İçeriğe geç

Karabekir’in Cumhuriyeti

Karabekir anlatmaya devam ediyor, hilafet nasıl kalktı, Musul neden terkedildi:

Mustafa Kemal Paşa, geleneğe çok bağlıydı. Kalpağını yemekte bile çıkarmazdı. Bursa’da Fevzi ve İsmet Paşalarla bir arada iken ben kalpak aleyhinde konuştum. Kapalı yerlerde başı açık olmanın faydalarını da anlattım. Ben öteden beri M.Kemal Paşa’nın yanına başı açık giderdim. Gazi de benimle latife edip duruyordu:

Karabekir’in kusuruna bakmayın, o öteden beri yanımıza başı açık gelir!” derdi.

11 Aralık 1922’de Meclis’te “Payitaht neresi olmalı?” konusu gündeme geldi. Nafia Vekili Fevzi Bey ”Meclis ne desin, sen emret olur-biter!” dedi.

İtiraz ettim! Daha önce belirttiğim gibi İstanbul’un Hilafet merkezi, Ankara’nın da Hükümet merkezi olması gerektiğini söyledim. Kimse bir yorum yapmadı ama Lozan’da Boğazlar bölümünde İstanbul’a Payitaht denmiş. Gazi’nin de bu görüşte olduğunu hissettim. Sonra İsmet’e bu neden böyle yazıldı diye soruduğumda sadece sustu, cevap vermedi.

***

Beş haftalık Lozan görüşmeleri kesintiye uğramıştı. O günlerde İzmir İktisat Kongresi hazırlıkları yapılıyordu. Ben de bir tebliğ hazırlayacaktım:

-Talim ve terbiyede tevhid (birlik),

-Eski usul mektep ve medreseler kapatılmalı,

-Dilimiz ve kitaplarımız Arapça ve Farsçadan kurtarılmalı,

-Tempolu, dinleyeni canlandıran yeni bir musiki politikası benimsenmeli,

-Yoksullukla mücadele… Her alanda uzman yetiştirme… Okulları köylere kadar götürme… İş adamı yetiştirmek eğitim sisteminin amacı olmalı… vs.

***

14 Kasım 1922’de Eskişehir’de iken Afyon Mebusu Şükrü Hoca’nın “Hilafet’in saltanatı da kapsaması gerekir…” yönündeki görüşlerini açıkladığı bir kitap yayımladığı haberi geldi.

Gazi’nin buna çok kızacağını beklerken tam tersi oldu. Hilafetin lüzumundan bahsetmeye başladı! İzmit’te de İstanbul’dan gelen gazetecilerle görüşecekti.

Ben; Gazi’ye daha önce Meclis’te yaptığı konuşmasının içindeki ilmi görüşler ile sınırlı bir açıklama yapmasının daha uygun olacağını belirttim. Gazi, tren İzmit’e gidinceye kadar mola verdiği her yerde bol bol Hilafet ve İslâmiyet hakkında konuşmalar yaptı. 18 Aralık’ta İzmit’e geldiğinde de

Büyük Millet Meclis Hükümetinin şer-i şerif ahkâmından ibaret olan şûra, adalet ve ulul emre itaatesasına göre teşekkül ettiğini ve Türkiye Devleti için Hilafet mevzu bahis olmayıp ancak bu İslâm âlemi dikkate alındığı zaman var olabileceğini, çünkü Hilafet makamının yalnız Türk’e değil Yüce İslâm âlemine ait olduğunu… İslâm âleminin ise bugün esarette bulunduğundan hilafet meselesini çözecek düzeye gelinceye kadar “Büyük Millet Meclisi makamı, Hilafet’i bir nokta-i ümit olarak muhafaza edeceği…” yönünde bir açıklama yaptı.

23 Ocak 1923’te de Bursa’da “Hilafet yalnız Türkiye halkına değil, bütün İslâm âlemini kapsaması gerektiği için bu makam hakkında bir karar vermek Türk milletinin yetkisi dışındadır” diye bir açıklama daha yaptı.

***

1 Şubat 1923’te Lozan görüşmelerine ara verilmişti. 5 Şubat’ta Meclis İkinci Reisi Ali Fuat Paşa’dan bir telgraf geldi: “Gazi’nin geçen yıl verdiği söz üzere bir tarafa çekilmesi şartıyla kendisine bir saray ve ayda 10.000 lira tahsisat verilmesi yönünde bir takrir verilmiş. Bu konuyu Meclis’te müzakere edelim mi” diye soruyordu. 

 Gazi buna çok kızdı. Şifreyi bana da okuttu ve görüşümü sordu. Gazi hala hilafeti uhdesine almaya ve eski mefkûresine kavuşmaya çalışırken bu telgraf ona pek acı geldi. Ben şunu söyledim:

Lozan’da barış sağlanamadı. Harpte sayılırız. Bu sorunun ortaya atılması oldukça zamansızdır. Zaten barıştan sonra siz kimsenin teklifine gerek kalmadan bu konuya açıklık getirirsiniz!” dedim.

Bu açıklamamın üzerine Gazi de şifreyi getiren kişiye “Paşa’nın dediği gibi bir cevap yaz” dedi.

***

7 Şubat 1923’te Ulu Cami’de kalabalık bir cemaatle öğle namazı kıldık. Arkasından mevlit okundu. Sonrasında da Gazi minbere çıkarak bir hutbe okudu…

Hutbe bittikten sonra Gazi, minberden inip namaz kıldığımız yere geldi. Burada halkın sorularına cevaplar verirken Halk Fırkası’nı kurabileceğini ilk kez bu camide açıkladı.

Tutucu bir dil ve eda ile İslâmcılığı ele alması ve siyasi bir parti kurup başına geçmek istemesi bende şu görüşü pekiştirdi:

Napolyon nasıl tek partilikten imparatorluğa çıktı ise Gazi de aynı şekilde tek parti ile hilafet ve saltanatı alma mefkûresine yürüyecektir. Bu yeni yolda benim de vatan ve millete karşı görevim, şimdiye kadar olduğu gibi şimdiden sonra da bu tehlikeli yolu önlemek olacaktır. Şüphesiz ki, samimiyetle ve ikna ile sonuna kadar mücadele edeceğim. Bu da fayda vermezse ona cephe alacağım… (Sonu devamı yazıda)

——————————-

Tarih:2016

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir