Yeni Atatürk!

Ya cehalete teslim olacağız ya da gerçeğe!

Gerçek bütün açıklığı ile insanlığa; “Buradayım burada!” diye haykırsa da onu göremeyebilir ve sesine kulak veremeyebiliriz!

Allah’ın düzeninde, insanları gerçeklerden uzak tutan bir komplo bulamazsınız!

Ama gerçeği, güneş gibi apaçık ve aydınlatıcı gerçeği, avuçlarındaki bir tutam çamurla kapatmaya çalışan insanları görebilirsiniz!

Kahraman, patron, çok zengin, üstat, hoca, âlim, şeyh, abi, abla… daha nice ad ve unvanla, gerçeği çamura bulamaya çalışanları hem de çok yakınımızda bulabiliriz! 

Gerçeği elinde bulundurduğunu iddia edenlere “Elindeki çamur da neyin nesi?!” diye sorulduğunda “Biz; sizin de işinize yaramayacak akılsızlarla ilgileniyoruz!” derler.

***

Atatürk’ü anlamamak biz Müslümanlara çok pahalıya mal oldu!

Aradan 90 yıl geçti. Hala Cumhuriyet’in hangi koşullarda ve hangi süper devletlerin baskısı altında kurulduğunu anlamak istemiyoruz.

15 yıla yaklaşan Ak Parti iktidarına bir çırpıda yüzlerce mazeret sıralayan bizler, Atatürk’ü; sorgusuz sualsiz ve de mazeretsiz kâfir ilan edebiliyoruz.

Ne kadar ahmak, cahil, beceriksiz, hep konuşan ama yediği üç öğün lokmayı bile helalinden kazanamayan kişi varsa Müslümanların kahramanı olmaya çalışıyor.

Müslüman adam kimliğini, Atatürk’ü kâfir görerek inşa ediyorsa, bu insana kimse yardımcı olamaz! 

 

Yeri gelmişken şunu da sormak gerekir:

Sanki “paralel” yapılanma şimdilerin icadı da, Atatürk bazı Müslümanları keyfe keder mi “tecziye” etti?

Kimse merak edip de dönemin süper gücü İngiltere büyükelçiliğinin kapısını aşındıran Saray erkânının ve ulemanın kimler olduğunu araştırmıyor.

Tarih üstatları da bilgi vermiyorsa Hanedan üyeleri ve Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi gibi İslâm âlimleri kolayından kahraman oluyor, Atatürk ise “kâfir!”

 

Belki bir gün bir meraklı çıkıp İskilipli Atıf Hocayı da araştırır!

Muhalif tutumu ile II.Abdülhamid’i usandıran, bu yüzden sürgünler yaşayan Atıf Hoca, mahkeme günü “Peygamber çağırıyor; ben gidiyorum!” deyip savunma yapmadığı için idam edilmişti. Atıf Hoca, geride yıllarca tartışılacak “savunma yapsaydı ne olurdu” sorusunu bırakarak idama yürüdü!

İdamı ise Atatürk’ün kâfirliğinin en büyük kanıtı oldu!

 

Bu kadar musibete, önü alınamayan yanlışlara rağmen bir Müslüman çıkıp da; 

-Atatürk kimdir?

-Özel hayatı nasıldı?

-Devlet adamlığı nasıldı?

-Türkiye’nin Müslümanlaşmasına katkısı ne kadar oldu?

-Atatürk Türkiye’sinde gayrimüslimlerin sayısı neden hızlı bir şekilde azaldı?

-Atatürk gerçekten din düşmanı mıydı?

-I.Dünya Savaşı’nda Fas’tan başlayıp Doğu’da ve Batı’da kaybettiğimiz topraklar ne kadardı, kimlere kaybettik, Milli Mücadelede kimlerle anlaştık, kimlerden yardım aldık, kimleri yendik, kimlerle anlaşmak zorunda kaldık…?

 

Bunları kim araştıracak?

Yoksa “Ne gerek var, her şey ortada!” mı denecek?

 

Aradan 90 yılı aşkın süre geçti, Atatürk konusunda en güvenilir bilgi ve belge yayınını Doğu Perinçek’in himayesindeki Kaynak Yayınları yaptı!

Bir tarafta Kadir Mısıroğlu ve Mustafa Armağan; diğer tarafta tamamen belgelerle yazılmış 30 Ciltlik “Atatürk’ün Bütün Eserleri”!

Hakkın ve adaletin yanındaki Müslümanın Atatürk hakkında yaptığı yayınlar ise utanç verici!

Bir Müslüman devletin “Kurucu Başkan”ına bu kadar saygısız olabilir mi?!

Hangi bilgi ve belgeye göre?!

 

Sürekli musibet duvarına toslayan Müslümanların Atatürk ile barışması ve Milliyetçi Kemalistlerle bu devleti savunması, karamsarlığımı hoşgörün Türkiye’nin son şansı olacaktır!

Devletin ve Hükümetin Atatürk ve Milliyetçi Kemalistlerle demokrasi paydasında uzlaşması kadar, önemli diğer bir konu da “Din istismarına ve Atatürk düşmanlığına” son verilmesidir.

 

 

NOT:

Geçen hafta içinde Mustafa Armağan’a yazdığım iki yazı nedeniyle http://www.egedesonsoz.com/yazar/baslik/9966 ve

 http://www.egedesonsoz.com/yazar/baslik/9972

aldığım olumlu ve olumsuz tepkilerden dolayı kısa bir açıklama yapmak istiyorum:

 

Atatürk’ün İslâm’a hizmet ettiğini ve amacının Müslümanı modernleştirmek olduğunu “KANUNLAR” ile açıklamaya çalıştım. Bazı okuyucularım karşıma “duyumlar” ve Necip Fazıl gibi tarih cahili kişileri ve bazı hatırat kitaplarını kaynak gösterdi.

 

Sevgili Müslüman kardeşim!

Tarih biliminde hiçbir belge ve hatırat, “ÇIKARILMIŞ VE UGULANMIŞ KANUN” kadar güçlü kanıt değildir. Lütfen “Hilafet Kanunu”nu bile anlamayan zevatın yazdıklarını “dikkatli” okuyun! Biz Müslümanız; metotsuz, usulsüz düşünemez ve cahilliğin yanında yer olamayız!

Kur’an’ı bir yana bırakıp “fetvalar” ve “menkıbeler”le İslâm’ı tanımlamaya çalışanlara ve “kanun” ile “hatırat” arasındaki farkı göremeyenlere anlatacak bir sözüm kalmadı. 

Umarım son DİNİ TERÖR KALKIŞMASI, bu basit usulleri ve gerçekleri görmemize yardımcı olur! 

Allah’tan dileğim budur!

 

 

 

***

 

Bir cevap yazın