İçeriğe geç

Bir garip çağdayız

Peygamberler arasında kadın ve erkeğin, Mümin, Yahudi ve Müşriklerin oy kullandığı ilk yönetimi Hz. Muhammed kurdu.

Daha önce Tevrat’ın da yazdığı gibi seçime dayalı ilk yönetimi Hz. Musa kurmuştu. Ama Musa’nın kurduğu yönetimde kadınların oy hakkı yoktu ve oy kullananlar da sadece askerlik yaşındaki İsraillilerdi.

Oysa Hz.Muhammed, son Nebi ve Resul’dü ve sadece Müminlere değil; insanlığa örnek olabilecek icraatların elçisi olarak seçilmişti.

Hz. Musa; askerlik yapma sözü veren erkek Yahudilere seçme ve seçilme hakkı tanımıştı.

Hz.Muhammed ise binlerce yıl Peygamberler tarafından eğitilmiş, olgunlaşmış ve kendi başına karar alıp yaşayabilen “insanlığın öncüleri”ne, bütün zamanlara örnek olabilecek bir yönetim modeli kurmuştu.  

Anayasanın hazırlanışı, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, faklı dinlere ve aynı dine inanan farklı kabilelere tanıdığı haklar ve özgürlükler, seçme ve seçilme usulleri, kimlerin oy verme hakkının olduğu gibi konularda binlerce inananın gözleri önünde 10 yıl anlattı ve uyguladı.

Bunu Müminlerin aklında kalsın diye…

Peygamberlerin yönetim modelini benimsesinler diye yaptı.

Sayıları az olduğundan mıdır, yoksa İslâm’ın hakikisi çoktan kayboldu, geriye sadece sahtesi kaldığından mıdır, bilinmez! Müslümanların sayısı 2 milyar oldu.

Hangi Müslüman devlete, cemaate, derneğe, vakfa, şirkete, tarikata… bakarsak bakalım Hz. Muhammed’in ısrarla uyguladığı yönetim modelinden eser yok gibi!

Müminim diye yer kürede ayak sürüyen nice iman ehli, Batılıların, yaygın tabir ile Ehl-i Küffarın kurduğu -idare eder cinsten- laik, demokratik ve cumhuriyet rejimlerinin canına nasıl okuduk, buna tanık olduk.

Fakat Batılıları utandıracak daha özgürlükçü ve eşitlikçi bir yönetim kuramadık.

Müslüman devletler arasında farklı bir yeri olan Türkiye’nin az gidip uz gittiği, dere tepe düz gittiği 16 yıllık kesintisiz iktidar dönemine bakalım.

İki üç gazete, bir iki mütevazi TV kanalıyla çıkılan siyaset yolculuğunda vardığımız nokta şudur:

Neredeyse medyanın %95’i Ak Parti’nin sözcüsü. Buna sözcü demek az gelir; tartışmaya çıkan bir başbakan, bakan, milletvekili yok! Sanki ilk kez tartışma olacakmış gibi…

Sanki Türkiye’de siyasetçiler hiç tartışmamış ve örneği yokmuş gibi…

Tartışan maazallah dinden çıkarmış gibi…

Tartışması gerekenler ortada yok; onların yerine medyanın görüp göreceği en kültürsüz, birikimsiz, bilgisiz elemanlar var!

Eşitlik yok!

Eskiden beri var olan medyayı eşit kullanma hakkı da Ak Parti tarafından bir yasa ile ortadan kaldırıldı. Bundan böyle medya adil ve eşitlikçi yayın yapmak zorunda değil!

Diyelim ki, yasa yayın yapma hakkını ve adaletini yayıncı kuruluşların insafına bıraktı. Öyle değil ya, diyelim ki yasa böyle yorumlandı!

Arkadaş, bu nasıl bir insaftır…

Nasıl bir vicdandır…

Bu nasıl bir eşitlik ve adalet anlayışıdır…

Seçime gidiliyor, devletin bütün imkânları bir partinin hizmetine sunulmuş. Bundan da bir seçim zaferi bekleniyor!

Bu nasıl olacak?!

Ak Parti’yi yaratan siyasal gelenek bugünlere “mağdur” edildiği için gelebildi.

Milli Görüş ve Adil Düzen siyaset geleneği, her yerde itilip kakıldığı, dışlandığı için halkın adil ve temiz vicdanlarının desteğini alabildi!

Gel gelem 16 yılda köprünün altından çok sular aktı…

Bazen ak bazen bulanık…

Bazen temiz bazen kirli çok su aktı…

Eski mağdurlar öyle mağrur oldular ki, ancak bu kadar olur.

Kimsenin vicdanı sızlamadan, “bu kadar eşitsiz koşullarda nasıl seçim yapılır” diyecek Ak Parti’de feraset sahibi kişi de kalmadı.

Son durum budur!

—————–

Kategori:2018

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir