İçeriğe geç

Kaht-ı rical döneminde Gül ve arkadaşları

Benim gibi eskiden kalmaların kaht-i rical dedikleri dönemdeyiz. Adam kıtlığında elde kalan birkaç adamı da “Nasıl eder yok ederiz!”le uğraşıyoruz.

Kaht, kıtlık anlamına gelse de ortada kıtlık ötesi bir durum var!

206 üniversitenin aktif olduğu bir ülkede yaşıyoruz ve dünyanın en eski devlet geleneğine sahibiz. Şu an iki yüzü aşkın devletten hiçbiri Türkiye gibi güçlü bir geleneğe sahip değil!

Ama “devlet adamı” tanımına uyabilecek kişi sayısı ancak bir elin parmakları kadar!

Devlet adamı yetişmiyor!

Bu okul kapalı!

Çünkü devlet adamları ölüm veya ağır bir hastalığa düçar olmadıkça “Ben ki ben!” dedikleri için adam yetişmiyor ve okullar da mezun vermiyor!  

Türkiye’nin son devlet adamları kuşağı İTÜ kökenli mühendis bürokratlar ve siyasetçilerdi. Yakın çevrelerinde barındırdıkları sosyal bilimciler ise ancak mühendis başkanlara iyi itaat edebilenlerdi.

Bu vahim durum bile bir süreliğine idare edebilirdi. Ama olmadı! Çünkü mühendis siyasetçilerin liderlikleri çok uzun sürdü.

Sekiz – on yılı aşmaması gerekirdi.

Oysa Türkiye’nin 1960-2000 yılları, yaklaşık 40 yıl, İTÜ kökenli bir arkadaş grubunun tekeline girdi. Bu grup siyaseti kilitledi.

ABD gibi devletlerde başkanlık süreleri 4, çok başarılı olanlar ise 8 yıl görev yapabiliyorlardı.

Sonrası ise tam emeklilikti.

Clinton, Obama… gibi çok genç başkanların görev süreleri de sekiz yılın bitiminde son buldu.

Kimse güçlü halk desteğine güvenerek Anayasayı değiştirmeyi aklından geçirmedi!

Bizde öyle mi? Bizde gelen gitmemek için elinden geleni yapıyor!

Bunu en çok da başkanın sırtında yuva yapan asalaklar istiyor!

Sen bu memlekete lazımsın!…” gibi yağlarla başkanı yağlayıp gitmemeye ikna ediyorlar!

Sonra da gitmemesi için elden gelen ne var ise onu yapıyorlar!

***

Demirel’den sonra partisini yaşatabilecek bir lider çıkmadı. Çünkü Demirel, çıkma ihtimali olanları çok önceden tasfiye etmişti.

Çiller’i lider diye topluma takdim edenlerin asıl amacı Demirel’in geride bıraktıklarını siyaseten tasfiye etmekti.

Özal’ın yerine getirilen Mesut Yılmaz da tasfiyeden sorumlu bir başkandı. O da görevini ifa edip kenara çekildi.

Gençliğe yatırım yapan ve iktidara gelebilecek kadroları yetiştiren Erbakan’dı.

Erbakan’ın uyumlu tavırları işe yaramadı. Dinî demiyorum; yerli ve millî bir politikada ısrar etmesinden dolayı gün yüzü gösterilmedi. Sonunda Erbakan ve yarattığı sosyolojik hareket Ak Parti’nin asit kazanlarında tasfiye edildi.

***

Siyasette adam kıtlığına örnek mi istiyorsunuz, işte yaşadığımız günler!

Erbakan’a “Sanayileşme fikrinden vazgeç uzun süre başbakan kal” dediler. Erbakan idealinden taviz vermedi. Yapabildiği kadar da ülke sanayisine katkıda bulundu.

Bir dönem Ecevit, iki dönem de Demirel, Erbakan’a sanayileşme konusunda destek oldular.

Tarih bir gün o destekleri kelimesi kelimesine yazacağından eminim.

Batılı güçler Erbakan’a destek oldukları için hem Ecevit’i hem de Demirel’i cezalandırdılar!

***

Erbakan’ı tasfiye edenler bu işi doğrudan değil de dolaylı yaptılar.

Önce 28 Şubat operasyonu yapıldı…

Arkasından “Bu iş Erbakan’la olmuyor!…” diyenler devreye girdi. Bir şekilde Ak Parti’yi kurdurdular…

Siyasetle uğraşanlar bunu iyi bilir:

İktidara gelmek ve makul bir süre iktidarda kalabilmek gerekir!

Ne yazık ki, bizim gibi Türk-İslam siyasal geleneğinde yoğrulanlar gelmek için her yola başvururlar. Geldikten sonra da gitmemek için elden gelen ne varsa onu yaparlar!

Bir iki istisna hariç!

Erbakan; ABD ve AB devletlerine sanayileşme idealinden vazgeçme tavizini vermiş olsaydı 1973’ten 2000 yılına kadar iktidarda kalabilirdi.

Demek ki Erbakan, başbakan olayım diye yanlış yollara sapmadı!

Lütfen dikkat buyurunuz, Ak Parti’yi kuranlar ise iktidarda kalabilmek için sanayileşmekten vazgeçtikleri gibi tarım ve hayvancılıktan da vazgeçtiler!

Bir millet ağzı açık, son derece sağlıksız ABD, AB ve Çin tarım, hayvancılık ve türev ürünlerini lokum gibi tüketiyor ama “Neden… Neden bunlar oluyor?!” diye bir soru sormuyor veya soramıyor!

Her seçim döneminde Türkiye’nin ahvali halka anlatıldığında “Ne yapalım… Kime oy verelim… Kim var ki?!…” diyor başka bir şey diyemiyor!

İşte adam kıtlığı dediğimiz bu!

***

Çözümleri hukukun içinde kalarak bulmaya çalışanlara bir fırsat daha doğmak üzere.

Halkımız ideolojik kökenine bakmaksızın ya Abdullah Gül ve arkadaşlarına bir dönemliğine kulak verecek ya da millet olarak çürüyerek içe doğru çökmeye razı olacak.

Gül ve arkadaşlarına ya “Türkiye’yi düştüğü bu girdaptan çıkarmak için sadece bir dönem” destek verilecek ya da Türkiye’nin geleceği “Tarihsiz, temelsiz ve hikayesi  olmayan toy kuşaklara” terk edilecek!

Böylece,  tarihin tozlu sayfalarında yok olmayı kabul edecekler.

17 yıl süren Ak Parti iktidarının sonunda her şey bir kişinin yetkisine devredildi.

Türkiye bir kişi tarafından yönetilemeyecek kadar büyük bir devlet olduğuna göre o zaman bir kişinin sırtında yuva yapan, hatta yumurtlayıp yavru büyüten asalakları bu devletin ve milletin gündeminden çıkarmak lazım.

Bundan dolayı  Gül ve arkadaşlarına sessiz ve sakin görevler düşüyor.

Kimse bu görevden kaçamaz!…

Anlamsız mazeretler de ileri süremez!…

Kategori:2019

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir