Kürt sorunu kimin eseri?

Kürt sorunu kimin eseri?

Bu senaryolara biraz geriden başlamakta yarar var. Çünkü birçok kişi için cevapsız kalan sorular, PKK’nın doğuşuna ilişkin kanaatlerden kaynaklanıyor. O nedenle başa dönmekte yarar var:

 

1- Dünya siyasetini yönlendirme gücüne sahip büyük güçler, sorun olma potansiyeli taşıyan konuları, ileride kaşıyıp ekonomik ve siyasi çıkar sağlamak için önceden araştırır, bunu soruna nasıl dönüştürebileceğini ve yönlendirebileceğini planlar ve günü geldiğinde de ona uygun adımlar atar.

 

Büyük devletler, bu çerçevede yüzyılı aşkın bir zamandan beri çok sayıda araştırma yaptırmıştır. Araştırma konuları arasında “ideoloji aşılaması”, her türlü “dini” ve “etnik” konu yer almıştır. Bu açıdan bakıldığında Türkiye, sorun çıkarılma potansiyeli çok yüksek bir tarihe ve sosyolojik özelliğe sahiptir. Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçmek birçok sorundan kurtulmak anlamına gelse de, bazı kararlar da bazı yeni sorunların çıkmasını kolaylaştırmıştır.

 

2-Lozan Antlaşması’nda asli unsur “Türk”, azınlık da “Gayrimüslim” şeklinde tanımlanmışken neden Müslüman değil de “Türk” dendiği halka anlatılmamıştır. Hıristiyanlar ve Yahudiler dinlerinden dolayı “azınlık” olurken, asli unsur ırkından dolayı mı “Türk” sayılmıştır?

 

Irkın karşılığı ırk, dinin karşılığı din iken, neden bu ülkede 24 Temmuz 1923’ten beri elma ile armut toplanmaya çalışılmıştır? Bütün dünya “Türk”ü Müslüman bilirken, neden Türkiye’de yaşayan Müslümanlar “Türk”ü; Kürtten, Araptan, Çerkezden, Gürcüden… ayrı bir ırk olarak bilir? Neden büyük güçlerin Türkiye ve bölgede çıkarmak istedikleri kaosa, bu kadar aleni hizmet edilir?

 

3-1926’da çıkarılan Türk Ceza Kanunu’nun 159’u maddesinde “Türklüğü tahkir” maddesinden dolayı binlerce Gayrimüslim, İslam Dini’ne hakaretten yargılanırken neden bir Kürt, Arap, Acem, Çerkez, Gürcü… Türk ırkına şahitli ispatlı hakaret etse de 1990’lara kadar yargılanmaz?

 

4-1970’in başlarında Devleti temsil eden bazı üst düzey kamu görevlileri, İran’da gerçekleşme olasılığı yüksek görülen İslam devriminin Türkiye’nin Doğu ve G.Doğu bölgesinde yapabileceği etkileri kırmak için neden Kürtçülük önleyici bir strateji olarak benimsendi? Kürtçülükle İslamî dalgayı kırmak, gerçekte kimin fikriydi? Ne kadarı yerli, ne kadarı yabancı görüşüydü?

 

5-1987’ye gelindiğinde Kürtçülüğün yaptığı etkilere bakıldığında İran’dan Türkiye’ye İslam devrimi ihraç edilemeyeceği iyice anlaşılmıştı. Buna rağmen, neden PKK güçlenerek, dağlardaki silahlı mücadelesine kentlerde siyasi parti faaliyeti eklenmesine göz yumuldu veya teşvik edildi veya destek olundu? Milli Görüşüçü Refah Partisi’nin bölgede bazı belediye başkanlıkları kazanması, neden PKK’dan daha tehlikeli görüldü? Bu kimin fikriydi?

 

6-Türkiye’nin kültürel anlamda nüfusunun %99’u Müslüman olması rağmen, neden İslam ortak paydasında “birlik ve beraberlik” aranmadı da “Aslında Kürtler de Türk ırkındandır; dolayısıyla dağlara taşlara Ne mutlu Türküm diyene yazıldı?” Tepki gördükçe daha çok yazıldı? Lozan’da ve o tarihte değişmeyen TCK 159’da “Türk”, “Müslüman” iken Türkün ırk olduğunda ısrar edildi ve Kürtler İslam ortak paydası dışında ısrarla tutulmaya çalışıldı?

 

7-Sahi, uykuda tutulan ve o yıllarda yeri göğü inleten “laiklik” ve “irtica”a vurgusu da neydi öyle? Devleti koruduğunu ve kolladığını iddia eden lobiler, nüfusun %99’unun Müslüman olduğunu neden hesaba katmak istemediler?

Neden halkı laiklik ve Türk ırkından olmak istememekle suçlayıp baskı altında tuttular?

Sahi, bu yöntemlerle hangi zaferi kazanmayı planlıyorlardı?

Artık zamanı geldi ve geçti bile, birileri çıkıp aynı anda nüfusun %99’unun büyük çoğunluğunu irtica, bir kısmını da Türk ırkından olmamakla suçlayıp halka neden maddi ve manevi baskı yaptıklarını açıklamalılar.

 

8-“İran’ın devrim ihracı artık mümkün değil” görüşü devletin zirvelerini ikna etmiş iken, “Kürtler de modernleşmeli, geleneksel otoriteyi temsil eden bey, ağa, molla ve şeyh etkisinden kurtulmalı!” diyenler, PKK’nın faaliyetlerini sürdürmesine, gizli servislerin bölgede egemenlik kurmalarına, terörün Kürtleri bile şaşırtan hızda tırmanmasına seyirci kalındı? Gerçekten bu bir modernleşme projesi miydi yoksa terörü sürekli gündemde tutup Türkiye’yi yönetme siyaseti miydi?

 

9-PKK ile mücadele edildiği konusunda o kadar iddialı sözler söylendi ki, bu demeç ve önlem yığınına uzaktan bakıldığında, sanki söylenmesi gereken her söz söylenmiş, her önlem alınmış, bütün konular açıklık kazanmış gibi. Ama nedendir bilinmez, en ileri teknolojilerle donatılmış tank, top, tüfek, insanlı-insansız uçaklar, helikopterler, mavi, bordo, yeşil, beyaz… bereli, polisin ve istihbaratın her türlüsü, eğitimin kralı, milyonu aşan hazır kıta bir güvenlik teşkilatı ve çok güçlü bir kamuoyu desteği varken PKK’yı temsilen 17-18 yaşında haftalardır yıkanmamış, sıcak bir çorba içmemiş, bitli bebeler karşısında çaresiziz!

 

Bu konuda söylenecek o kadar çok söz ve konu var ki, bunu bir noktada kesmek ve biraz da PKK’ya bel bağlayan kimi Kürtlere birkaç söz söylemek gerekir (devamı son yazıda). 

 

 

Bir cevap yazın