Necip Fazıl İslamcılığı

Necip Fazıl İslamcılığı

İslamcılar; yazıları, vaazları, maddi ve manevi varlıklarıyla Cumhuriyeti kuran iradenin yanında yer aldılar. Yılgın halkın ve askerin maneviyatını yükseltici her türlü propagandayı elden geldiğince yaptılar. Abdülhamit düşmanlığı ve İttihatçı – Mason dostluğu İslamcılarda derin bir pişmanlık duygusu yaratmıştı. Milli Mücadeleye verdikleri koşulsuz destekte bu pişmanlığın payı büyüktür.

Mustafa Kemal Paşa, hayallerindeki lider değildi ama Enver, Talat ve Cemal paşalardan çok daha iyi olduğunu biliyorlardı.

İzmir İktisat Kongresi günlerinde değişen strateji, İslamcıları hızla geri plana itti. Yeni stratejide, İslamcıların modern kavramlar ve araçlarla Cumhuriyet’i savunmasına yer yoktu. “Yeni icraatlar, İslam’a uygun da olsa İslam’ın gereği olarak değil; halka aklın, ilmin ve medeniyetin icabı olarak takdim edilecekti”.

Bunun bir benzeri Avrupa’da daha önce yaşanmıştı:

Burjuvazi, zekâsına güvendiği gençleri “Bu konuları tekrar ama İsa’sız düşünerek yeniden yaz!” diyerek desteklemiş, kısa süre sonra da Avrupa’da, her konuyu yepyeni yöntem ve görüşlerle açıklayan düşünürler, filozoflar ve entelektüeller yetiştirmişti.

Benzer bir zihin durulması bizde de olsun diye 1924’te başlatılan süreç, 1945’e gelindiğinde İslamcılık adına ortaya vahim bir tablo çıkarmıştı:

İslamcıların 1865’te başlattıkları laiklik, demokrasi, cumhuriyet, parlamenter sistem, anayasal düzen, kadın hakları, liberalizim, sivil toplum, hukukun üstünlüğü, eşitlik, bireysel özgürlük, adalet… gibi çağdaş kavramların yaklaşık 60 yıllık İslam’la açıklanabilir pozitif ilişkisi, Cumhuriyetin ilk 20 yılında unutulur noktaya gelmişti.

Cumhuriyetin ilk 20 yılında çağdaş kavramlar konusundaki ısrarlarını ve temsilcilerini yitiren İslamcılık gibi -anti parantez ifade edelim- Türkçülük, Batıcılık ve Sosyalistlik de benzeri bir ters yüz oluşu yaşamıştı. İdeolojiler tanınmaz haldeydi. Çünkü Osmanlı’nın fikri zenginliği içinde gelişmiş bu akımlar, geride hatırı sayılır bir literatür ve gündem de bırakmışlardı. Batıyı yakından izleyen ciddi insanlar gitmiş, onların yerini devlet destekli bohem, hayalperest, analitik bir cümlesi dahi olmayan, sığ, ama bir o kadar gürültücü ve mugalâtacı Necip Fazıl, Nihal Atsız, Nazım Hikmet ve Cevat Rıfat Atılhan… gibi kişiler almıştı.

Yeni dönemin kahramanları, doğal mıydı yoksa devlet destekli miydi sorusuna benim vereceğim yanıt çok nettir: Fikir tarihimizin hiçbir dönemi bu kadar sığ, sahte, goygoycu ve devletçi değildi.

Bu kahramanları günümüze kadar ilham kaynağı yapan neden kavga, küfür, hakaret ve çatışmacı mugalataların gençlik arasında “ilim ve tefekkür”den daha değerli görülmesidir. 

1942 sonbaharından sonra Türkiye’de başlayan yeni dönem, demokrasiye geçişle toplumun bütün kesimlerine büyük fırsatlar sundu. Ne yazık ki, İslamcılık tarihinin en avantajlı fırsatını Necip Fazıl’ın başını çektiği Büyük Doğu ile her şeyi berbat etti.

Necip Fazıl’ın İslamî bir eğitimi yoktu ve İslamî hayata ilişkin alışkanlıklar da edinmemişti. Öğrenmeye karar verdiği felsefeyi başlamadan bırakmıştı. Kısa süren bankacılığı, onun ciddi işlere ne kadar yatkın olduğunu gösteriyordu.  Kulaktan dolma İslam ve yakın tarih bilgisini hayalinde yarattığı bir mefkûreye kavga ve polemik malzemesi yaptı. En iyi yaptığı iş, bunalım şiirleri yazmaktı. Onu asıl popüler yapan ise polemik dolu yazıları ve kırbaç gibi kullandığı mefkuresiydi.

Namık Kemal’den Necip Fazıl’a kadar İslamcıların hepsi muhalifti. Ama böyle bir cahil ilk kez Müslümanlar önüne düşüyordu.

Necip Fazıl devletçi miydi?!

Elbette devletçiydi! Kumar paraları bile devlettendi!

Mason muydu?! Değildi; ama Mason arkadaşlarıyla sabahlara kadar kumar oynardı!

Gizli servislere üye miydi?!

Cevat Rıfat en iyi arkadaşlarından biriydi. Müslümanları beş para etmez gündemlerle gizli servislerin çıkarlarına uygun davrandı! Bir nevi, fareli köyün kavalcısıydı!

Necip Fazıl hain miydi?!

Asla! Ama İslam konusunda tedavi edilemez boyutlarda cahildi!

Özetlersek;

İslamcılığın olmazsa olmazı olan “laiklik, demokrasi, cumhuriyet, parlamenter sistem, anayasal düzen, kadın hakları, liberalizim, sivil toplum, hukukun üstünlüğü, eşitlik, bireysel özgürlük, adalet… gibi çağdaş kavramlar gitmiş, onun yerini Büyük Doğu sayesinde Necip Fazıl’ın cehalet eseri polemikleri ve Cevat Rıfat Atılhan’ın Yahudi, Mason ve İsrail düşmanlığı almıştı.

 

Not: Sevgili okuyucu, öyle vahşetler yaşanıyor ki, inanın insanda lanetleme gücü bile bırakmıyor: Suruç’ta ve dünyanın her karış toprağında yaşanan her türlü terörü lanetliyor, ölenlerin ailelerine başsağlığı diliyorum!

 

Bir cevap yazın