Ulemanın “İlm-i siyaset” ile imtihanı!

Ulemanın “İlm-i siyaset” ile imtihanı!

İlm-i siyaset, bir meseleyi “…en güzel şekilde anlatmaktır ve yaşamaktır…” (Fussilet-34; Nahl-125; Ankebul-46) En güzelden maksat; sadece doğruyu korkmadan, usanmadan ama kibarca, kırmadan, açık, anlaşılır, çok daha önemlisi, düzgün bir şekilde anlatmak ve yaşamaktır.

 

Ayetlerin vurguladığı “en güzel şekilde anlat” cümleciğini biraz daha açarsak; kurnazlık, entrika, içine yalan katarak, faydalanacağım şekilde, sözü eksik, biraz da her anlama gelecek şekilde sakın anlatma! demektir.

 

Ayetlerdeki emrin açık muhatabı öncelikle ulemadır. Çünkü en güzel şekilde anlatmanın ve yaşamanın günümüz koşullarında nasıl olacağını yöneticilere ve halka gösterecek olan ulemadır. İlim tahsil etmiş insanların, ilimlerin şahı(!) ilm-i siyaseti de tahsil etmişse bu demektir ki, karada ölüm yok! 

 

Acaba öyle mi?!

 

Ulemanın insanları idare etme gibi bir görevi yoktur. Onların misyonu ilimde, ahlâkta, maddi ve manevi fedakârlıkta derinleşmektir. Daha çok kişiye örnek yaşamlarıyla yol göstermek ve insanların hidayetine vesile olmaktır.


Tarihsel misyonunu az çok yerine getirmiş ulema, İslâm’ın bütün dünyaya yayılmasına vesile olmuştur. Bugün gelinen noktada ise ulema misyonundan hemen hemen kopmuş gibidir.

 

Çünkü “…en güzel şekilde anlat ve yaşa…” ahlâkı unutulmuş, onun yerini vahşi kapitalizmin öncüsü Cizvit uleması almıştır. Bir tüccardan çok daha acımasız bir rekabet içinde çıkarlarının peşine düşmüştür. Büyük ticari, sınai ve finans şirketlerin bünyesine, vahşi kapitalizmin kıyıcı rekabetine fetva desteği vermiştir.

 

Hepsi bununla da sınırlı değil!…

 

Kim olursa olsun -zenginler ve yönetici elitler hariç- halktan biri veya meslektaşı ayrımı yapmaksızın önüne gelene “Harp hiledir!” hükmünden hareketle düşman muamelesi yapmak yaşam stratejisi olmuştur! 

Tanıyıp tanımadığı insanları; dünyevi makam, mevki, çıkar, unvan, titr için rezil edecek dedikodularla bertaraf etmeye çalışmıştır! 

Sayamayacağımız kadar rezilliğe fetva vererek, “ilm-i siyaset” yapmak, ulemanın şimdilerdeki en ciddi uğraşı olmuştur!

 

Hakikaten ciddi bir sorunla karşı karşıyayız.

 

Bugün için zengin iseniz sizin için haram diye bir şey yok!

Sakın “İslâm; işime, eğlenceme, dinlenmeme engel!” diye düşünmeyin! Zengin iseniz… Yönetici elitlerden iseniz… sorun yok, dinimizin bütün kolaylıkları emrinizde!

Yasaklar garibana!

Zengine yasak nerede, hangi dinde görülmüş ki, bizde de olsun?!!! 

 

Her türü ahlâksızlığı kurnazlık, akıl oyunu ve marifet sayıp makam ve mevki olarak yükselmeyi, servet edinmeyi ilm-i siyaset usulleriyle “dîn-i mübîn-i İslâm’a hizmet” için yapmak, deyim yerindeyse Allah’ı ve kullarını aptal yerine koymaktır!

 

Zenginin benden öğüt almasına gerek yok!

Bu sözüm halka!

Şunu açıkça söylemekte yarar var:

İlm-i siyasetin fazilet olduğuna inanan insanların tuzaklarından kimse sizi koruyamaz, vereceği zararları da önleyemez.

Kimse ben akıllıyım, uyanığım, anlarım, demesin! Ahlâksızlığın tavan yaptığı günümüzde, toplumda, bir kurum veya yapı içinde kariyer, makam ve mevki yarışına girenlere güvenmemek, en doğru ahlâk olacaktır.

 

Çünkü; koca ilim, irfan tahsil etmiş adamlara şunu, bunu yapma… öğütleriyle işlerin düzeleceğine beklemek, büyük saflık olacaktır. İlm-i siyaset; en ahlâksız şekliyle, her türlü ilmin ve erdemin üstünde tutulmakta ise bu yanlışı eleştirerek yok edemeyiz.

Bu durumda daha sonuç alıcı davranmak zorundayız:

-En yakın meslektaşına ve halka “Harp hiledir!” deyip örtülü savaş açabiliyorsa,

-Kariyeri, makam ve mevkii, derece yükseltmeyi… amaç edinip yalanı ve iftirayı ahlâk edinip “Her doğru, her yerde söylenmez!” darb-ı meselini ayetten daha değerli sayıyorsa,

-Ahlâk abidesi olma yerine, unvan ve çıkarı siyaset, akıllılık ve kurnazlık sayıyorsa… bu ulema karşısında sıradan bir insanın bulabileceği kesin çözüm, en yakınındaki bir Havraya, bulamıyorsa bir Kiliseye sığınmaktır!

Bu anlamda kimseye güvenmemek en iyi çözüm olacaktır!

***

İlm-i siyaset yoksa ilmin ne yararı olabilir ki” sözü ne demektir, ey ehl-i iman?!!! 

Bundan maksat ilmi; sadece doğruyu korkmadan, usanmadan ama kibarca, kırmadan, açık, anlaşılır, çok daha önemlisi, düzgün bir şekilde anlatmak ve yaşamak ise amenna!

Ama ilm-i siyasetten maksat; sözü eğip büküp her anlama gelecek şekilde söylemek, içine biraz doğru biraz yalan, hile, kurnazlık katarak, ihanetten çekinmeden, doğruya doğru diyemeyen ilim ise Allah korusun!!!

***

Medeniyet sizin olsun!

Ne yazık ki, ormanın kentten daha emin, huzurlu ve öğretici olduğu günlerdeyiz!

Ulema arasında ahlâksızlığı ahlâka dönüştüren, kısacası akıl almaz günahları menfaate dönüştüren ilm-i siyaseti aklımızdan, fikrimizden, ilmimizden ve hayatımızdan kovmadığımız sürece asla Müslüman olamayız, Mümin ise hiç mi hiç olamayız!

Kime söylüyorum?!!!

Arkana bakma, sana söylüyorum sana!

Ey gafil!

 

****

Bir cevap yazın