İçeriğe geç

Müslüman deistler!

Deist kimdir, özellikle bir Müslüman neden deist olur?

Allah’a inanıp onun dışındaki konularda aklının gösterdiği doğrulara göre yaşayan her Müslüman, her Yahudi, her Hıristiyan… bilerek veya bilmeyerek bir deisttir.

Bunu açıklasa da deisttir, açıklamasa da.

Tuhaf olan, Müslümanların sanki yeni yeni deist olmaya başladığının düşünülmesi ve hayıflanılmasıdır.

Oysa Müslümanlar oldukça büyük bir çoğunluğu deist gibi yaşıyor. Buna deist denmemesi gerçeği değiştirmez.

Şöyle ki; 

1-1839’dan beri Müslüman, Batı’dan çevrilen yasalara göre yönetiliyor. Yasalar Ceza Kanunlarından Ticaret Kanununa, Arazi Kanunlarından muhakeme usulü kanununa kadar hepsi Batı’dan çevrildi. Batı’yı taklit etmenin deistlikten de kötü olduğunu anlayamadan, kendisini dini bütün Müslüman sanarak bugünlere geldi.

2-1839’dan 1856’ya kadar çevrilip yürürlüğe giren kanunları, yüzüne gözüne bulaştıran İslâm Halifesi ve Osmanlı Devleti, Batılı devletlere verdiği sözler gereği 1856’da Islahat Fermanı ile Osmanlı Devlet sistemini bir kez daha tercüme kanunlarla yeniledi.

3-1876’ya gelindiğinde entrikalarla ve saray içi darbelerle Padişah ve İslâm Halifesi olan II.Abdülhamit, Osmanlı Devlet sistemini üçüncü kez Batılı anlamda yeniledi. Bu da yetmedi.

4-1908’den 1923’e kadar dördüncü kez Islahatlar yapıldı…

Bu çabalar bizi ne Batılı bir devlet yapabildi ve de Doğulu bir devlet olarak kalabildik.

5-1923’ten sonra da Türkiye, tercüme yasalarla Batılılaşmaya, o zamanki adıyla muasırlaşmaya/çağdaşlaşmaya devam etti…

Bu noktada bir konuya değinmek gerekiyor:

Mustafa Kemal Paşa, kendisinden önce 4 kez tepeden tırnağa değiştirilmiş yasaları 5. Kez değiştirdi. Osmanlı Devleti’nin şeriatı veya İslâmîliği zaten çoktan tarih olmuştu. Cumhuriyet dönemi ıslahatlarını “dinden kopma” diye yorumlayanlar hakikaten kara cahillerdi.

Bu ülkede 1839’dan beri İslam Halifeleri ve Şeyhülislamların önderliğinde Avrupa taklitçiliği o kadar ileri gitmişti ki, bizler Kur’an’ın tanımladığı şekliyle “… hüsrana uğramış maymunlar olunuz!” (7/166; 5/60) gazabına uğramış zavallılar gibiydik.

1839’dan beri “kendi aklının doğrusu bile olmayan Müslümanlar, Batı’dan çevrilen yasalara göre yaşadığı için “deist” bile olamamıştır.

Müslüman kendi aklıyla yaşayabilseydi en azından deist olurdu! Görülüyor ki deist bile olamadı. Bir dizi gerekçe gösterilerek bugün bile Batı’dan çevrilen yasalara göre yaşadığı için “… hüsrana uğramış maymunlar olunuz!” (7/166; 5/60) durumuna düşmüştür.

Bunun en açık ve net ifadesi Müslümanın “muamelatsız” yaşamasıdır. Ahlâk da muamelatın boşluğunu dolduran önemli bir pratik olduğuna göre, muamelatı olmayanın ahlâkı nasıl olabilir ise bizim durumumuz da odur!

Muamelat bu kadar hayattan kovulmuş ise tek övünç kaynağımız olan fıkıh ve usul-ü fıkıh da, hayatımızdan geri dönüşü olamayan bir şekilde silinmiştir. 

Muamelatını İslamiyet’e göre düzenleyemeyen Müslüman nasıl dindar olabilir?

Amelsiz İslâm’ı “geleneksel şekliyle törenlere indirgenmiş namaz”la nasıl yaşatabiliriz?

30 ciltlik fıkıh kitaplarından sadece bazı ibadetleri, o da kısmen yaşatarak çoktaaan deist olmuşuz haberimiz yok!

Hatta daha net söylemek istiyorum, “aklımıza göre devlet, millet ve özel hayatımızı düzenleyemediğimize göre hakikaten deist bile değiliz”.

Not: Dün yayımladığım bu yazımın girişinde Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk hakkında kullandığım ifadeleri, okuyucularımın uyarıları üzerine tekrar inceledim. Yanıltıcı kaynaklardan aldığım bilgi ile okuyucularımı yanılttığım ve Öztürk Hocanın yakınlarını ve sevenlerini üzdüğüm için de özür dilerim.

——————

Tarih:2018

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir