İçeriğe geç

Yeni dönem yeni söylem

Türkiye bugünlerde tarihte eşine az rastlanan günler yaşıyor. Bir olay oluyor; bu olayla, önce devletin, sonra da milletin düzeni değişiyor! 

Son krize kimler hazırlıklıydı, bilmiyorum. Mutlaka hazırlığı olanlar vardı. Her krizde olduğu gibi bu krizde de servet ve güç transferleri yapılacaktır!

Beni bilen bilir; duygusuz olduğumu söylerler! Nedeni de basit. Ölenlerin başında ağıt yakmam. Ortaya çıkan krizin yarattığı boşluktan kimlerin ne ölçüde yararlanacağını gözlemlerim ve krize çare ararım!

Yaratılışım bu! Nasıl isterseniz öyle anlayın!

***

Hep derim;  

-Konu değişmeden, söylem değişmez,

-Terimler değişmeden de söylem değişmez! 

-İnandırıcılığını yitirmiş kişilerle ise söylem hiç değişmez, diye!

Sözüm, değişimin sürekli olduğuna inananlara; “bu ülkede bir şey olmaz” diyenlere değil.

Türkiye, rutin gibi görünen gündeminde zaman zaman büyük krizler yaşıyor. Şimdiye dek hiçbir kriz bu denli “yeni bir söylem” oluşturacak ölçüde olmadı. 

Ancak bu kez gündem hakikaten değişti! Sanki geri dönüşü olmayan bir yoldayız. Bu değişim her türlü sürprize gebe! 

Gidişata bakılırsa; yılların birikmiş sorunları üzerine yeniden fakat bu kez daha köklü bir müdahale ile gidileceğine ilişkin belirtiler var. 

Şu söylenebilir: 

Anayasa bile değişecek! 

Başkanlık sistemine geçilecek!

Vatan hainleri asılacak! vs

Bunların hepsi geçmişte yaşandı. Anayasa değişti. Asılanlar da oldu. Hatta “başkan“dan daha geniş yetkili, etkili ve otoriter cumhurbaşkanları bile oldu. 

Bilinmelidir ki;

Makroda alınan kararlar, mikroda karşılık bulduğu ölçüde yaşamdaki yerini alır.

Bazen büyük değişimler için büyük kararlar almaya gerek kalmayabilir. Kartopu teorisine göre, millet onu sahiplenirse yuvarlaya yuvarlaya büyük bir çığa da dönüştürebilir

Önemli olan milletin krizden ve kaostan ne anladığıdır.

Bu nedenle alınan kararlara hangi gönüllü katılımın sağlanacağı ve kararların hangi acil sorunları çözeceği, milletin onu nasıl sahiplenmesiyle ilgilidir.  

Diyelim ki, kriz büyük ve merkezinde de siyaset var! 

Ama bu krizin yarattığı kamuoyu, siyasal sorunları çözmekle yetinmeyecektir.

Mutlaka başka problemli alanlara da el atacaktır. 

Bu vesileyle bir-iki  hatırlatmada bulunmak isterim: 

-Kamu personelini kim seçerse seçsin sorun devam edecektir. Buna işaret ettiğim iki yazımda (“kamu hizmetlerinin bankalara devrihttp://www.egedesonsoz.com/yazar/baslik/10016 ve “yeminli ve sigortalı kamu hizmet büroları” http://www.egedesonsoz.com/yazar/baslik/10038) sorunun önemine değinmiştim.

Devleti kamu bürokrasisi aracılığı ile ele geçirmeye çalışan paralel yapıların, bu iki seçeneğe karşı yeni bir strateji geliştirmesi ve harekete geçmesi çok zaman alacaktır.

Ama sistem aynı kalacaksa ve yalnızca müdürler değişecekse devletin emniyete alınması mümkün olmayacaktır.

Sistemi değiştirmeden virüsle mücadele edilemez. Virüs; mevcut sisteme karşı her türlü önlemi almış, bağışıklığını güçlendirmiş olarak hep fırsat kollayacaktır! 

-Türkiye’nin temel sorunu ve açmazı “üniversite“lerdir. Buralarda bilimin dışında her şey yapılmakta; arada bir de bilim yapılmaktadır! Bunun ana nedeni ise; akademik kadroları belirlerken iktidarların kendi ahbap çavuş ilişkilerini baz almasıdır. 

Oysa üniversiteler mutlaka, ama mutlaka kampüslerin dışında mesleki faaliyet ortamlarında, iş hayatı ile organize olabilecek şekilde yeniden örgütlenmeli; fakültesi olmayan bir meslek de icra edilememelidir. İcra ediliyorsa mutlaka bir tane bile olsa onun da fakültesi olmalıdır. 

Eğitim; okul öncesinde zorunlu olarak başlamalı. Buralarda bakım ve eğitim 2-3 yıllık sürelerle yapılmalı, okuma yazmanın öğrenildiği ilkokul dönemi ise üç yıl olmalıdır. Daha sonra 5 yıllık ortaokulların tamamında ortak dersler eşit olmalı, geri kalan dersler ise meslek seçimlerine göre sınıflara ayrılmalı ve ona uygun ders ve uygulamalar yapılmalıdır.

3 yıllık liselerin tamamı da meslek okulu olmalı. Bütün liselerde ortak dersler aynı olmalı; meslek dersleri ve uygulamaları ise sınıf sınıf veya okul okul farklı olmalıdır. 

Lise sonrasında 2 yıl süren üstün lise veya meslek yüksek okuluna geçiş sınavsız olmalıdır. Liseden sonra 2 yıl da “üstün lise” eğitimi zorunlu olmalıdır. 

Fakülteye geçiş;

-%50 merkezi sınav,

-%10 orta,

-%15 lise,

-%25 de üstün lise bitirme notları ile belirlenmelidir. 

Uygulamalı bilimler lise, üstün lise ve fakülteler, sanayi ve organize sanayi bölgeleri içinde kurulmalıdır. 

Bu krizin yarattığı fırsatlardan biri de Türkiye’nin “ilmi ile amil olmayan” yani “bilgisini uygulamayan” okullardan, hocalardan ve mezunlardan kurtulmasına vesile olmalıdır. 

***

Kategori:2016

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir