İçeriğe geç

Harun Özdemir Şiirleri

KASIM ÇİÇEĞİ

Ay ışığında
Acılarımla ve yalnızlığımla
Baş başa
Oldukça da uzakta
Aşka maya çalmış yüreğim
Yüksek ökçeli hayatların
Körlerle seviştiği
Bodrum katında

Günler haftalar oldu
Belki de aylar ve yıllar
Anla sevgilim
Ne kadar zamansız kaldığımı
Tek yapraklı takvimde
Kasım ayında

 

 Güneşi Götürelim

Planlarımız olsun
Kırmızı yapraklar, sarı çiçekler üzerine
Çaysız, sigarasız sofralar kurulsun
Ayı hilale,
Güneşi gittiğimiz yere götürdüğümüz
Seferlerimiz olsun

Küçük de olsa planlarımız olsun
Kuşların uçtuğu, balıkların çoğaldığı
Kenarlarına ahşap evlerin yapıldığı
Göllerimiz olsun

Plansız olmuyor,
Biliyorsun
Sohbet yataklarımızda
Gözlerin gözlerle
Sözlerin sözlerle seviştiği
Asenaları ve Mustafaları büyüttüğümüz
Aşklarımız olsun

Plansız yapamıyorum,
Biliyorsun.

 

Düğün Gecesi

 

Halay başıyım

Elimde kesik bir baş

Kuşağımda ise gül

Herkes yan yana

Ayaklar bir sağa iki sola

Ben neredeysem

Halay da orada

Sanki bir rüyadayım

İnan bana

Ey Havva

 

Tam da halayın başındayım

Başımda miğfer

Sırtımda parka

İhtiyarlar davul

Kadınlar zurna ağlamakta

Çocuklar suskun

Gökten kar yağmakta

Halayın başı er meydanında ise

Sonu Sahra ortasında

 

Bu rüya var ya

Bu rüya

Öldürecek beni

Uyandıran olmasa

 

Tanrım

Hala rüyadayım

Bir hastanın başucunda

Minareden çalma ezan sesi

Yüreğime akan

Durun bir dakika

Ölüm haberi midir yoksa

 

Çok geç sevgilim, çook

Meğer çoktan pay edilmiş

Yaşam ölüme

Hem de sabahsız bir gecede

Işıksız ayın gezindiği gökten

Sahra ortasına

 

Uyandırın beni bu rüyadan

Ey dostlar

Sakın geç kalmayın

Susuz kalacak bu ölüm yoksa…

 

Ayaz Geceler

 

Ateşler içindeyim

Gözlerim yollarda

Ağrılar sırtımdan boynuma doğru

Bir yılan gibi kıvrım kıvrım

Dışarıda ise kar ve fırtına

 

Girmiş bir kez

Çıkmazmış sevda sızısı

Yüreğimden bütün bedenime

Bir ırmak gibi yayılır

Kıvrım kıvrım

Gürül gürül

Hem de her yerime

Çaresi yokmuş

Yer etmiş bir kere

Bedenimde

 

Nasıl olur

Bir kez sevince

Yer mi edermiş sevda sızısı yüreğe

Oradan da tüm bedene

Anlamam

Mazeret de istemem

Yeter ki alın bu sızıyı

Koyun beni taa çöllere

 

Şu işe bak

Sızı kol geziyor

Gece gündüz demeden

Hem de tüm bedenimde

Erenlerse toplanmış

Aklı akla eklemişler

Sözü söze katmışlar

Gözü de göze

Ne yazık ki

Çaresi yokmuş

Tenin tendeki hasretine

 

Fakat mümkünmüş

Kurdun ve çakalın uluduğu

Ayaz gecelerde

Rüzgar bazen taşırmış

Ten kokusunu

Ayın ondördü gecelerde

 

Gözlerin

 

(I)
Gözlerin
Kala kaldığım gözlerin
Bakarken yaprak yaprak döktüğün
Sonbahar sarısı gözlerin

Bu gözlerin
Neden o gözler değil
Bahar yeşili gözlerinden döktüğün
Sonbahar sarısı gözlerin

Benim gözlerim
Senin gözlerin
Gözleyenlerin gözleri
Patlak, hortlak gözleri
Örtsün sarı, kırmızı
Sonbahar sarısı gözlerin

(II)
Bakma !
Sonbahar sarısı gözlerinle
Kimseye bakma
Ne olur!
Bana da bakma
Kıştan bahara taşıdığım
Filiz bile vermeyen
Sonbahar sarısı gözlerinle
Baharsız gönlüme bakma

Kışı uzun baharsız yazlar yaşadım
Postası olmayan adressiz mektuplar yolladım
Toprağı çamur,

Yaprakların örttüğü ölümü
Sonbahar sarısı gözlerinde yaşadım

Özledim…
Gözledim…
Rüzgarların taşıdığı ölümü
Gözlerinde bekledim

 

Turnalar Ölsün…

Bahar gelecek; çiçek asla!
Yürek çarpacak; sevgi asla!
Er olacak, dişi olacak; aşk asla!

O zaman
Turnalar ölsün; kartallar asla!

Bahar dediğin bir demet çiçek
Yürek avuç dolusu
Er ve dişi; et ve kemik
Turnalar ölsün; kartallar asla!

Gökyüzü bir sahne,
Turnalar uçsun,
Oyun tek perde
İzleyin,
Bu son bale
Dekor mavi atlas
Güneş son gösterisinde
Turnalar ölsün; kartallar asla!

Bakışlar pençe,
Gözler kızgın demir,
Sözler bıçak yarası,
Turnalar ölsün; Kartallar asla

Kanayan, yara değilse
Gözün göze gelmesi midir
Tenin tene mi değmesi
Yoksa sözün söze karışması mı
Kim bilir,
Belki de nefesin nefes
Aklın akılla buluşmasıdır

Öldürün Turnaları
Ey insanlığın son vicdanı

 

Taş İşçileri

Yüreğime, yüreğime
Balyoz indir yüreğime
Yanan yüreğime
Taş üstünde indir
Balyozu yüreğime

Ey taş işçileri
Tabipler ücret grevinde
Taş üstünde indir
Balyozu yüreğime

Ey medikal çağın büyücüleri
Yürek yarasına çare nedir
Balık tutmak mı
Resim yapmak mı
Ey mezarsız ölüler
Yüreğime çare nedir

Siz
Ey taş işçileri
Yorulduğunuz olur mu
Aşıp geldiğiniz tepelerde
Asfalt yüzlü kadınlar
Sizleri de yordu mu

Yüreğime, yüreğime
Balyoz indir yüreğime
Balyoz yüreğe indiğinde
Yürek sevdiğini unutur mu

Yüreğime, yüreğime
Taa yüreğime
Grev kıran
Güneşi soğutan
Karı üç gün daha yağdıran
Ücretsiz patronsuz
Ey taş işçileri
Yorulduğunuz olur mu

Yüreğime, yüreğime
Yaralı yüreğime
Balyoz indir yüreğime
Tabipler ücret grevinde
Balyozu şimdi indir
Buz üstünde yüreğime

 

Yusufsuz Rüyalar

Rüya bu ya
Sahra Çölündeyiz
Okyanusla yan yana
Beyazlar giymişiz
Sırtında pelerin var
Okyanusta kum fırtınası
Çölde dalga

İnan bana
Rüyalar görüyorum
Soğuk terlerle uyandığım
Toprak yağıyor karlara
Kış tarımı diyorlar
Rüya bu ya
Yavrular anne doğurmakta

İnan bana
Nice zamandır
Yusufsuz rüyalar görüyorum
Kör kuyularda
Çıldırmak üzereyim
Ateşte buz tutmuş kaplarda doyuyorum
Testiler kırık
Şaraplar asma dalında
Kadehler gözyaşı dolu
Sular kan sıcaklığında
Damarlarımda

Yusufsuz rüyalar görüyorum
Kör kuyularda
Haramiler bekliyorum
Sığındım Allah’a

 

Ruhumu sen taşı

 

Rüyalar görüyorum
Daha ilk uykumda
Aşın ve toprağın yandığı
Dağların sulara
Suların ateşlere karıştığı bir yerdeyim

İnsanların sevdasız ve sultansız yaşadığı
Maymunların insan
İnsanların maymun olduğu
Rüyalar görüyorum
Daha ilk uykumda

Ölmek üzereyim..
Ağaçların kırçiçeği açtığı
Birbirinden cennet
Hekimsiz bahçelere taşınıyorum

Daha ölmedim
Ama ölmek üzereyim..
Bedenime tabut
Ruhuma yoldaş arıyorlar
Kadınlar görüyorum etrafımda
Birbirinden anne
Benim annem içlerinde bir tane

Sanki ölmüşüm..
Bedenim toprak tabutta
Ruhum annemin kucağında..
Yaşarken uyanmışım
Ölüm uykusuna.

 

Sürgünde Bir Nebi

Ben kırlarını yitirmiş saraylara sürgün
Sen saraylar güzeli bir sultan
Ben kadehlere aşk dolduran
Sen aşka testiler kıran
Ben sevilme suçlusu bir mahkum
Sen aslana kapan kuran bir ceylan
Ben zindana kayıtlı
Sen tensiz bir Züleyha
Ben gün ortasında leyla
Sen Tanrı katında bir mecnun
Ben zebaniler elinde bir yürek
Sen itiraf ağacında solan bir yaprak
Esen rüzgar
Savrulan hayat
Günlerden pazar
Mevsimlerden sonbahar
Yıl iki bin dokuz
Yüreğimde bir sızı var
Benimkisi
Uykusuz günler ertesi
Yaşama vizeli
Ölüme kotasız hayat

 

Akşam Yemeği

 

Sen tabirsiz rüyaların perisi Havva
Ben düşsüz uykulara hasret Adem
Bende testi
Sende kap
Son akşamdayız sevgilim
Zeytin Dağında

Ekmeksiz şaraba oturmuşuz
Gözlerde ve sözlerde
Doyumsuz sohbetler olmakta
Aramızda

Ben bir nokta sevdim
Sen bir çizgi sustun
Bir nokta
Bir çizgi konuştuk
Gece boyunca
Bir sonbahar akşamı
Ay ışığında

 

Adem’in Güncesi – I

Rüya bu ya
İnsanların dünyasız
Dünyanın insansız olduğu çağlardayız
Tüylerden elbiseler içinde
Deniz seviyesinin altında
Bahçeler içinde
Sanki Tiflis’te
Mevsim kış
Ağaçlardaysa meyve

Böyle bir rüyadayım sevgilim
İnan bana
Adem olmamı istiyorlar
Sense Havva
Gerçekler neden bize bu kadar uzak ara
Ey Havva
Yeni bir dünyada mıyız yoksa
Söyle bana
Ama uyma!

Rüya bu ya
Ben Adem
Sense Havva
Nasıl olduysa oldu
Kuş kondu yüreğe
Kalkıp senin yüreğine
Oradan dala
Dal sarktı sana bana
Rüya olmasına rüya da
Akrebin Tilkiyle yoldaşlığından
Ne sana ne de bana
Sen podyumlar güzeli
Bense Tilkiye Akrep
Akrebe Tilki

Hem de açık ara

Sevgilim gördüklerim rüya olmasa
İnan bana
Buna ne Adem dayanır
Ne de Havva

 

Adem’in Güncesi – II

 

Ben tüylerini dökmüş Adem
Sen Havva
Bir de dünya
Tek dostumuz var
O da Şetta
Senin sağında solunda
Benim önümde arkamda
Ama neden bize bu kadar uzak ara
Bu Şetta
Ey Havva
Ben uydum
Sakın sen uyma!

Haydi söyle Havva
Aşka kadeh kaldıran
Seni tüysüz bırakan
İlk Adem ben miyim

Söyle Havva
Tövbe koşan
Tövbe aşan
Tövbe yorulan ben isem
Amin diyen sen misin

Ben rüyada isem
Sen neredesin
Ey Havva

 

İnsan Tatlısı

 

Bugün farklı bir gün olsun

Öyle istiyorum

Dilek tutmuştum

Dualar etmiştim

Taa günler öncesinden

Emek vermiş

Biraz da masraf yapmıştım

Bugün farklı bir gün olsun diye

Oysa bugün dileksiz ve duasız bir gün gibi

Ne kazanç var ne de kariyer

Güneş de batmak üzere

İnan Havva

Günün ikramı sen olmasaydın

Ne gün doğacak

Ne de yaşamış olacaktım

Kazanç ve kariyerin

İnsan tatlısı olduğunu

Nasıl anlayacaktım

Tanrım

Şükürler olsun

Dualarım katına ulaşmış

Kazanç ve kariyer de yapmışım

Tanrım

Şükrümü tazeliyorum

Dileğim

İnsan tatlısı Havva

Hep yanımda olsun.

 

Elveda Kudüs

 

Sevdasız bir çağ başlatıyorum

Kanlara banmış bir aba içinde

Sırtımda haç

Bir elimde sökülmüş bir yürek

Diğerinde

Beş yüz şekel gümüş düşkünü

Fahişeden koparılma

Bir tutam saç

Sokaklar lanete koşanlarla dolu

Çiçekler solgun

Evler yaslı

Camiler ezansız

Mahyalar yanmakta

Çanlar

Havralarda vurmakta

 

Hemen hemen böyle sevgilim

Yeni bir çağdayım

Dermansız ayaklarımla

Bir şehrin çıkış kapısındayım

 

Vurulmadım

Asılmadım da

Zaten ayrılık da bundan başlamakta

 

Hani

Bir nokta sevmiştim ya

Sen de bir çizgi susmuştun

Şimdi söyle bana

Bunun mahkemesi

Şahitsiz ve hakimsiz

Nasıl olacak

Ey Havva

 

Haç kimin boynunda

Söyle

Sakın susma

 

Kordon’da Kahvaltı

 

Yeşil gözlerin kıyısındayım
Martıların zeytin kaldırdığı
Kahvaltı sofrasında
Bir sonbahar sabahı
Yedi otuzda
Kordon’da

İki denizin birleştiği yerdeyim
Nice sevda yüklü yüreğin
Dalgalara karşı koyduğu
Pasaport’ta

Bir simite
Üç beş zeytin
Birkaç dilim peynire
Eklenmiş
Bu kaçıncı çay
Ey Yorgo

Eleni
Sevgili Eleni
Bari sen anla
Bir kıyıdan diğerine
Nasıl taşınır
Sevda

 

Şifa Olsun

 

Bir şeyler olsun

Ama çok şey değişsin

Aşka dair

Adı mucize olmasa da

 

Toprak yeşersin

Sağırlar duysun

Kimse

Duyduk duymadık demesin

Körler de görsün

Ölüler bile dirilsin

Şifa

Tüm hastaların olsun

Adı mucize olmasa da

 

Bir şeyler olsun

Yeter ki aşk olsun

Allah aşkına!

Sürgündeki Kuşlar

 

Kaybolmuş günlerdeyim
İnsanları sevdasız
Kuşları sürülmüş
Bir kentin girişindeyim
Gözlerim yemyeşil
Gerçeği kadar
Boyum uzun mu uzun
Rüyadaki kadar
Lanetlenmişim işte
Başımda taç
Sırtımda pelerin var

Gözüm surdaki anıtta
Bu kent
Sevda sürgünü insanlara
Yurttur
Susmak hak
Konuşmak suçtur

Taa neredeyim
Kimlerle
Bilsen ne hallerdeyim

Akşam
Ha oldu
Ha olacak
Kapılar
Ha kapandı
Ha kapanacak

Kuşları sürgün
Bir kentteyim işte
Ve
Tek yapraklı
Papatyaların süslediği
Bir bahçedeyim
Aysız geceden kalma
Tülsüz kadınlar var yanımda
Ama
Ne sevmek var buralarda
Ne de sevilmek

Postasız
Ulaksız günlere mahkum
Nice katiller arasında
Sensiz günlerin
Bitmesini beklemekteyim

 

Bir Bilet Aldım

 

Zor günlerdeyim
Tarihsiz ve saatsiz
Yaşadığım
Açlığa ve soğuğa
Direndiğim
Ümitsizliği
Umut edindiğim
Günlerdeyim

Elimde bir bilet
Seferi olmayan
Bir ülkeye alınmış
Haftası üç
Ayları on beş gün
İnsanları
Yüz altmış günde
Bir yaş büyüdüğü
Gidilmemiş bir ülkedeyim

Aslında
Şimdilerde daha iyiyim
İnsanların mutlu
Ama erken öldüğü
Gelsen de bulamayacağın
Çok uzak bir ülkedeyim

Araf’ta Ölüm

 

Gördüm

Beynimi eritmişler

Yüreğime kurşun diye dökmüşler

Uyanmasız

Derin bir uykuda

Tabipler terk etmiş

Kahinler başucumda

 

Ölüm öyle bir şeymiş

Neden ve çığlık bırakarak arkada

Oysa ben ölmüşüm

Ne ses ne çığlık var arkada

 

Kahinlere bakılırsa

Akıl pusulam Kuzeye

Gönlüm ise Kabeye bakmakta

İkisi de aynı potada

 

Çaresi yok

Konu taşınmış

Azrail sofrasına

Neden olurmuş

Nedensiz ve çığlıksız ölüm

Ademoğlunda

 

Ruhu Kabeye

Bedeni Kuzeye sarkan aşık

Arafta ölürmüş

Tek beden olunca

 

Tanrım!

Ruhumda sızı

Bedenimde hasret

İman ve günah

Bende iki ayrı pusula

Anladım

Arafta öleceğim

Tek beden olunca

 

Rejisörün Ölümü

Bilgeler çağı kapandı gülüm
Aşklar beyaz perde kadar gerçek
Bir matine kadar uzun mu uzun
Mendiller kirli, sevdalar hediye paketinde

Ey Hollywood çağının metropolü
Vizyonda kirlettiğiniz perdede
Işıklar bir kez daha yandı
Bir şans daha doğdu size
Ehramların kin tutmaz kahramanları
Sevda yeşili güzelleri
Kurban ettiniz mi

Harlasın ateşler
Solusun soğu sıcak nefesler
Kör, sağır
Laf anlamaz laf söyler
Ey Zebaniler
Rejisörün ölümü
Törensiz olur mu

 

Yoldaş

Ey kahinler
Tabiriniz nedir
Akrebin tilkiyle yoldaşlığı
Neye işarettir

Kadınsız köylerde
Timsahlar çifte koşulmuşsa
Neden karıncalar dallara yuva yapsın ey kahinler

Geceler neden karanlık
Gündüzler rüya kadar kısa ve aydınlık
Söyleyin, ey kahinler
Akrebi tilkiye yoldaş yapan
Hangi gecedir

Tilki tuzağını timsahın ağzına kurmuşsa
Akrebin tilkiyi sokması yoldaşlık mıdır
Hayat yiyen ölüm yüreğe konmuşsa
Akrep tilkiye neden hayat versin

Ey kahinler tabiriniz nedir
Bu rüyadan uyanmak elde midir