İçeriğe geç

İbn-i Haldun, Machiavelli’nin neyi olur

İbn-i Haldun (1332-1406);  Tunus’ta doğmuş, eğitiminin önemli kısmını  Endülüs’te almış, sonra Kuzey Afrika’lı sultanlara siyasi danışmanlık yapmış önemli bir alimdir. Danışmanlık yanında ilmini artıracak çalışmaları kesintisiz sürdürmüştür.

Yıldırım Beyazıt ve Timur çağında yaşayan İbn-i Haldun, davet üzerine Şam’a gelmiş, Timur’la görüşmüştür. Katı merkeziyetçi diktatöryal liderliği savunan İbn-i Haldun, hayalini kurduğu liderliği Timur’da görmüş fakat fantaziye kaçan zulmünden dolayı korkup rica minnet Şam’dan ayrılmıştır.

İbn-i Haldun’un maceralı ve dramlarla dolu yaşamının en büyük keşfi “sosyal olayları yasalarla açıklamasıdır”.

Sosyolojinin kurucusu olduğu ileri kabul edilse de diktatöryal siyaset felsefesinin teorisyeni sayılmaz! Tarihi yasalarla açıklarken siyasal pragmatizmden ve rasyonaliteden ödün vermemiştir.

Doğuluların İbn-i Haldun’a sempatilerinin nedeni, “yeni bir bilim dalı” kuran son Müslüman alim olduğundan dolayı değildir! Bundan emin olabiliriz.  

***

Göz ardı edemeyiz; Muaviye’den 20. Yüzyıla kadar zalim sultanların iktidarına meşruiyet kazandıran en önemli eser İbn-i Haldun’un ünlü Mukaddime’sidir. Mukaddime  bütün dünyada ilgiyle okunan eser olma özelliğini bugün de korumaktadır.

Sanılanın aksine,  Müslümanlar arasında Mukaddime’nin okuyucusu az oldu. Okunsaydı diktatörlüğün ilmi destekçisinin kim olduğunu görürlerdi.

***

İbn-i Haldun’un diktatörlükle yönetilen “sultanlıkların sosyolojisini” çok iyi çözümlediğinde kuşku yok. Görüşleriyle Machiavelli’e yaklaşık yüz yıl sonra yol göstermiştir. Bundan kuşku duyamayız.

Machiavelli’in  Prens -Hükümdar adlı kitapçığı Mukaddime yanında ancak bir fasikül olabilir;  daha fazlası değil.

***

21. yüzyılda “demokrasiyi İslam dışı” gören 57 Müslüman devletin diktatörlüğe özenmesinde yadırganacak bir durum yoktur. Lakin söz konusu İbn-i Haldun olunca onu ululamak siyaset esnafının çıkarınadır…

Söz konusu Machiavelli olunca, onu diktatörlük savunusundan dolayı lanetlemekteler. Oysa İbn-i Haldun’un diktatörlük görüşleri Machiavelli’in savunularından çok daha sert ve zalimanedir.

Unutmayalım, İbn-i Haldun; Floransa’lı Niccolo Machiavelli (1469-1527)’den yüz yıl öncedir.  O diktatörlüğün modern zamanlardaki en ünlü teorisyeni olarak gösterilse de  doğru değildir. Mukaddime olmasaydı Machiavelli Yunan ve Roma diktatörlüklerinden fazlasını savunamazdı. Onun ufkunu açan Mukaddime’dir.

***

İbn-i Haldun’la gurur duyan Âlem-i İslam’ın diktatörleri neden Machiavelli’den nefret eder?!

Âlem-i İslam’da diktatörlük, asabiyet, kabile, hanedan yönetimi… Adı ne olursa olsun yaklaşık 1400 yıllık bir geleneğe dayanır. Diktatörlüğü İslami yönetim modeli diye sunanların en önemli destekçisi Mukaddime’dir. Diktatörler aynı desteği Machiavelli’den alamazlar. Çünkü İbn-i Haldun diktatörlüğü dini literatürü kullanarak savunmuştur. Machiavelli’in ise İslam diye bir kaygısı olmamıştır.

Ayrıca krallık, emirlik, hanedanlık, asabiyet veya kabile yönetim modellerinin baskıcı tutumları “Machiavelli”e dayandırılacaksa olursa, ahalinin zalimlere ve kafirlere göstereceği tepki, fırsatı bulduğunda “Gavur Machiavelli” rejimini yıkmak olacaktır.

İbn-i Haldun’a dayandırıldığında ise diktatörlük dinimizin emri gibi gösterilebilmektedir.

Demokrasi konusunda övünecek bir tarihi olmayan Müslüman siyasetin, 21. Yüzyılda neden diktatörlükte karar kıldığını anlamak artık zor olmasa gerek.

Çok iyi tarih okuyucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’ün İbn-i Haldun’u ve Mukaddime’yi neden yüceltmediği konusu bir soru olarak önümüzde durmaktadır.

O da ayrı bir konu!

Tarih:2020

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir