yönetim başarısız olduğu için görevden alınmışsa burada kim kimi karartacak veya çürütecek ona bakalım!

Eskiler “görev yapma” yerine vaktini “türkü çığırarak” geçirmişse!…

Yeniler de il yönetimine paraşütle inmişse olabilecekleri tahmin etmek zor değil!

Ne yapacağını bilmeyen “yeniler”, türkü çığıran “eskiler”le paçal yapıldığında karşımıza “ninni söyleyen bir koro” çıkıyorsa, Türkiye’de 2,5 milyon, İzmir’de de 250 bin Ak Partilinin neden sandığa gitmediğini anlamak güç olmasa gerek.

 

Bir cevap yazın