İçeriğe geç

Parti devleti!

Yeni anayasa değişikliğine göre “Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir” hükmü kaldırılıyor.

Referandum sonuçları Resmi Gazete’de yayımlandıktan sonra Cumhurbaşkanı istediği zaman bir partiye önce üye, sonra da Kongre ile partinin genel başkanı olabilecek.

Siyasal gelenek, anayasa kadar önemlidir.

Örnek mi isteniyor anayasası olmayan ama gelenekleri ile yönetilen İngiltere!

İngiltere’den bize ne denebilir! Peki Türkiye’nin hiç mi geleneği yok?!

Demokrasi tarihimiz, yasa, töre ve geleneklerimize göre Cumhurbaşkanı tarafsız olmakla yükümlüdür!

Kurumlar arasında sorun çıktığında “dengeyi sağlayacak tek kişidir”!

Toplumsal ve kurumsal adaletin en üst makamadır!

Gel gör ki; bu sistemi şu gerekçe ile yıkmak istiyoruz:

Şimdiye kadar cumhurbaşkanlarının siyasi bir görüşü yok muydu, vardı!

Biz bunu açık ediyoruz!

Artık cumhurbaşkanlarının siyasi görüşlerini gizlemesine gerek kalmayacak!

Doğru olan budur, deniyor!

Bunun adı da Partili Cumhurbaşkanlığı sistemidir!

Peş peşe o kadar safiyane açıklamalar yapılıyor ki, bana düşen bir şey kalıyor, o da ikna olmak!

Hakikaten çok rahatladım(!)

2023 ve 2053 projeksiyonlarını kitaplaştıran ilk kişi olarak, bu parlak fikri neden herkesten önce ben düşünemedim diye de bayağı hayıflandım(! )

***

Bu ülkenin hakimleri, savcıları, generalleri, polisleri oy kullanmıyor mu? Kullanıyorlar; çünkü onların da açıklamadıkları ama oy verdikleri bir siyasi parti var!

O zaman onlar da vakit kaybetmeden bir partiye üye olsunlar ve kongre mücadelelerine girsinler!

Doktorlar, hemşireler! İmamlar, müezzinler, müftüler, murakıplar…

Tapu Kadastro, Belediye Çalışanları, Öğretmenler, Öğretim üyeleri…

Yaklaşık 3.250.000 kamu görevlisi de bu iki yüzlükten kurtulsunlar.

Madem bir partiye üye olmak, insanları adaletten, tarafsızlıktan koparmıyor, o zaman sorun yok! Herkes bir partiye üye olsun ve mücadelesini versin!

İkiyüzlülükten kurtulmak herkesin hakkı!  

Bence partili cumhurbaşkanı bu güzelliği bütün yurttaşlara yaşatmalı.

Koca koca anayasa profesörleri, hükümet erkânı ve danışmanlar bu sistemi savunuyorlarsa o zaman şu sorulara da yanıt vermek zorundalar: 

Türkiye demokrasiye geçtiği günden beri kim cumhurbaşkanı oldu ise gizli veya açık bir şekilde bir partiden geldi.

Ama hiçbiri;

-Bir partinin aynı zamanda genel başkanı olmadı!

-Partinin yönetim kurulu toplantılarına başkanlık yapmadı!  

-Partinin taşra teşkilatlarına il ve ilçe başkanı atamadı veya seçilmiş taşra örgütlerini görevden almadı! 

-Aksine; Cumhurbaşkanının yetkileri her partiliye nasıl “tarafsız, eşit ve adil” davranacağına ilişkin düzenlemelerle donatıldı.

***

Nasıl olduysa artık bir dedikodu çıktı, eskiden de cumhurbaşkanlarının içlerinde gizledikleri bir parti vardı, deniyor ve devletin bütün organları ve görevlileri bir partiye angaje edilmeye çalışılıyor!

1950’den beri hangi cumhurbaşkanı bir partinin resmen üyesi, genel başkanı, partinin bütün kademelerini yöneten kişi oldu?

Aynı zamanda devletin bütün organlarında tek söz sahibi oldu?

Konu Atatürk ve İnönü ise, onu da ömrünü Atatürk ve İnönü’ye küfrederek geçirenler düşünsün!

Bir anda memleket tek parti hayranı oluverdi!

Bir anda demokratik birikimler gitti, devlet erkanı vahdet-i kuvvacı oldu!

Atatürk ve İnönü’nün doğruları değil de yanlışları İslâmcıların baş tacı oldu!

Bütün bunlar oluverdi de Maurice Duverger’ın Seçimle Gelen Krallar kitabını sakalıma dayayan koca koca İslâmcı Profesörlerle tekrar nasıl göz göze geleceğiz ben onu düşünüyorum!

Memleketten bana ne!  

—————————–

Kategori:2017

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir