İçeriğe geç

12 Eylül Türkçesi

İhtilal komitesinin başkanı Kenan Evren, iyi hazırlanmış konuşma metinlerine kendi müdahalelerini de yaparak halka sesleniyordu. Türkçesi, hakikaten muhafazakârdı. Askeri okulların ders kitaplarında kullanılan Öz Türkçeden de çok uzaktı. Öz Türkçe denebilecek bir sözcük kullanmadan 10 yıl konuştu. Cumhuriyet geleneğinin alışık olmadı bir üslupla Erbakan’ı da geride bırakacak kadar dini terimlere yer verdi. Halkı ikna edebileceğine inandığı son vurgularında ise Kuran’dan ayetler okudu. Bu yönüyle Evren, halkın alışık olmadığı bir liderdi ve ne yapmak istediğini anlamakta zorlanıyordu.

Askeri darbe, sol Türkçesinin askeri okul kitaplarına egemen olduğu bir dönemde yapılmıştı. 1983’de Türkiye yeni partiler ve liderler öncülüğünde seçime girdiğinde Halkçı Parti lideri Necdet Calp, Ecevit’in kullandığı Türkçenin çok dışındaydı. Ve bir daha, Ecevit dahil, 1970’li yıllardaki sol Türkçeyi hiçbir politikacı kullanmadı. 

Milliyetçi Demokrasi Partisi lideri Turgut Sunalp’in kullandığı Türkçe, konu itibariyle Türkeş’ten farklıydı ama onu çağrıştıran çok yönü vardı. Özgün bir Türkçesi yoktu. Etkin bir iletişim dili kullanamadığı için de başarılı olamadı.

Turgut Özal, yarattığı imaj, sergilediği figürler ve ileri sürdüğü farklı görüşlerini muhafazakâr bir Türkçeyle halka anlattı ve başarılı da oldu.

Gittikçe yaygınlaşan televizyon, radyonun yerini alıyordu. 12 Eylül’ün etkisinden olmalı, gazetelerdeki ideolojik yazılar azaldı. Türkiye’yi kurtarma tezlerinde kullanılan Türkçe ve konuların suskunluğa gömülmesi, sol Türkçesinin aleyhine oldu.

1990’a gelindiğinde yayın kalitesi ve içeriği birbirinden iyi çok sayıda edebiyat dergisi çıkıyordu ama 1970’li yılların sol Türkçesi sanki kan kaybediyordu. Bunu ısrarla sürdürmek isteyenler vardı ama trend eski yeni karışımı bir Türkçeden yanaydı. Türkçe bile olsa, toplumda karşılığı olmayan türetilmiş sözcükler eski ilgiyi görmüyordu.

Demirel, Erbakan ve Türkeş, 1987’de siyasete geri döndüklerinde Türkçesini değiştirmeyen tek lider Erbakan’dı ki, o da konusunu değiştirmişti. “Adil Düzen” ideolojisiyle meydanları ve tv ekranlarını dolduran tek ideologdu.

Demirel, sanki yasaklı yıllarda başına bir şeyler gelmiş gibi meydanlara sosyal demokrat bir program, sola yakın bir Türkçe ve Özal öfkesiyle döndü ve önce başbakan sonra da Cumhurbaşkanı oldu.

Türkeş ise kendisinden beklenmeyen bir performansla siyasete döndü. Sorulan her sorunun yanıtının ancak “yetkili kurullarda” alınabileceğini söylüyordu. Ecevit’in DSP’si bile bu kadar demokrat görünmek istemiyordu fakat Türkeş çok rahattı. Önce MÇP’yi, bir süre de MHP’yi böyle idare etti.

12 Eylül askeri darbesinin her alanda olduğu gibi Türkçeye ve edebiyata da bir etkisi oldu.  Tek kanallı tv’den çok ve renkli kanallara geçilmesi, özel radyo ve tv yayınları, Türkiye’de örneği pek görülmeyen yüksek tirajlı asparagas Tan, Bulvar gibi erotik gazeteler ve bol miktarda Playboy tarzında erkek ve kadın dergileri yayımlandı.

Milliyet Sanat gibi devam eden dergilere Hürriyet Görsel, Adam, Argos, Yazko, Çağdaş Eleştiri, Gergedan gibi onlarcası eklendi. Bol renkli, farklı baskı teknikleri, sıklıkla Bodrum hikayeleri, yetmediği yerde özel sayılar, akla zarar “Didero”culuk ve gazetelerin başlattığı ansiklopedi savaşları… 12 Eylül sonrası oluşan Türkçeye etki eden faktörlerdi. 

Türkçedeki gelişmeleri etkileyen gelişmelerden biri de, dini yayın patlamasıydı. Hızla yüz bin sınırına yaklaşan hatta kısa bir süre aşan çok sayıda İslam Dini’ni konu edinen dergiler çıktı ve bir süre sonra da kayboldular. Açılıp kapanan yayınevleri; demokrasi ve laikliğin olmadığı Arap krallıklarında yazılmış dini ve ideolojik kitaplar, İslam’a hizmet için basılıp dağıtıldı. Anadolu’nun en ücra köşesinde bile kitapevleri açıldı. Tedavüle giren dini yayınlar, bu kitapevleri aracılığıyla halka ulaştırıldı. Hatırı sayılır tirajlardaki yayınların Türkçeye bir katkısı oldu mu, bu konuda olumlu bir cümle kurana henüz rastlanmadı, bunu da belirtmek gerekir.

12 Eylül’ün Türkçe üzerinde yarattığı etkiyi 28 Şubat ile bitirmek gerekirse, sosyal medya öncesi Türkçe, Tanzimat’tan beri olgunlaşan Türkçenin halkla aydının buluştuğu bir noktaya varmıştı. Bu Türkçeyi okuyan, yazan ve konuşanların sayısı, Kürtler arasında bile sanılanın çok üzerindeydi.

——————————–

Kategori:2014

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir