İçeriğe geç

Başımıza gelenler…

Kur’an’ı harekeli okumayı “okur-yazar” olmaya denk tutulan günlerden geliyoruz. Hâlâ Kur’an’ı yüzünden okuyanı “Arapça biliyor!” sanıyoruz!

Kanunî’den beri medreselerde bir yenilik yapılmadı. Kanunî’nin yaptığı yenilik ise matematik ve felsefeyizorunluders olmaktan çıkarmaktı!

Osmanlı döneminde Osmanlıcayı halk yazamazdı. Doğru yazabilmek mektepliler için bile zordu. Denebilir ki Osmanlıcayı okuyan vardı amma yazan % 1’den de azdı.

1840’tan sonra açılan yabancı okullarda eğitim yarı Arabî, Farsî yarı Latin hurufatı ile yapıldığından Latin hurufatını bilenlerin sayısı hızla artıyordu.

Osmanlı Devleti de 1840’tan sonra modern okullar açmaya başladı. “Yabancı” dil dersleri Latin hurufatıyla yapılıyordu. Erkek okulları yanında ilk, orta ve lise düzeyinde karma ve sadece kız okulları da açılmaktaydı.

Cumhuriyet’in alfabe inkılabının temelinde Osmanlı modern okullarında öğretilen Latin hurufatı olduğunu bilmekte fayda var.

***

İttihatçılar medreselerde inkılap yapılamayacağını gördüklerinden 1913’de İmam Hatiplerin ilk modeli olan Medresetü’l-Eimme ve’l-Huteba’yı açtılar. Müfredatında kültür dersleri yanında fen dersleri de vardı.

Osmanlı’da Müslüman ahalinin din kültürü Mızraklı İlmihal düzeyinde bile değildi. Çünkü Mızraklıyı okuyabilene hoca denirdi.

3 Mart 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile İmam Hatip Okulları özel haklara sahip tek okul olarak açıldı. Aynı yasa ile İlahiyat Fakültesi de kuruldu. Başlangıçta Askeri okullar, İmam Hatiplerin ayrıcalığına sahip değildi.

Tevhid-i Tedrisat’a muhalefet eden örneğin Rize, Konya ve Bursa’da az sayıda medreseli protesto amaçlı yürüyüş yaptı. Çünkü medreseler kapatılınca vakıflardan maaş almaları ve askerlikten muaf olmaları artık mümkün değildi.

1933’te İmam Hatip Okulları öğrencisizlikten kapandı. Bunun nedeni, medreselerin yerine açılan İmam Hatiplere gitmek caiz değildir, dedikodusuydu.

Müslüman ahali İHO konusunda ikiye ayrıldı. “Caizdir” diyenler azınlıktaydı. Çoğunluk ise “Caiz değildir” görüşündeydi. Kara propaganda etkili oldu.   

1948’de İHO tekrar açıldı. Kısa sürede okullar daha önce “caiz değildir” diyenlerin ellerine geçti veya teslim edildi.

En ağır darbeyi de İlahiyat Fakültesi ve Yüksek İslam Enstitüleri vurdu: Bir şekilde İmam Hatiplerde iyi derecede matematik ve fen bilimleri eğitimi alanlar, İlahiyata geldiklerinde bu derslerin “alaya” alındığını, gelecekte de işlerine yaramayacağını… öğrendiler!

***

10 Kasım’da Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle anarken şunları düşünmeden edemiyorum:

-Din eğitimi alanlar, neden bir mesleği öğrenemezler.

-İHO, Kuran Kursları ve İlahiyat mezunları neden domates, biber yetiştirmeyi bilemezler?

-Her gıdanın kimyasal tehdit altında olduğu bir çağdayız. Helal gıdanın ne olduğu ve nasıl yetiştirildiği öğrenmek ilk kimin görevi?

-Birçok kez sağ partiler iktidar oldu. Din eğitimini sadece partiye seçmen yetiştirme ciddiyetiyle ele aldılar.

-İHO ve Kur’an Kursları hala Osmanlı’da olduğu gibi topluma yük insanlar yetiştiriyor. Kimse de çıkıp İHO ve Kur’an Kurslarında neden bir meslek öğretilmiyor… demiyor?

-Neden İlahiyat Fakültelerinde matematik ve fen dersleri öğretilmiyor… Bunu sormuyor, tartışmıyor da!

***

Çöküş; salgın hastalık gibidir. Salgın sadece bir mahalleyi vurmaz. İhmal uzar, önlemler gecikirse ekonomideki çöküş siyasete, okullara, bilime, dini hayata, basına, tv’lere, internet sitelerine kadar… neresi varsa oraya yayılır.

Bugün yaşadıklarımız bir çöküştür; çaresi ise yoktur!

Tarih:2020

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir