İçeriğe geç

Dünyanın garip halleri

Türkiye dünya nüfusunun yaklaşık %1’i. Bu oran, dünya düzeni açısından dikkat çekici. Her türlü deney yapılabilir. 

Bir başka dikkat çekici yönü ise doğu ve batının, kuzey ile güneyin, enerji kaynaklarının ve ulaşımın merkezi denebilecek bir jeopolitiğe sahip olması. 

Hiçbir yeniliği şansa bırakmayan büyük güçler, bir projeyi dünyaya teşmil edeceklerse bunun denenebileceği Türkiye gibi bir iki ülke var, orada denerler. Toplanan veriler belli zaman aralıklarında değerlendirilir. 

7 – 10 yıllık deneylerin sonuçları dünyaya yaygınlaştırılabilecek şekilde olumlu ise bu yeni bir siyasal model olarak dünyaya takdim edilir. 

Değilse; denekler dramatik şekilde tasfiye edilir. 

*** 

Türkiye’nin çevresinde yakın geçmişte bazı demokratikleşme girişimleri oldu. Bunlar fiyaskoyla sonuçlandı. Irak ve Afganistan örneğinde olduğu gibi.  

Arkasından gelen Arap Baharı kalkışmaları da başarısız oldu. 

Bir birinden riskli gelişmeler Türkiye’nin yanıbaşında olurken ilginç denebilecek tartışmalar da gündeme geldi: 

-İsrail’in güvenliği çok önemli, onu tehdit edebilecek liderler tasfiye ediliyor. 

-Tasfiyelerin yarattığı boşluğu dolduracak model devlet Türkiye’ye, bölgede yeni alanlar açılıyor. 

*** 

Her deneme olabildiğince yapaylaştırılmış bir ortamda yapılır. Son 10 yılda Türkiye’nin içeride ve dışarıda sık sık müttefik değiştirmesi, projenin bir parçası olmalı. Biraz da siyasal kadroların şımarıklığı. 

İçeride Türkiye’nin yüz yıllık düzeni ve kadrolarının tasfiyesi gerekiyordu. Zor olan buydu. Bu da dini retoriği güçlü, yüksek perdeden atılan nutuklarla, namaz kılan kadrolarla… hasarsız atlatıldı. 

Tasfiye olanlar, yardımına başvurdukları Atlantik ötesi güçlerden, burası çok ilginç, nasihat dinleyerek elleri boş döndüler. 

Türk hükümeti Atlantik ötesiyle sorun yaşamadıkça yeni düzenin dünyaya teşmili yakındı. Nitekim bu da oldu! 

Bunlar, işlerin yolunda gittiği günlerde yaşandı. 

Türkiye’de parlamenter düzenin değiştirilip ,“kişisel” hale gelmesinden memnun kalan büyük patronlar, aynı modeli ABD’ye taşımaya karar verdiler. Trump’ın seçimi kazanması da bu gelişmeler sonunda oldu. 

Kişisel haklar ve özgürlüklere önem veren ABD’liler, rejimin “kişiselleşmesini” hayretler içinde izlemeye başladı. 

Ancak 70 yıldır parlamenter demokratik rejimde yaşamış Türkler üzerindeki  deneyimi ABD’ye, oradan da dünyaya teşmil etmek isteyenler bu projenin hayırlı sonuçlar vermeyeceğini kısa sürede anlamış oldular. 

Siyasal tarihten ve “gelenekten” hoşlanmayan liderlerin performansını günü gününe izleyen  enstitüler, gidişatın iç açıcı olmadığı uyarılarını zaten nice zamandır yapıyorlardı. 

AB devletleri arasında da “kişisel rejim” eğilimleri rahatsız edici boyutlara varmıştı. 

Son 10 yıldır denenmekte olan “kişisel rejim” uygulamalarının son bulacağı,Trump’ın seçimi kaybetmesiyle anlaşıldı. 

*** 

Biz yine direksiyonu sağa kırmakta geç kaldık. 

Arap Baharı’nda frensiz yol alırken önce İngiltere, sonra AB, en sonunda da ABD fren yapıp anlamadığımız, daha doğrusu bize verilen haritada olmayan yollara saptıklarında nasıl ortada kaldığımızı çok erken unuttuk! 

J.Biden’ın seçimi kazanması ile bir kez daha ortada kaldık. 

Dönmek istiyoruz; dönemiyoruz. Çünkü çok fincan kırdık. 

Geride cam çerçeve de bırakmadık! 

O kadar yani! 

Tarih:2020

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir