Sabır o da bir yere kadar!

Sabır o da bir yere kadar!

Gençlik yıllarımı heba etmişim. Biraz ilim tahsilim de olmasaydı, hepten bitmiştim. Dünya, dünya olalı benim yaşadıklarımı yaşayan biri oldu mu, bilmiyorum.

Tarih ulemasına sordum “Haşa, efendimiz!” dediler.

Onların yalancısıyım, kimse yaşamamış!

 

Neler yaşadığımı sonunda gördünüz!

Son anda uyanmasaydım geriye ne şan, ne şöhret, ne de taht kalacaktı!

Anladım ki; ders aldığım hocalar beni eğitmemişler; adeta taşı yontar gibi yontmuşlar!

Uyanmayayım diye de cariyelere boğmuşlar!

Gag demişim üç cariye, guk demişim beş cariye sunmuşlar…

Aklım başıma geldiğinde emrime hazır iki bin cariyemin olduğunu gördüm!

Artık o hale gelmiştim ki, en leziz yemeklerle beslensem bile kemiklerimin içi mübalağasız söylüyorum, kaval gibi olmuştu!

 

Ben dünyanın her yerinden hediye gönderilen cariyelerle vakit geçirirken, üzerinde güneşin batmadığı uçsuz bucaksız saltanatımın idaresini Bermekilere bırakmışım!

Nasıl olmuşsa artık, ahali benden çok Bermekileri tanır, onlardan korkar olmuş!

Hem zevk-ü sefa hem de idare ikisi bir arada olamayacağına göre idareye ilişkin yetkilerimi Bermekilere bırakmışım.

Onlar da saltanatımı bir güzel idare etmişler! Sınırsız servetler edinmişler…

Kardeşlerimden kıskandığım saltanatımı, tamamen Bermeki Kabilesine teslim etmişim.

 

Umarım anlamışsınızdır, sultanlıkta cariyelerin sayısında neden sınır olmadığını…

Birbirinden seçme cariyelerle hoşafa döndürülen sultanlar, umursamadıkları idareyi vezirlerine devretmeyi ilm-i siyaset bellemişler…

Sonrası ise malumunuz olduğu üzere… Allah’a şükürler olsun ki, biraz Gülbahar’ın sevgisi biraz da nefis terbiyesi beni uçurumun kenarından döndürdü.

 

Herkes hesabını ona göre yapsın:

Artık ben, eski ben değilem!

Hiç duydunuz mu bir Cihan Sultanının cariyesiyle flört ettiğini?!

İşte ben ediyorum!

Hem de parmağımı parmağına değdirmeden!

Bundan büyük bir haz aldığım gibi aklım da başıma geldi!

Planlarımı da bu flört günlerinde yaptım!

Bu gidişe bir son vermem gerekiyor.

 

Planlarımı yaptım, bu yıl hacca gitmeye karar verdim. Vezirim Yahya Bermeki’ye benimle gelmesini söyledim. Güzel bir hac oldu, Allah kabul ederse!

Dönüşte kimsenin beklemediği bir tutuklama harekâtı başlattım. Yahya Bermeki ile başlayan tutuklama furyasına oğulları, torunları, akrabaları, kabilesi…  Bermeki diye bilinen her kim var ise ordudan, Saray memurluğundan, eyalet yönetimlerinden… bir kısmını öldürterek, kalanını da tutuklatarak kurtuldum.

Önemsiz işlerde görevlileri de yönetimden uzaklaştırdım.

Beytülmale el uzatan, yolsuzluk yapan her kim var ise önce mallarına el koydurdum, sonra bir kısmını öldürttüm, kalanını da zindanlara attırdım.

Bu furya kısa sürdü.

Bağdat’a döndüğümde Saray’da pek az hizmetçi kalmıştı. Saray o kadar sessizdi ki, Gülbahar olmasa can sıkıntısından patlardım.

 

Saltanatımın en değerli yıllarını böyle başlatmış oldum.

Kimsenin beklemediği bir adım daha attım:

Ebu Yusuf’u çağırdım, Gülbahar’la resmen evlendim! 

Cariyemle nikahlı evlilikten sonra halvet olacaktım, onu da uyguladım!

Ondan çocuk sahibi olacağım, Allah isterse!

Erkek çocuğum olursa Kabe duvarına astırdığım vasiyetnamemi değiştirip saltanatımı Gülbahar’dan olan oğullarıma devredeceğim.

Zübeyde ne düşünür umurumda değil. Onun fütursuz tavırları ve Gülbahar’a yaptıklarının cezasını görmesi gerekiyordu.

Bir cevap yazın