İçeriğe geç

Gizli servis İslâm’ı Loca İslâm’ını yendi mi

İslâmcılığın 1865’lerden 1943’te Büyük Doğu‘nun yayına başlamasına kadar geçen dönemi, “Mason Locaları“nın fikri zenginliği ve yenilik yanlısı gündemine kendisini kaptıran ulema, bürokrat ve düşünürlerin  çırpınışları şeklinde özetlenebilir.

Bu çırpınışlar dünyanın ters istikametinde alınan bir yol olsaydı, hayıflanmak milli bir ağıt olurdu. Şükürler olsun ki, öyle olmadı; 1865’ten 1923’e, ivmesi düşse de 1943’e kadar süren ilk dönem İslamcılarının savunduğu değerler, 1945’ten sonra önemini yitirmeden “küresel” değerlere dönüştü.

1945’ten sonra dünyanın gelişmiş ülkelerinde önemi giderek artan “demokrasi“, Türkiye’nin de kapısını çaldı. Her şey İslâmcılığın lehine gelişiyor gibi olurken , bu kez devreye etkin bir şekilde “Gizli Servisler” girdi.

İslâm dünyasının tamamında 1945 sonrası Yeni Dünya Düzeni‘nde İslâmcıları görmek istemeyenler, Alem-i İslâmı demokrasi ve özgürlük karşıtı sahte kahramanlara emanet ederek on yıllarının birikimini berbat ettiler.

1943’ten bugüne, Alem-i İslâmın neyi tartışacağına, neyin doğru neyin yanlış olduğuna, ayetlerin bugün hangi anlamlara geldiğine “tercüme” eserler aracılığıyla gizli servisler karar verdiler.

Demem o ki, kırk katırdan kaçanlar, kırk satıra geldiler! Masonlarla dünya gündemine ve sistemine entegre olan İslâmcılar, gizli servisler marifetiyle dünya gündeminden ve sisteminden dışlandılar!

Sakın dışlandılar da İslâmcılar köklerine döndüler diye düşünmeyin:

1945 sonra şefkat ve merhamet dini İslâm gitti; yerini agresif, çatık kaşlı, inadım inat, asla anlamak istemeyen, sanki anlaması da istenmeyen, bir süre sonra kan kokan ve kan damlayan bir gündem, dalgalar halinde Alem-i İslâmı etkisi altına aldı.

***

1865’lerden 2016’ya kadar geçen süre yaklaşık 150 yıl oldu. 1945 sonra İslâmcılık öyle bir istikamette ve o kadar hızlı bir yol aldı ki, insanların durup geriye bakması, durumu değerlendirmesi, nerede yanlış yaptık… gibi bir soru ile soluklanması mümkün olmadı!

Yeni dönemde; Çelebi İslâmcılar locaları mesken edinirken, İbn Haldun’un Bedevileri gizli servislerde aktif sorumluluklar üstlendiler. Tercümeler, yayınevleri,  sayısı bilinmeyen dergiler, buna zaman zaman eklenen kimi gazeteler… agresif İslâm’a malzeme taşıdılar.

***

Geldiğimiz noktaya bakıyorum da söyleyecek bir söz bulamıyorum!

Sanıyorum alem-i İslâm, büyük kayıpların arifesinde. Her tarafta tersine bir akış var! Bu durum akışkanlar mekaniğine uymasa da; kurtlar, kuzuları suyu bulandırmakla suçluyor! Herkeste bir şaşkınlık var!  

***

Yaratıcı ilimlere, sanayiye, ticarete, sanata ve edebiyata yönelmenin İslâm’la bir ilgisi olabilir mi diye bir soruyu soracak kimse de kalmadı.

Varsa yoksa MI6, CIA, MOSAD, KGB, BND, DGSE, VEVAK, RAV, ISI, GIP, GIS… İslâmı! Bir de bunların arkasından nal toplayan yerli servisler…

Ne alaka demeyin!

Yayın dünyasını şöyle bir karıştırdığınızda adı şanı duyulmamış nice kişi ve kitapların neden Türkçeye çevrildiğini, Anadolu’nun en ücra yerlerine ve evlerine nasıl taşındığını görürsünüz!

Oysa Loca İslâmcılığı böyle miydi?

Müslümanlar localarda demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, eşitliği, özgürlüğü, laikliği, liberalizmi, parlamenter sistemi, anayasal düzeni… yani dünyanın geleceğini şekillendirecek kavramları, hem de Padişah’tan önce duyabiliyor, tartışıyor, kavramları anlamaya çalışıyorlardı. Bu açıdan her loca bir üniversite kadar ciddi konuları sürekli tartışıp duruyordu! Locada bir adap ve erkan, letafet ve nezaket vardı!

Sonra ne olduysa artık, localarda da bir körelme, bir sığlaşma başladı!

Eski sorular ve kavramlar bir süre sonra Müslümanları “itham eden” kavramlara dönüştü. Maşallah İslâmcılar da “cesaret gösterir” gibi “sirkatin söylemeye” başladılar! Yazılarında ve konuşmalarında yoğun bir laiklik, demokrasi, liberalizm, kadın hakları, parlamenter sistem, anayasal düzen… karşıtı oluverdiler.

2016’nın ilk günlerindeyiz.

Alem-i İslâmda dünyaya güven veren ne bir “demokratik” kurum ne de bir kuruluş var!

Batı’ya şapka çıkartacak, onların yüzlerini kızartacak bir hayalimiz bile yok!

Ben derim ki, toptan ve külliyen kötü durumdayız.

Bu gidişin sonu pek iyi görünmüyor!

***

Kategori:2016

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir