Sosyolojik bir olgu olarak Kürtler

Sosyolojik bir olgu olarak Kürtler

Göçebeliğin egemen olduğu ilk çağlarda “geniş aileler”, doğal engelleri aşmak ve daha güvenli yaşamak için “geniş aileler arası işbirliği” yapma ihtiyacı duymuşlar. Bu oluşum daha sonraları “aşiret” ismini almıştır. Ortak tehlike giderildikten veya çıkarlar elde edildikten sonra geniş aileler arası ilişkiler zayıflamış, sorun çıktığında ise tekrar dayanışmaya geçilmiştir. Zamanla geniş aileler arasındaki evlilikler, liderler arasından halk düzeyine kadar inmiştir. Bu da aşiretlerin sosyal dokusunu güçlendirmiştir. Aşiretlerin yapısı bir süre sonra yoğun evliliklerden dolayı koca bir geniş aile görünümü kazanmıştır. 

 

İlkçağ boyunca geniş aileler, büyük engelleri aşmak için üçer veya beşerli bir araya gelerek, zamanla aralarına yeni geniş aileleri da alarak ilk çağın en yetkin topluluğu olan aşiretleri kurmuşlardır.

 

Aşiretlerin doğa ve düşmanlarıyla verdikleri mücadele sertleştikçe yeni arayışlara girmişlerdir. Bu kez de aşiretleri bir araya getiren “kabile” topluluklarını kurmuşlar. Özellikle yerleşik yaşamı zorunlu kılan koşullar, daha fazla emeği gerektirdiğinden, kabilelerin oluşmasını hızlandırmıştır. Kabileler, başlangıçta aşiretler arası gevşek yapılı bir dayanışma olarak doğmuş. Sonradan işbirliği ve iş bölümünün faydaları görüldükçe de kabileler kalıcı hale gelmiştir. 

 

İlk yerleşik mekanlar ve onu çevreleyen küçük kaleler, kabile üyeleri tarafında inşa edilmiştir. Çünkü bir aşiretin nüfusu bütün ihtiyaçları karşıladıktan sonra ayrıca konut ve kale yapmaya yetmiyordu. O nedenle yerleşik yaşam için gerekli olan asgari alt yapıyı, konutları ve onu çevreleyen koruyucu mütevazi kaleleri ancak aşiretler birliği yapabilirdi. Bundan dolayı yerleşik yaşamı tercih eden aşiretler, üçerli beşerli bir araya gelerek kabilelerini oluşturdular.

 

Aşiretlerde olduğu gibi kabilelerin iç yapısını sağlamlaştıran esas faktör, kabileyi oluşturan aşiretler arasında evliliğin yaygınlaşmasıdır. Aşiret liderlerini çıkarlar ve ortak düşmanlar birbirlerine yaklaştırırken, halkı da evlilikler ve refahın artması kaynaştırmıştır.

 

Kabilelerin oluştuğu çağlarda, bu oluşumun dışında kalan aşiretler her yönüyle kabileler karşısında zayıf duruma düşmüşlerdir.  Üç beş aşiretle bir araya gelerek yeni bir kabile kuramayan veya bir kabileye katılamayanlar da özellikle dağlık bölgelere veya ormanların derinliklerine çekilmek zorunda kalmışlardır.

 

Aşiretler, kabilelerden uzaklaştıkça daha özgür ve daha güvende olduklarını düşünmüşler ama daha kısır iş bölümü ve daha az nüfusla, doğal olarak daha az katma değer üreterek kabilelerden daha düşük bir refaha razı olmuşlardır. Kabile kuramayan veya bir kabileye katılamayan aşiretler, binlerce yıl göçebe, konar göçer veya yarı yerleşik şekilde yaşamışlardır. 

 

Oysa aşiretten kabileye geçenler, sosyal ve siyasal alışkanlıklarında büyük yenilikler yapmışlar. İnsanlık ilk kez kabile yaşamıyla daha kalabalık bir toplulukla hem yerleşik hayatı hem de medeniyet mücadelesini başlatmıştır.

 

Kabile topluluklarında gelişme ve refah hızla artarak devam etmiş. Kaleler güçlendikçe, kabile üyeleri daha güvende olmuşlar. Uzun süreli kalıcı iş bölümü yapabilmişler. Böylece insanlık yerleşik yaşamla daha çok konuşmaya ve tartışmaya başlamış. Düşünce ve kültür birikimi oluşturabilmiş. Kabileler arasında zaman zaman savaşlar olmuşsa da barış zamanlarında bilgi ve görgü alış verişi yoğun olmuştur. Bunun sonucunda da bir medeniyet göstergesi olarak yazı bulunmuş, bilimin ilk kırıntıları oluşmaya başlamıştır. Ahlak ve din kurumlaşmıştır. İnsanlar arasında kan bağı kadar, inançlar da önemli hale gelmiştir.

 

Aşiretler ise özgürlüğü seçtiklerinden göçebe veya konar göçer hayatlarını büyük zorluklar içerisinde sürdürmeye devam etmişlerdir. Yakın kabileler emek ve insan kaynağına ihtiyaç duydularında da kabile birliklerinin saldırılarına uğramışlar, esir alınmışlar ve zamanla da asimile olmuşlardır.

 

Kabileler oluştuktan sonra hayat aşiretler için hiçbir zaman kolay olmamıştır. Yüzyıllar, hatta bin yıllar geçtikçe, fazla seçenekleri de kalmamış. Uzlaşarak birlikte yeni bir kabile kuracak aşiret bulmak iyice zorlaşmıştır. Çünkü uzlaşmak için güven ilk koşuldur. Bu kararı almak her aşiret için kolay değildi. Ya da bir kabileye katılmaları gerekiyordu. Bu da sona kalanın statüsünün, aşağıda olması, bir süre sonra da kabile içinde önemsizleşmesi anlamına geliyordu ki, bunu da istemediler.

 

Böylece geriye son seçenek kalıyordu, o da aşiret statülerini koruyarak gözden ve tehlikeden uzak bir mekana yerleşmek. Bu da genellikle ya dağlık yerler oluyordu ya da sık ormanların derinlikleri.

 

Gün geldi ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerden dolayı insanlık daha büyük iş bölümleri yapabilmeye elverişli, kabileden de büyük topluluklar kurmayı denediler ve sonunda bunu da başardılar. Üç beş kabile bir araya gelerek, ortak çıkarları veya düşmanları nedeniyle gevşek yapılı “şa’b” denen kabileler birliğini kurdular. Gevşek yapılı kurulan kabileler federasyonu, daha büyük ve gelişmiş iş bölümü ile kalın ve yüksek duvarlı kalelerle çevrili kentleri, içinde yaz kış yerleşik yaşanabilen konutları, haftanın belli günlerinde dışa açık pazarları, yolları ve su kanalları olan ve ortak mekanları ve işleri yöneten “meclisi ve başkanını” seçebilen şa’bları – şehirleri kuruldu. Tarihte ilk kent krallıkları, bu aşamada ortaya çıktı.

 

Şa’b aşamasında yerleşik yaşayanlar arasında aşiretler, önemini biraz daha yitirdi. Kabile temsilcileri, şa’b merkez meclisinde aşiretlerin temsilcisi oldular. Başlangıçtaki doğrudan yönetim yavaş yavaş yerini, bazı konularda doğrudan bazı konularda ise temsili yönetime bıraktı.

 

Özgürlüğü seçenler veya yabancı ile işbirliğini ve dayanışmayı beceremeyen aşiretler ise yüksek yerlerde, gözden uzak ama ağır ve yavaş gelişen bir hayatı sürdürmeye devam ettiler.

 

İnsanlık bu aşamaların her birini iki üç bin yıl içerisinde büyük zorluklarla aşmaya devam ederken, aşiretler bu mücadelenin dışında kaldılar. Zaman geçtikçe de dağlık denebilecek yerlerde yarı göçebe yaşayanların yerleşik yaşayanlara entegre olmaları veya onlarla ittifaklar kurmaları iyice zorlaştı.

 

Oysa yeryüzünde gelişme devam ediyordu. İnsanlık bir hamle daha yaptı. Bu kez de bir kale kent etrafında “kale kentler birliği” denebilecek “kavim” topluluklarını kurdu. Başlangıçta ortak çıkar veya tehlike için yapılmış olan gevşek yapılı kale kentler birliği yani şa’blar konfederasyonu, bir süre sonra savaşlar ve işgallerle de kurulabilir hale geldi. Bu aşama insanlığın ortak bir siyasi anlayış, güvenli ticari alışveriş, herkesin tabi olduğu hukuk, yazının kutsal metinler dışında ticaret, siyasi antlaşma, kültür, sanat ve bilim alanında da kullanıldığı bir aşamadır. Bunu sosyolojik terimleriyle ifade etmek gerekirse “kavim – ulus” aşamasıdır.

 

Bunun bir ileri aşaması da imparatorluklar çağıdır ki, bazı kavimler güç kullanarak dilini, örf ve adetlerini, dinlerini ve hukuklarını bilmedikleri kavimleri, idareleri altına alarak çok daha büyük iş bölümleri yapabildiler ve bir kentle başlayan altyapı ve imar faaliyetlerini, imparatorluk çapında yaygınlaştırabildiler.

 

İnsanlık ailesi içindeki mücadele sertleşirken ve mahiyet değiştirirken, bütün bu gelişmelerden kendilerini uzak tutmaya çalışan aşiret topluluklar, her dönemde önemli kayıplar verseler de, varlıklarını sürdürmeye devam ettiler.

 

Büyük Asya kıtasında binlerce aşiret, yakınlarında kurulan ve gelişen medeniyetleri, uzaktan da olsa izleme olanağı bulmuş ve az da olsa gelişme kaydedebilmiştir. Ama Afrika, Amerika ve Avusturalya yerli aşiretleri, benzer medeniyetlere yakın olamadıkları için insanlığın hangi aşamada olduğunu veya aşiret düzeyinde kalarak, medenileşenlerle aralarındaki mesafenin ne kadar açıldığını ancak 16. yüzyılda fark edebildiler.

 

Büyük ölçüde Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de yaşayan Kürtlerin tarihsel evrimi, kısaca değindiğimiz sosyolojik aşamalara göre açıklanabilir mi, bunu denemek istiyorum. Açıklamanın nasıl bir teorik çerçeve içinde sunulacağı bu girişten az çok anlaşılmış olmalıdır. Ayrıca Kürtlerin, tarih boyunca yaşadıkları topraklarda hangi fonksiyonları ifa ettiklerine de değinmek gerekecektir. (devamı olacak)

 

Bir cevap yazın