Savruluyoruz!

Ne kadar uzaklara savrulduğumuzun farkında değiliz!

Hangi dar çevrenin içinde isek; bir süre sonra herkesi o çevrenin insanı gibi görmeye başlarız.

Bazen bu topluluk orta büyüklükte de olabilir. Bu kez etki afyon şiddetinde olur.

Ve ömür; bir yalan denizinde batıp çıkmak ve boğulma tehlikeleri ile geçer!

Böylece, ahirette sert bir şekilde toslayacağımız birçok gerçeği öğrenemeden yaşamı tüketmiş oluruz.

***

Nice zamandır yazmak istediğim fakat ertelediğim bir konu vardı:

Kim daha değerli” diye!

Doğrusunu “Allah bilir!” Bizim ne haddimize!

Beni bu soruyu gündeme almaya zorlayan neden “15-20 yıldır tanıdığım Allah’a inanmadığını söyleyen bazı arkadaşlarımın; benden daha doğru sözlü, çalışkan ve daha tutarlı bir ahlâka sahip olmalarıdır!”

Bu insanları yıllardır tanırım. Çalışkanlıkları ve tutarlılıkları karşısında hayretler içerisindeyim.

Hep bekledim, bir gün yalan söylesinler, işlerini savsaklasınlar, herkesten dürüstlük beklerken kendileri bir sahtekârlık yapsınlar diye!

Yıllar geçti ben savruldum, bu insanlar savrulmadı!

Bu nasıl olur?” diye düşünüp durdum, yıllarca!

İmanın ve ibadetin bir Müminde oluşturması gereken ahlâkı, bir ateistte görünce bütün bildiklerim ve benliğim altüst oluyor!

Bu nasıl olur, diye!

***

Ahlâklarını tutarlı bulduğum bu kişilerle çok konuştum, Mümin olmalarına nasıl yardımcı olabilirim diye. Hem de yıllarca…

Ama olmadı!

Ya fikirlerim yetmedi ya da onları etkileyecek bir ahlâka sahip olamadım!

Bence ikincisi daha doğru!

Sözün, akıl oyunlarının, büyüklerden alıntı yapmanın, konu aralarını Arapça ibarelerle süslemenin… yeterli olacağını düşünmenin, bilgi ahlâka dönüşmemişse etkisinin sıfır olacağını göremedim! 

Müslümanı bırak İslâm’a bak!” klişesi ise hiç işe yaramadı.

Müslümanın işine yaramayan, işlerinde kullanmadığı İslâm, ateistin ne işine yarayacak, bunu da düşünemedim

Doğrusunu söylemem gerekirse, yakın çevremdeki çok değerli arkadaşlarımı ikna edecek bir ahlâka sahip olamadım!

Her türlü aklî ve mantıkî argümanları kullandım fakat olmadı; olmuyor, sanıyorum olmayacak da!

Ben bu şekilde savrulduğum sürece benim neye inandığım da merak edilmeyecek!

Hala düşünüyorum!

Neden Müminlik iddiasındaki benim gibi nice kişi, yakın çevresini imana ısındıramıyor?

Düşündüm durdum; yıllarca!

Ve her geçen gün bu işin daha da zorlaşmakta olduğunu fark ettim!

Kolayına kaçıp “imansız ama ahlâklı” kişileri, “nasipsiz”likle de suçlamadım!

Zor olan ahlâklı olmak ise bu kadar zoru başaran insanlar, neden “Ben de inanıyorum!” demiyorlar?!

Nasıl olsa zoru başarmışlar; tutarlı bir ahlâkı yaşamak onlara zor gelmiyor!

Ben de inanıyorum”  demekten neden uzak duruyorlar?!

Hala anlamış değilim!

***

Yaşadıklarımı, imanlı olduklarından kuşku duymadığım dostlarımla da defalarca konuştum. 

Doğrusunu söylemem gerekirse; imanlı olmaları yanısıra, sahtekârların önünde “gövdesini takladan kurtaramayan” dostlarımın tavsiyesi, “Allah iman nasip etmemişse yapacağın bir şey yok, üzülme! Sen yolunda yürümeye devam et!” yönünde oldu!

Ama “İmandan nasibini alamayan” bu insanlar, nasıl oluyor da imanlıyım diyenlerden daha ahlâklı olabiliyor, bunu açıklayabilen yok! 

İman sahibi olmak ancak “nasip” ile oluyor da ahlâksızlık ne ile oluyor? İnanıyor ama neden ahlâklı olamıyor? Bir Mümin, neden tutarlı bir ahlâka sahip olmakta bu kadar zorlanıyor?

İçine düştüğümüz ahlâkî çöküntüye çare bulmak yerine sorunu “nasip”le açıklamak kimin fikri?

Bu durumu açıklayan bir rivayet yok mu?

Varabileceğimiz son noktadayız. Bunun ötesi var mı, bilemiyorum!  

Bir insan nasıl oluyor da Allah’a inanmadan daha dürüst, daha çalışkan, daha onurlu ve doğru sözlü olabilir?

 

Bizler ya inanmadığımız halde “İnandım!” diye yalan söylüyoruz ya da gerçekten inanmanın ne demek olduğunu bilmiyoruz!

Ahlâkı ise hiç bilmiyoruz! Bunu kabul edelim.

Bu nasıl bir nasiptir ki, iman insanda bir ahlâk oluşturamıyor?!

Bilen var mı?!

Nasıl oluyor da güç, para, makam ve mevki karşısında en güzel taklayı en çok bilenler! ve iman edenler atıyor?!

Mümin ile ateist kimdir, bunun üzerinde bir kez daha düşünmenin tam zamanı!

Yılların ilmi, ilm-i siyaset marifetiyle ahlâksızlık çukuruna dökülüyor da;

Bir ateist,

Nasıl oluyor da bir Müminden daha güvenilir…

Daha çalışkan…

Daha tutarlı..

Daha başı dik…

Daha karakterli… oluyor!

Bir ateist bunu nasıl başarıyor?!!!

 

Ateistler mi inanmasını bilmiyor yoksa biz mi bir türlü ahlâklı, güvenilir ve çalışkan olmayı beceremiyoruz?!

Neden iman ile ahlâk, ikisi bir arada aynı kişide olmuyor?!

Yanlış nerede ve kimde?!

Bu nasıl iştir?!

Bu nasıl Gavurluktur?!

Bu nasıl Müminliktir?!

Bu ne yaman çelişkidir!

 

 

***

 

Bir cevap yazın