12 Mart 1971 sonrası İslamcılık

12 Mart 1971 sonrası İslamcılık

1970’lere gelindiğinde matbuatta boy gösterenler arasında Nurettin Topçu ve Sezai Karakoç’u ayrı tutarsak, yazarlar arasında Necip Fazıl gibilerin sayısında hızlı bir artış oldu. Ancak, bir süre sonra Necip Fazıl ve Mehmet Şevket Eygi gibi yazarlar da artık Genç Müslümanları tatmin edemez oldu. Gizli servisler boş duracak değildi ya, destek devam ediyordu. 1973 koşullarına gelindiğinde “Tercüme İslâm” kuşağı yerli ürünlerini bir bir vermeye başlamıştı.

Gizli servislerin ajandasında tercüme İslam kuşağını sokak çatışmalarına yok etmek olsaydı, sizi temin ederim, en büyük zayiatı nev zuhur İslamcılar verirdi. O günlerde matbuatta, bu gelişmeleri doğru yorumlayabilecek ne bir göz ne de bir zekâ vardı. Yine hakkını yememek lazım, geniş bir alanda saygı gören Sezai Karakoç gibi yazarlar Müslüman gençliği uyandıramadıysa da, ki buna yetecek bir gücü de yoktu, yeni yetmelere pirim de vermedi.

*** 

Sıkılıkla tekrarladığım İslamcılığın ortaya çıktığı ilk dönemde “olmazsa olmaz” kabilinden “olumlanan” çağdaş kavramlar dizisi vardı: Laiklik, demokrasi, cumhuriyet, parlamenter sistem, anayasal düzen, kadın hakları, liberalizim, sivil toplum, hukukun üstünlüğü, eşitlik, bireysel özgürlükler, adalet… gibi. Tercüme İslâm kitaplarında en ağır küfürlükle itham edilen bu kavramlar, yerli İslâmcıların yazılarında da aynı şekilde “kâfirlik”le itham ediliyordu. 

Necmeddin Erbakan, MNP ve MSP ile legal parti faaliyetini demokratik rejimin kurallarına göre yürütürken, tabanda karşılaştığı en ciddi sorun, çağdaş kavramlara savaş açan tercüme İslâm kitapları ve o kitaplardan beslenen Düşünce, Şûra, Tevhîd gibi dergilerin provakatif yazılarıydı. Türkiye’de siyasal kriz sağsol ekseninde derinleşirken İran Devrimi’nin etkisiyle İslamcılık, yepyeni bir evreye girdi.

Bu noktada okuyucunun affına sığınarak sınırları zorlayan bir tespitte daha bulunmak istiyorum: Klasik İslâm kaynaklarından habersiz, hal böyle olunca da, “usul ilimleri”nin ismini bile telaffuz edemeyen yeni kuşak yazarların tek sermayesi “çağdaş kavramları reddetmek” ve “tercüme İslâm’dan beslenmek”ti. Asıl söylemek istediğim ve okuyucunun affına sığındığım konu bu değildi. Bu ön tespitten sonra soruları sıralayabiliriz, sanırım:

– Bir iki makaleden sonra üstatlığa terfi eden yazarların makalelerini ve kitaplarını kim yazıyordu?

– Bir yerlerde yazılan kitaplar, kim adına ve neden yayınlanıyordu?

– Bir kişinin 10 kişi adına köşe yazısı yazdığı doğru muydu?

Soruları çoğaltalım:

– Tercüme kitaplar, aslına uygun muydu yoksa amaçlara uydurularak mı tercüme ediliyordu?

– Reddül Muhtar ve Hidâye’yi bile aslına uygun tercüme etmeyen yayıncılar, daha kötüsünü siyasal içerikli kitaplarda yaparak okuyucuya nasıl bir mesaj veriyorlardı?

– İran kaynaklı kitaplara ne kadar ekleme ve çıkarma yapılmıştı, bunlar araştırıldı mı? 

Hala bir kişi, farklı gazetelerde, on kişi adına köşe yazısı yazıyorsa ve çeviri kitaplarda tahrifat devam ediyorsa lütfen yazdıklarıma dikkate alın!

***

1970’li yıllar kapanmak üzereydi. Türkiye gündemi sağ – sol çatışmasıyla sarsılırken, ülkeyi kurtarmaya hazırlanan Genç Müslümanlarsa hem yoğun çatışmalardan etkileniyordu hem de bilgi açlığını Ortadoğu, Hint Yarımadası ve İran kökenli tercüme yayınlarla gidermeye çalışıyordu.

 

Özetlersek;

İslamcılık 12 Eylül 1980’e gelinceye kadar Necip Fazıl, Salih Özcan, Mehmet Şevket Eygi’nin yoğun etkisi, Büyük Doğu, Hilal Dergisi ve Yayınları, Bugün Gazetesi… Yeni yetmelerden Düşünce, Şûra ve Tevhîd gibi dergilerin neşrettiği fikirlerle beslenerek bir Cuma sabahı tank sesiyle uyandılar ki, bu da sürpriz değildi!

Bu süreçte özel olarak konu edinmediğimiz Nurettin Topçu, Sezai Karakoç, Tayyip Okiç, Fazlurrahman, Muhammed Hamidullah, Hayreddin Karaman, Necmeddin Erbakan ve 1966’dan 2015 yılına kadar şaşırtıcı fikirlerin adamı Süleyman Karagülle ve Süleyman Akdemir’i ayrıca ele almanın uygun olacağını düşünüyorum.

Yazılarında açıkça “laiklik, demokrasi, cumhuriyet, parlamenter sistem, anayasal düzen, kadın hakları, liberalizim, sivil toplum, hukukun üstünlüğü, eşitlik, bireysel özgürlükler, adalet…” gibi çağdaş kavramları “olumsuzlayan” her kim ise, Ali Bulaç ve İsmet Özel de dahil kalanını Tercüme İslâm’ın etkisindeki İslamcılar olarak ele almayı düşünüyorum.

Bir cevap yazın