Zorla ya da tecavüzle nikah caiz mi?!

Zorla ya da tecavüzle nikah caiz mi?!

Ebu Hanife, sadece İslâm tarihi değil, dünya hukuk tarihi açısından da yeri henüz doldurulamamış önemli bir hukukçudur. Fıkıh Usulü ve Fıkıh konularındaki görüşleri çığır açıcıdır.

Böyle olmasına rağmen talebeleri ve diğer hukukçular tarafından yaşarken ve sonrasında çokça da eleştirilmiştir.

Kayıp kocanın malları mirasçıları arasında ne zaman pay edilecek? Karısı ne zaman boşanmış sayılacak… gibi konulara verdiği cevaplar, günümüzde bile hala eleştirilmekte ve kabulü mümkün görülmemektedir.

***

Ebu Hanife’nin bir başka ilginç görüşü de “Zorla nikâhın caiz olduğu” yönündeki içtihadıdır.

Dumanı tütmekte olan yasa tasarısının İslâm tarihinde bir karşılığı var mıdır, bunların tartışılması gerekir.

***

Maide 1’de “Ey iman edenler, sözleşmeleri yerine getirin!…” genel ve mutlak ifadesi, Ebu Hanife’ye göre “zorla yapılan evlenme, boşama gibi sözleşmeleri de kapsar” demektedir.

Buna karşın diğer mezhep imamları ise bu ayetin “zorla yapılan sözleşmeleri” kapsamadığı görüşündedirler.

Yine Ebu Hanife; kızın ve dul kadının irade ve rızası dışında evlendirilmesine ise “İçinizden bekarları… evlendirin” (Nur 32) ayetini kanıt göstermektedir.

Bu ayeti “bekârlara evlenmeleri için eş bulma, isteme ve mali destekte bulunmada yardımcı olun” şeklinde anlayanlar olduğu gibi (ki çoğunluk bu görüştedir), Ebu Hanife gibi azınlıkta kalan hukukçular ise “zorla da olsa evlendirebilirsiniz veya zorla sahip olabilirsiniz” anlamını çıkarmışlardır.

Ebu Hanife’ye itiraz eden hukuk mezhepleri itirazlarını Nisa-29’da geçen “…karşılıklı rıza…” ifadesine dayandırmışlar ve iradesi ve rızası alınmayan evlenme ve boşama gibi sözleşmeleri geçersiz-batıl saymışlardır.

Ebu Hanife ve bazı talebeleri Nisa-29’da geçen “karşılıklı irade ve rıza”yı genel olarak akitlerde gerekli görmüşler fakat “evlenme ve boşama… “durumlarında “olmasa da olur!” demişlerdir.

Bunu da Hz. Muhammed’in şu sözü ile açıklamışlardır:

Üç şey vardır ki bunların şakası olmaz. Evlenmek, boşamak, tam boşanmamış olan hanımı geri almak” gibi. 

***

İşte durum apaçık ortada… Ebu Hanife’yi hadisleri önemsememekle eleştirenler bu konuyu tekrar incelemeliler!

Ebu Hanife’nin hadisler konusunda çok seçici ve dikkatli olduğu doğrudur. Bu kadar dikkatli, olmasına rağmen zayıf bir hadisi hem kabul etmiş hem de hadisin delaleti ile ayetin anlamını daraltmıştır!

Şunu da söylemek gerekir ki, hadis alimleri, bu sözün Peygambere ait olduğu konusunda ciddi kuşkular taşıdıklarını yazmışlardır.

Dolayısı ile “garip-doğruluğu kuşkulu” olan bu hadisten yola çıkılarak “evlenme ve boşamanın” geri dönüşü olmayan bir akit olamayacağını ve zorla yapılan sözleşmenin asla geçerli olamayacağını ileri sürmüşlerdir.

***

Henüz akıl ve beden olgunluğuna ulaşmamış bir kızı, babası veya velisinin evlendirmesi doğru olmadığı gibi evlenme yaşındaki bir kız ve dula zorla sahip olmak da asla kabul edilemez.

Çok eşliliği köle pazarından kadın alarak veya baskın yapıp zorla kadın kaçırarak sürdürebilenlerin neden olduğu trajediler, çatışmalar, maddi ve manevi kayıplar çok eskilerde kaldı.

Kadının bir erkek kadar, hatta bazen daha da başarılı olduğu bir çağda hala kız kaçırmak evlenmenin normal bir yolu gibi gösterilemez.

Bugün dünyada geçerli olan yazılı hukukta kaçırmanın ve zorlamanın adı, irade ve rızayı yok etmek demektir ve tecavüzdür.

Aslında İslâm hukukundaki adı da Hanefiler hariç tecavüzdür.  

Ayetlerin açık hükmü dururken (sübut-u kati manaya delaleti kati), zayıf bir hadisle ayetin hükmünü daraltmak, 1300 yıl önce de tepki görmüştü şimdi de görmektedir. İleride de görecektir.

Kendi kızlarını şaşaalı ve şatafatlı düğünlerle lüks mekânlarda evlendirenler, yoksul ve savunmasız kızlara reva gördükleri muamele üzerinde biraz düşünmeliler.

***

Siyaset güzel bir uğraşıdır.

Bu siyaset halkın irade ve rızasına dayanıyorsa!

Şu gerçeği de unutmayalım:

Demokratik yöntemlerle iktidara gelmiş bir parti, iki-üç yılda yapılan seçim ve referandumlarda gündeme getirtmediği bir konuda yasa çıkarmamalıdır. Halktan hiçbir talep olmadan çok az sayıdaki tutukluyu dışarı çıkarmak için bir yasa yapmak, o partiye oy verenlerle de alay etmektir.

80 milyona karşı da yanlıştır.

Unutmayalım, demokrasi kurnazlıkla işleyen bir rejim değildir.

Açıklık, şeffaflık ve müzakere gerektirir!

Yasaları çıkarmadan önce kamuoyunda tartışmaya açmak ve karşılıklı müzakerelerde bulunmak gerekir.

Basın ve Tv kanalları da bunun için vardır; evlenme programları yapmak için değil!

 

***

 

Bir cevap yazın