İzmir İslâmı

İzmir İslâmı

İslam klasiklerine göre insanın temel sorunu özgürlüktür. Bu görüşün temel dayanağı da Kur’an’dır. Kur’an’ın her ayeti, iradesini kullanması gereken insana ödevini hatırlatır.

Kur’an’da tüm ödevlerin temelinde ise olmazsa olmaz, bir başkasına devredilemez ve başkasının kullanımına terk edilemezözgürlük” vardır.

Bu nedenle Kur’an’a göre kimse başkasının aldığı kararların sorumlusu olamaz ve kendisi ile ilgili kararları başkasının almasına izin veremez. 

1-Özgürlük olmadan tartışma; tartışma olmadan bilim olmaz.

2-Ekonomi; serbest teşebbüsün olduğu yerlerde gelişir. Yaratıcı girişimciler ancak özgür rejimlerde yetişir.

3-İkiyüzlülüğe ve gösterişe prim vermeyen “dindarlık” ile kibir kokan tevazudan, kurnazlık ile yapılan siyasal yalakalıktan uzak bir “ahlâk”, ancak özgürlüğün egemen olduğu bir ortamda gelişir.

4-Adil yönetim, özgürlüklerin en geniş şekilde kullanılabildiği rejimlerde kurulabilir. 

5-İnsan aklının başarısı olan yüksek matematik, teorik fizik, moleküler biyoloji, hukuk, ekonomi… gibi bilimler, özgür düşünmekten ödün vermeyen bilim insanlarının çabasıyla gelişir.

***

Son derece önemli gördüğümüz bu ve benzeri açıklamalar, İzmir İslamını açıklamaya yeter mi? Tabii ki yetmez! 

Zira bunun için kentin; özgürlüğü besleyen ekonomik ve sosyal etkinlikleri yanında coğrafi özgürlüğe de sahip olması gerekir.

Farklı dinlerin ve mezheplerin, felsefi ve ideolojik farklılıkların, ırksal ve kültürel çeşitliliğin oluşması, o yerin her türlü ulaşıma elverişli bir coğrafyaya ve altyapıya sahip olmasıyla mümkündür.

İzmir; yaklaşık sekiz bin yıllık bir kenttir. Her çağda İzmir’i kent yapan ana faktör de limanıdır. İzmir limanı aktif olduğu ölçüde, uluslararası buluşmalara ve kaynaşmalara açık kalmıştır.

Net bir şekilde söylemek gerekirse, limandan dolayı dünyanın gelişmiş ülkelerinden on binler, bazen yüz binlerce yerli ve yabancının kısa veya uzun süreliğine ziyaret ve ikamet ettiği İzmir, uluslararası bütün özellikleri kimliğinde içselleştirmiştir.

***

İzmir İslamı”na gelince;

-Her din, mezhep, tarikat, cemaat, ideoloji İzmir’de yer edinebilir ama hiçbiri İzmir’in kent kimliği üzerinde tek başına egemenlik kuramaz. Buna Müslümanlık da dahildir.

-İzmir; en aykırı görüşlerin doğuşuna ve gelişmesine hoşgörü ile bakar. Büyüme ve etkileme sınırlarını zorlamaya başladığında ise görünmez duvarlarla karşılaşır ve merkezini İzmir’in dışına taşımak zorunda kalır.

-İzmirli dendiğinde, kadın-erkek İzmirliyi anlamak gerekir. Çünkü “erkek İzmirli” diye bir kavram yoktur. İzmir en kaba erkeği bile değiştirir. İzmir İslam’ını farklı kılan özelliklerden biri de budur.

-Bin yıllardan beri İzmir kırsalında üretilen tarım ürünleri ihraç edilsin diye üretilir.

-İzmirlinin; incire, zeytine, üzüme ve lokmaya imanı tamdır. 

-Uluslararası ekonomik ve sosyal canlılığı, çok dilli ve kültürlü yapısı ile İzmir, dünyaya kapalı taşralıya göre gavur görünebilir. 

-Müslüman kent sadece Müslümanların yaşadığı kent değildir. Bir kentin Müslüman kimliği kazanabilmesi; her görüş, din ve felsefenin… cami, kilise, sinagog, ateist lokallerinin özgürce aktif olmasına bağlıdır. İzmir; bu dinsel ve kültürel çeşitliliğin anlayış görebileceği az sayıdaki kentten biridir.

-İzmir, en çok camisi olan ilk on ilden biridir. Müslümanlıktan anlaşılan, tarikatların ve cemaatlerin kamuoyu yaratma güçleri ise bu İzmir’de yoktur; olamaz da.

-Türkiye’nin, belki de İslam dünyasının ilk sosyal bilimler laboratuarı, bir grup İslamcı tarafından atmışlı yıllarda İzmir-Akevler’de kurulmuştur.

Erbakan’ın 1969’da başlattığı “Bağımsızlar Hareketi”nin en büyük destekçisi İzmirli Müslümanlar olmuştur. İstanbul İslamcılarının Demirel’den korktukları günlerde İstanbul’un bağımsız adayı Ömer Faruk Yeğin’i İzmir’den gönderen ve finanse eden yine İzmir-Akevler’dir.

MSP’nin Milli Görüşü ve Refah Partisi’nin Adil Düzeni de İzmir/Akevler’de hazırlanmıştır. Akevler’deki İslamcıların ekonomik ve sosyal projeleri…  laik, demokratik, liberal ve akit serbestliği…ne dayalı siyasal tezleri, son yüz yılın en özgün İslamcı görüşüdür. “Yolsuzluk, hırsızlık değildir” fetvası ile siyasetin gönlünde taht kuran İstanbul uleması ile karşılaştırıldığında İzmir İslamı, bayağı ciddi konularla ilgilenmiştir. 

-İzmirli kapı komşusunu tanır ve kollar. Hiç tanımadığı Afgan cihadı için ise asla ağıt yakmaz. Afgan, Filistin, Suriye… gibi konular, İzmirlinin gündemine ya hiç girmez ya da gazete manşetlerinde kaybolup gider.

-İzmirlinin rakı-balık düşkünü olduğu doğrudur! Ama TUİK’in 2010 verilerine göre “kişi başına alkol tüketilen iller” listesinde İzmir, ancak 32’nci olabilmiştir. Denizi ve balığı olmayan bir çok muhafazakar kentte, İzmir’den daha çok alkol tüketilmekte ise İzmir’in gavur olduğu, şehir efsanesidir. Özgürlüğün; imanın ve İslam’ın ön koşulu olduğunu bilmeyenler İzmirliyi anlayamamıştır.

-İzmirlinin Müslümanlığı “şekil”le açıklanamaz. Sarık, sakal, şalvar, çarşaf görünür olsa da kültüründe ve dindarlığında yoktur. Örneğin bir İstanbullu dış görünüşe bakarak İzmirlinin hakikaten gavur olduğunu düşünebilir! Oysa Güzelyalı, Karşıyaka ve Alsancak’ın şık giyimli hanımefendileri “bismillah”sız arabaya binmez.

-İzmir’i ele geçirmenin yolu, her şeyi özgürleştirmektir. Bunu 37 yıldır İzmir’i ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yönleriyle yoğun yaşayan biri olarak söylüyorum.

-İzmir’de de cennet vaatleri yapılmıştır. İzmir aynı zamanda marka mesih, mehdi, hatta peygamber çıkaran bir kenttir. Şatafatlı iddiaların heyecan yarattığı doğrudur. Fakat, kurtarıcıların vaatlerinde özgürlük ikramı olmadığından “cennet” İzmirliyi etkilememiştir.

-İzmir’de doğup daha büyük olmak isteyenler çözümü İstanbul’a, oradan da Türkiye’ye ve dünyaya açılmakta bulmuşlardır. Fakat bu akımlar İzmir’de, S.Zevi, S.Akşıray ve F.Gülen örneğinde olduğu gibi çok geçmeden kendi kabuklarına çekilmeye mecbur kalmışlardır. 

-İzmir İslamını, İstanbul ve Ankara İslamından daha özgürlükçü kılan önemli nedenlerden biri de hiç başkent olmamasıdır. Bu nedenle sosyolojik olarak karşılaştırıldığında İstanbul İslamında buram buram kokan dini riyakarlık, makam, mevki ve servet edinmede etkin bir araç olarak kullanılan yalakalık, İzmir İslamında görülmez.

-Son olarak şunu söylemekte yarar var:

İzmir’in en büyük partisi, yan kuruluşlarıyla birlikte Masonluktur. İzmir İslamının önde gelen şahsiyetleri camiye de locaya da koşarak gider.

İstanbul ve Ankara İslamının Masonlukla ilgisi ne kadardır derseniz ben derim ki bu konuya girmez isek daha iyi olur! 

İstanbul ve Ankara’dan “Eyyy Masonlar!…” diye bir nida yükselmediğine göre bu partiyi ciddiye almakta yarar var, derim.

Başka da bir şey demem!

Bir cevap yazın