Alem-i İslâm’da özgürlük sorunu

Alem-i İslâm’da özgürlük sorunu

Mustafa Kemal haklı; “Bize demokrasinin Yunan sitelerinde doğduğunu anlattılar. Meğer sekiz bin yıl önce Cezîret’ül Arabiyye’de uygulanıyormuş!”

Cezîret’ül Arabiyye demokrasisi ile Atina demokrasisi arasında ilginç farklılıklar olduğunu belirtmek gerekir:

1-Birinde kurucu unsur “askerler”; diğerinde “zenginler”!

2-Oy kullanma hakkı birinde askerlerin yani erkeklerin; diğerinde ise zengin erkeklerin!

3-Birinde asker olmayanlar, azınlık vergisine tabidir; diğerinde borcunu ödeyemeyenler köledir!

4-Akadlı Sargon ordusuna her kentten beş bin asker alırdı. Atina’da demokrasinin en parlak döneminde 365.000 köle ve borçlu vardı. Oy kullanma hakkı olan özgür seçmen sayısı 11 bin olsa da, çoğu borçlarından dolayı köle olma sınırındaydı. Bu nedenle oy kullananların sayısı ancak 1.000 civarındaydı!

5-Birinde siyasal kararları genç askerler alırdı. Bu kararlar yaşlı komutanlar meclisinden de geçerse uygulanabilirdi. Diğerinde ise çok zenginlerin oy kullandığı mecliste kararlaştırılırdı.

6-Birinde kent kralları aynı zamanda başkomutandı; diğerinde yönetimi 36’lar meclisi idare ederdi. Yönetim, her on günde bir, başka bir zengine devredilirdi. Savaşları ise meclisin seçtiği diktatörler yapardı…

***

Musa(sa)’nın uyguladığı Tevrat düzeninde ise;

-Kadının ve kölenin siyasal hakkı yoktu.

-İsrailoğulları 12 kabileye (sıbt) ayrılmıştı. Her kabile kendi içinde otonomdu.

-Merkez meclis; her kabileden seçilen 6 mebus (seçilmiş yetkili kişi) toplam 72 kişiden oluşmaktaydı.  

-Adalette eşitlikten yanaydı: “Vuran vurulacak! Halk “Sen de mi? Dediğinde “Ben yaparsam ben de!” dedi. Bunu yasa ve ceza açıklamasında belirtti: “Ben yaparsam ben de!” dedi…

-Merkezi yönetimin en önemli görevlerinden biri, nüfus sayımı yapıp su kaynaklarını insan ve hayvan sayısını dikkate alarak pay etti.

Musa(as), kavmin siyasi lideri, kardeşi Harun(as) da yardımcısıydı.

-Kabileler; İsrail kavminin ihtiyaçlarını giderecek şekilde iş bölümü yapılmıştı. Böylece her kabile diğerlerine muhtaç ve iyi geçinmek zorundaydı.

-İbadetleri yönetmek Levilerin; ilimle uğraşmak ise Kohenlerin göreviydi…

***

Kur’an; Mezopotamya ve Ceziret’ül Arabiyye geleneğinin olumlu ve olumsuz yönlerine değinirken yanlış bulduğu yönleri de eleştirdi:

-Eşit haklara sahip insanlar arasında “sınıf” ve “servet” farkı oluşturulamazdı!

-Asker olma sözü veren kadın ve erkeğe eşit siyasal hak tanıdı. 

-Yönetimi “ehliyetli ehiller”e bıraktı.

-İnsanı adaletten saptıran akrabalık, yakınlık, hemşehrilik, ıkdaşlık veya sevmemezlik gibi tuzaklara karşı sert şekilde uyardı!   

-Yasaların, kral ve dilenci arasında fark gözetilmeden uygulanmasını ısrarla belirtti.

-Zengine veya yöneticiye, halkı ve yoksulu ezme hakkı tanımadı.

-Kral ve zenginlerin Tanrı’nın ortağı veya özel kulları olduğu iddiasını asla kabul etmedi ve çok sert ifadelerle eleştirdi.

-Özel hukukta “sözleşme serbestliği”ne ve kamu hukukunda “otonom yönetime” vurgu yaptı! Buna muhalefeti fâsıklık, zâlimlik ve kâfirlik ile itham etti! Merkezi kanun sistemine karşı olduğunu çok net bir şekilde belirtti.

-Dinlere eşit serbestlik hakkı tanıdı.

-İlimde din farkı gözetmedi.

-Üretimde ve ticarette serbestlikten yana oldu. Gümrük vergisini doğru bulmadı!

-Vergi oranlarını netleştirdi. Yöneticilere savaş hariç, vergi gelirlerine göre harcama yapmalarını ısrarla öğütledi.

-Allah’ı ve Kuran’ı “uygulamaları” ile alaya alanları “elîm azab”la cezalandıracağını müjdeledi!

 ***

İnsanlık bugünlere büyük dersler çıkararak geldi. Birçok topluluk binlerce yıl önceki durumlarının gerisinde kalmış olsalar da, Allah’ın kullarından az bir kısmının tüm insanlık adına çalışmaya ve daha iyi bir hayat kurmaya devam etmeleri, hepimizi rahatlatan en önemli gelişme olmalıdır:

Batılılar; tarihlerinin hiçbir döneminde olmadıkları kadar bilim, sanat, felsefe, siyaset, ekonomi, din… konularında özgürlükçü ve başarılı oldular.

Soru şu;

Bu insanlar nasıl oluyor da kâfir, müşrik, fasık, zalim, zındık… Bizler ise doğuştan cennetlik?!!!

Hiçbir yeniliğe öncülük yapamayan ama her şeyi bozmaya niyetli insanlar “indallahta nasipli”, onlar ise “nasipsiz” oluyor?!!!

Bunu Allah mı söylüyor yoksa biz mi?!!!

Birileri bizi, adam akıllı kandırıyor olmalı!

Bu işin peşindeyim!

Çok geçmez; yakında onu da öğrenirim!

***

Ortada Müslüman olsa, İslâm’ın klasik görüntüsü bile dünyanın en özgürlükçü yönetimini kurmaya yetecek!

Aslında yetmemesi lazım!

Çünkü klasik görüntü en az bin yıllık!

Ama biz; her olumlu ekonomik, sosyal, siyasal, bilimsel… gelişmenin olmazsa olmazı özgürlük, olabildiğince özgürlükler, ekmekten ve sudan da önemlisi özgürlük, oksijeni bol hava kadar önemli…nin özgürlük olduğunu hala öğrenemedik!

Anlatılanları da anlayamadık!

Bundan dolayı “Sizden hiçbir şey olmaz!” dediklerinde de sesim çıkmıyor! 

Kasılıp kalıyorum!

Oysa özgürlük; sudur, ibadettir, sadakadır, ahlâktır…

Özgürlüğümüz en değerli sermayemizdir, diyorlar, benden ses yok!

Neden Hıristiyan krallıklarla yönetilen Avrupa’nın nice devleti, Müslüman emirliklerden ve krallıklardan daha özgürlükçü?!

Avrupalılar da kral!

Tek fark, onların Hıristiyan bizimkilerin Müslüman olması mı?!

Avrupa’da küçücük bir krallık Hristiyan’a, Yahudi’ye, Müslüman’a, Ateiste… her dine ve dinsize, demokrata, laike, liberale… yetecek kadar “özgürlüğü” nereden buluyor?!

Nasıl veriyor?!

Bu da mı petrol gibi topraktan çıkıyor?!

Avrupa’da petrol, Alem-i İslâm’da özgürlük neden yok?!

Bilen var mı?!

 

 

 

***

 

Bir cevap yazın